İran’ın kararlılıkla sürdürmeye çalıştığı nükleer alandaki çalışmalarına karşın, ABD ve İsrail başta olmak üzere, Altılar Grubu üyesi ülkelerin karşı yaptırımlar konusunda aktif bir çalışma içinde oldukları görülmektedir.
İran’ın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi beş daimi üyesi ülke ve Almanya’nın katılımı ile oluşan ve “Altılar Grubu” olarak bilinen ülkeler temsilcileri ile 1 Ekim 2009 tarihinde, Cenevre’de yaptığı görüşmeler sonrası, elinde bulunan yüzde 20 zenginleştirilmiş uranyumu Rusya ve Fransa gibi üçüncü ülkelere göndererek bilimsel ihtiyaçlara cevap verebilecek düzeyde zenginleştirildikten sonra kendisine iade edilmesine ilişkin anlaşmaya daha sonra uymayacağını açıklaması üzerine, İran’a ilave yaptırımlar uygulanması hususunda Altılar Grubu ülkeleri, aralarında istişarelerde bulunmakta idi.
Bu istişarelerden sonuncusu, geçtiğimiz günler içinde, telekonferans yoluyla, Çin dahil Altılar Grubu’na üye ülkeler temsilcileri arasında 90 dakikalık bir görüşmeye yol açmıştı. Bu görüşme öncesi ve sonrasında, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, İran’ın uyuşmaz tutumuna işaretle, bu ülkeyi belirlenecek bazı alanlara yönelik ilave yaptırımlarla tehdit etmeye başlamıştı.
Bu uyarılar üzerine, önce İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, daha sonra, bu ülke Dışişleri Bakanı Manucher Muttaki, Altılar’ın önerisine ilişkin olarak herhangibir sorun bulunmadığını beyan etmişler ve böylece ilave yaptırım olasılığını ertelemek ya da ısınan havayı biraz soğutmak amacını ortaya koymuşlardır. Çin, ilave yaptırımların diplomasi yolunu tıkayacağı ve durumu daha da içinden çıkılmaz hale getireceği savı ile İran tarafını desteklemiştir.
Görülen odur ki, ABD yönetimi, İsrail’in de ağır baskı ve telkinleri doğrultusunda, İran’a yönelik ilave yaptırım tehditlerini hayata geçirebilmek için yarı seferberlik halindedir. Bu çerçevede, İsrail Hükümeti de, İsrail hava kuvvetlerinin Haziran 1981 tarihinde Irak’ın nükleer tesislerine karşı yaptığı başarılı imha operasyonunu hatırlatarak, aynı tertipte bir operasyonun İran’a karşı da gerçekleştirilebileceği, zira nükleer yeteneklerini giderek artıran bu ülkenin İsrail’in güvenliği bağlamında, büyük bir tehdit oluşturduğunu vurgulamak suretiyle kamuoyu oluşturmaktadır.
Bu durumda, halen müsait bir uluslararası anlayış ve ortam mevcut olmasa da, Türkiye’nin, bölgesinde bu bağlamda yeni bir krizin ortaya çıkması olasılığını da dikkate alarak, özelde İran’la genelde uluslararası kurum ve kuruluşlarla ve Altılarla sıkı bir temas ve istişare içinde, krizin önlenmesi çabalarına, uluslararası çerçevede ve tarafsız bir şekilde, aktif katkıda bulunması uzun vadeli çıkarlarına uygun düşecektir.