ENGLISH
23.05.2012
06.02.2010 11:36


Doç. Dr. Erkin Ekrem
SDE Uzmanı
eekrem@sde.org.tr
CV

Türkiye-Çin İlişkileri: Tanımak ve Anlamak

Çin Ticaret Bakanı Chen Deming’in 6-17 Ocak 2009 tarihleri arasında Türkiye, Suudi Arabistan, Etiyopya, Mozambik ve Tanzanya kapsayan turunun, 7-9 Ocak tarihleri arası Türkiye’ye ayrılmıştır. Bakan Chen Deming, Türkiye’yi ziyareti sırasında birkaç ilke imza atmıştır. İlk olarak Bakan Chen Deming Türkiye’ye gelmeden önce aynı anda iki Türk gazetesinde kendi imzasını taşıyan bir makale yayınlamıştır. “Çin-Türkiye Ekonomi-ticaret İlişkilerinin Geleceği Parlaktır” başlıklı söz konusu yazının Türkçesinde bazı tercüme hataları bulunmakla birlikte, bazı paragraflar da tercüme edilmemiştir. Bakan Chen Deming bu yöntemle Türk kamuoyunda olumlu bir atmosfer yaratmayı ve Çin-Türkiye arasındaki ticaret ilişkileri bağlamında da bazı mesajlar vermeyi hedeflemiş olmalıdır.

Çin Ticaret Bakanı Chen Deming, Türkiye ziyaretinin amacını yazısında açıklamıştır: “Çin-Türkiye ikili ekonomi-ticaret işbirliği ilişkilerini genişletme gayesiyle ve iki ülkenin dostluk ilişkilerini sağlamlaştırmaya ve ilerletmeye dönük iyi niyetle, Çin Hükümeti Ekonomi ve Ticaret Heyeti ile birlikte yüzden fazla iş adamından oluşan Çin Ticaret-Yatırımı Geliştirme Heyeti ile birlikteTürkiye’ye ziyarette bulunacaktır.” Çin Ticaret Bakanı Chen Deming, Çin-Türkiye ilişkilerinin bin yıl önce İpek yolu vasıtasıyla, kökleri iki eski uygarlığa dayalı ülkeyi birbirine bağladığını dile getirmiş, örnek olarak Topkapı Sarayı Müzesi’nde saklanan on binlerce Çin porselenini göstermiştir. Yeni yüzyılla birlikte Çin-Türkiye ikili ekonomik-ticari işbirliği ilişkileri hız kazanmış ve 2000 yılında ikili ticaret hacmi 1 milyar dolara, 2008 yılında ise 12,57 milyar dolara ulaşarak, 8 yılın içinde 12 kat artış olmuştur. Çin, üç yıldan beri Türkiye’nin dördüncü ticaret ortağı konumunu sürdürmektedir. Çin ve Türkiye karşılıklı yatırım ilişkileri de gelişmiştir. Eylül 2009’a kadar Çin’in Türkiye’ye yönelik yatırımının toplam miktarı 313 milyon dolara ulaşmış ve Ekim 2009’a kadar Türkiye’nin Çin’e yönelik yatırımının toplamı 100 milyon doları aşmıştır. Çinli girişimciler Türkiye’de ulaşım, deniz nakliyatı, enerji, telekomünikasyon, madencilik, motosiklet montajı ve turizm sektörlerine yatırım yaparken, Türk girişimciler ise ürün imalatı ve işlemesinden, finans, perakende, otel ve müteahhitlik gibi hizmet sektörlerinde yatırım yapmaktadır.
 
Türkiye-Çin Ticaret Dengesizliği
 
Çinli Bakan Chen Deming, makul maliyet, üstün kalite ve uygun finansman koşullarına sahip Çin şirketlerinin, Türkiye’de telekomünikasyon ve ulaşım gibi altyapı inşasına olumlu katkılarda bulunduğunu ifade ederek, ikili ticaret ilişkilerinin birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olduğu tespitinde bulunmuştur. Bu gelişmelerin her iki ülkenin ortak çıkarına uygun olduğunu ileri süren Bakan Chen Deming, mevcut ikili ekonomi-ticaret ilişkileri daha ileri götürmek için dört maddelik teklif sunmuştur:
 
1. Çin-Türkiye ticaret dengesinin eşit gelişimi sağlanmalıdır. Bakan Chen Deming’e göre, Çin-Türkiye arasındaki ticaret dengesizliğini gidermek için Çin tarafı 2007’den itibaren dört kez satın alma grubunu Türkiye’ye göndermiş ve toplam 800 milyon doları aşan mal almıştır. Ayrıca, Türk mallarının Urumçi Dış Ekonomi ve Ticaret Fuarı’nda sergilemesine de imkân verilmiştir. Bakan Chen Deming, Çin tarafının bu yönde alınan tedbirlerle, Türkiye’nin Çin’e yönelik ihracatının olumlu yönde ivme kazandığını belirtmektedir.
 
2. Sürekli ikili işbirliği alanı genişletmelidir. Bakan Chen Deming’e göre, her iki tarafa bağlı sektörlerin karşılıklı yatırım faaliyetlerinin arttırılmasına ve teşvikine devam edilmelidir. Ulaşım, telekomünikasyon ve elektrik santrali inşası alanlarındaki işbirliğinin güçlendirilmesi ve rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi ve nükleer enerji gibi diğer yeni enerji alanlarına yönelik işbirliği çerçevesinde, fizibilite çalışmaları yapılmalıdır. Çin ve Türkiye bankaları, iki tarafa bağlı sektörlerin işbirliğini daha iyi finansal hizmetlerle desteklemelidir. Bakan Chen Deming’in vurguladığı diğer bir konu ise, Türkiye’nin stratejik konumundan istifade ederek, iki ülke sektörlerinin ortaklaşa üçüncü bir pazara yönelik işbirliğine destek verilmesidir.
 
3. Türk işletmelerinin Çin’in Batı Bölgelerini Kalkındırma Projesi’ne aktif iştirak etmesi memnuniyetle karşılanacaktır. 10 yıl önce başlatılan bu stratejik kalkınma projesinin dışa açık olduğunu vurgulayan Bakan Chen Deming, tarihte İpekyolu’nun, Çin’in kuzeybatısındaki Xinjiang (Doğu Türkistan), Gan-su ve Shan-xi gibi özerk bölgelerini ve eyaletlerini Orta Asya ile Batı Asya’yı sıkıca bağlamış olduğunu dile getirerek, Xinjiang gibi özek bölgelerin ve eyaletlerin sınır ötesi bölgelere açılmasını, sınır ötesi ülkeleri ve hatta Batı Asya ülkeleri ile ekonomik-ticari işbirliğini desteklendiğinin altını çizmiştir. Proje ile hedeflenen; tarihî İpekyolu’nun tekrar canlandırılmasıdır. Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ın Eylül 2009’da Urumçi Dış Ekonomi ve Ticaret Fuarı’na iştirak etmesini örnek veren Bakan Chen Deming, sayıları artan Türk sektörlerin, Xinjiang gibi Çin’in batı bölgelerinde yer alan eyaletlerinde yatırım ve ticaret yapmasını memnuniyetle karşıladıklarını ifade etmiştir.
 
4. Her iki ülke çok taraflı işbirliği alanındaki koordinasyonu güçlendirmelidir. Bakan Chen Deming’e göre, Çin ve Türkiye gelişmekte olan büyük ülkelerdir ve G20’nin üyeleridir, bu nedenle iki ülkenin yeni uluslararası konjonktürde ortak çıkarları ve ilgi duyduğu konular gidererek artmaktadır.
 
Türkiye-Çin Ticaret İlişkisi (2000-2008)
 
Ayrıca Türkiye-Çin Ticari, Ekonomik ve Yatırım İşbirliği Forumu’nda konuşan Çin Ticaret Bakanı Chen Deming, iki ülke arasındaki ticari dengesizliğin bir süre devam edebileceğini dile getirerek, Çin tarafının özellikle bu dengesiz ticari oranları sürdürme peşinde olmadığının da altını  çizmişti.
 
Çin Ticaret Bakanı Chen Deming’in ikili ticarette yaşanan dengesizliğin azaltılması için önerdiği dört maddeli çözümün, daha önceki Çin liderlerinin Türkiye ziyareti sırasında sarf ettiği ifadelerle arasında büyük benzerlikler vardır.
 
Nisan 1999 yılında Çin Ulusal Halk Kongresi Başkanı Li Peng, Türkiye ziyareti sırasında öncelikle İstanbul’da Türk işadamları ile görüşmüş ve Türkiye aleyhine gelişen ikili ticari ilişkileri konu alan bazı önerileri olmuştu. İkili ticari ilişkilerin gelişmesine önem verdiğini ifade eden Başkan Li Peng, karşılıklı eşit çıkarları sağlayan, birbirinin ihtiyaçlarını karşılayan ve avantajları ile birbirini tamamlayan bir zemin üzerinde, Çin-Türkiye ekonomik-ticari ilişkilerini geliştirileceğini beyan etmişti. Somut olarak; işbirliği yolları genişletilmeli, Türkiye’ye özgü ve Çin pazarında ihtiyaçlı duyulan ürünler Çin’e ihraç edilmeli ve iki taraf uluslararası pazarlarda geleceği olan ürünleri birlikte üreterek üçüncü bir ülke pazarına sürmelidir. Ayrıca iki ülkeye bağlı sektörler temaslarını arttırmalıdır. Çin de Türk işadamlarının Çin’i ziyaret etmesini ve araştırmasını memnuniyetle karşılamaktadır. 2000 Nisanında Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin’in Türkiye ziyaret sırasında imzalanan bildiride de benzer ifadeler bulunmaktadır. Bildiriye göre, iki taraf ekonomik ve ticari ilişkilerinin ilerlemesi için gayretle çalışacaktır; ticari dengesizlik durumunun giderilmesi için, ikili ticaretin çeşitlendirmesi ve ikili ticari ilişkilerin sürekli arttırılması arayışı içine girilecektir; ekonomik ve teknik işbirliği alanlarında yeni yol ve yöntemler keşfedilmeye çalışılacaktır; karşılıklı yatırım faaliyetleri teşvik edilecektir ve karşı tarafın pazarındaki payını arttırmak için gerekli tedbirlerle, fırsatlar yaratılacaktır; işbirliğinin sağlam bir zeminde genişletmesi için iki taraf ekonomi, teknoloji, teknik, çevre ve diğer alanlardaki bilgi ve tecrübeler paylaşılacaktır. Nisan 2002’de Çin Başbakanı Zhu Rongji, Türkiye ziyareti sırasında da benzer ifadeleri kullanmıştı. Başbakan Zhu Rongji, iki ülkenin yeni yüzyıla yönelik ekonomik-ticari işbirliği ilişkisinin ivme kazanması için üç maddeli öneri sunmuştu: 1. İki taraf, ticareti büyütmek ve yeni ürünleri geliştirmek için çabalamalıdır. Çinli Başbakan’a göre, Türkiye’nin maden ürünleri, kimyasal hammadde, yün ve deri gibi ürünlerde ihracat avantajı vardır. Çin'de ise yüksek teknoloji ve sanayi belli bir düzeye ulaşabilmiştir; özellikle sanayi ürünleri ve elektronik ürünlerinin, uluslararası pazarlarda önemli bir rekabet gücü vardır, iki taraf bu ürünler üzerinden ikili ticareti genişletebilir. 2. İki taraf işbirliği alanlarını genişletmelidir. Çinli Başbakan’a göre, iki taraf sulama sistemleri, tarım teknolojisi, tarımsal ürünleri işleme teknolojisi ve turizm gibi alanlarda işbirliğini güçlendirmeye devam etmelidir. 3. İki tarafa bağlı sektörlerin karşılıklı yatırım ve işbirliği teşvik edilmelidir. Başbakan Zhu Rongji’ye göre,  Türkiye'nin hem stratejik konumu önemlidir, hem de Avrupa Gümrük Birliği’ne üye olmuştur. Bu durum Çin işletmelerinin Türkiye’deki yatırımlarını genişletebilmesine olanak sağlamaktadır. Böylece üretilen elektrikli ev aletleri ve tekstil ürünleri komşu ülkelere ve çevre bölgelere ihraç edilebilir. Başbakan Zhu Rongji, Çin tarafının, Türk girişimcilerin Çin’de yatırım yapmasını memnuniyetle karşıladığını ve gerekli kolaylık ve yardımı sağlamaya istekli olduğunu belirtmişti. Çin Başbakanı Zhu Rongji şunu da vurgulaşmıştır: “Çin ve Türkiye’nin dostluğunu daha da ilerletmesi için ekonomik-ticari işbirliği platformu olmazsa olmaz”.
 
Çinli liderlere ikili ticaret ve işbirliği konusunda sunulan teklifler, kapsamlı bir dış ticaret politikasının bir parçasına benzemediyse de, pratik bakımında olumludur. Ancak Çin Ulusal Halk Kongresi Başkanı Li Peng’ten Çin Ticaret Bakanı Bakanı Chen Deming’e kadar Türkiye’nin aleyhine gelişen ikili ticaret dengesi düzelmemiştir. Hatta ikili ilişkiler için önemli olan, iki ülkenin Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve Tang Jiaxuan arasında Ocak 2001’de imzalanan eylem planı da uygulanamamıştır. Yani ikili ticareti geliştirme amacını taşıyan politikaların çoğu kâğıt üzerinde kalmıştır.
 
Türkiye-Çin İlişkileri: Tarihî İpekyolu’nun Yeniden Canlandırması
 
Çin Ticaret Bakanı Chen Deming’in Türkiye ziyaretinde ortaya çıkan diğer bir ilk ise, Türkiye ile işbirliği yapılarak, İpekyolu’nun yeniden canlandırılması ifadesi olmuştu. Bakan Chen Deming yazısında, bin yıl önce İpekyolu’nun iki ülkeyi birbirine bağladığını ve Xinjiang’dan (Doğu Türkistan) Orta Asya’ya hatta Batı Asya’ya uzanan işbirliğininin, İpekyolu’nun yeniden canlandırması ile gerçekleştirileceğini ifade etmişti. Devlet Bakanı Zafer Çağlayan da, meslektaşı Bakan Chen Deming ile görüşmesi sonrasında “tarihi İpekyolu’nun canlandırılması çerçevesinde, demiryolu altyapısının aynı standarda getirilmesiyle, Çin’den Türkiye’ye ve Türkiye’den dünyanın her yerine mal satma imkânının oluşacağını” söylemişti. Çinli bakan, Çin ile Türkiye’nin, Asya’nın doğu ve batı ucunda bulunduğunu ve Çin-Türkiye arasındaki ulaşımın sağlanmasına katkıda bulunacağını ifade ederek, yeni İpekyolu’nun gerekliliği yönünde görüşlerini beyan etmişti. Çin medyası da, İpekyolu’nun yeniden canlandırılması konusunun Türkiye-Çin Ticari, Ekonomik ve Yatırım İşbirliği Forumu’nun esas hedefi olduğunu belirtmektedir. İpekyolu’na atıfta bulunularak, Türkiye-Çin ilişkilerini eski tarihlere dayandırma gayretlerine sıkça rastlanmaktadır. Bu atıflar tarih gerçeklerden uzak olmasına rağmen, her iki taraf da bu pragmatik olmayan söylemi benimsemişti.
 
Nisan 1999’da Çin Ulusal Halk Kongresi Başkanı Li Peng, Türkiye ziyareti sırasında, İpekyolu’nu ikili ilişkilerin tarihî delili olarak belirtmişti. Nisan 2000’de Çin Devlet Başkan Jiang Zemin, Türkiye’ye yaptığı ziyarette, İpekyolu’nu, iki milletin dostluk ilişkilerinin köprüsünü oluşturduğunu ifade etmişti. Jiang Zemin-Süleyman Demirel görüşmesi esnasında, Jiang Zemin, “İki tarafın birlikte modern İpekyolu’nu canlandırmaya çaba göstereceğini” açıklamıştı. Jiang Zemin-Süleyman Demirel arasında imzalanan ortak bildiride, “iki ülke halkının dostluğunu pekiştiren ve Doğu-Batı uygarlığını birbirine bağlayan İpekyolu, bundan sonra da, bu ticaret yolu üzerindeki ülkelerin dostluk ilişkilerini ve ticari, siyasî, kültür gibi alanlardaki işbirliğini pekiştirecektir” ibaresi yer alacaktır. Ocak 2001’de Çin’i ziyaret eden Çin Dışişleri Bakanı Tang Jiaxuan, “21. yüzyılın İpekyolu, Türkiye ile Çin arasında inşa edilecek ve daha parlak olacak” diye konuşmuştu. Çin Başbakanı Zhu Rongji, Nisan 2002’deki Türkiye ziyareti sırasında İpekyolu’nun iki milletin dostluğunu gösteren tarihî bir delil olduğunu ifade etmişti. En son Çin Ticaret Bakanı Chen Deming’in sunduğu “İpekyolu”; Doğu Türkistan’dan Batı Asya’ya kadar uzanan işbirliği hattından oluşmaktadır. Daha önce Çin Hükümeti benzer bir ifadeyi Orta Asya ülkeleri için sarfetmişti. Çin’in eski Başbakanı Li Peng, Nisan 1994’teki Orta Asya ziyaretinde, bölge ülkelerle birlikte modern İpekyolu’nu inşa etme çağrısında bulunmuştu. Bu tarihten itibaren Çin’in Orta Asya açılımı başlamıştı.
Soğuk Savaş sonrasında Çin Hükümeti, tarihî İpekyolu’nu canlandırma projesini ortaya koymuştu. Çin tarafı, 16. yüzyıldan sonra fonksiyonunu yitiren İpekyolu’dan bazı önemli sonuçları çıkarmıştı. Tarihte İpekyolu vasıtasıyla Çin dünyaya tanıtılmıştı; Çin, güçlü olduğu dönemde İpekyolu üzerindeki birçok ülkeyi ve toplulukları kendine bağlamıştı. Güvenlik ve ekonomik çıkarları için göçebe topluluklarla Orta Asya’da mücadele etmişti, Çin’in tarihî başkenti Chang-an’dan İstanbul’a kadar olan bölge, Çin ürünlerinin pazarı haline gelmiş ve söz konusu bölgeden Çin’in ihtiyaç duyduğu mallar da getirilmişti. Çin’de kurulan en güçlü Han Sülâlesi (M.Ö. 206-M.S. 220), Tang Sülâlesi (618-906), Yüan Sülâlesi (1279-1368) ve hatta Qing İmparatorluğu (1644-1911) kendi ekonomik ve güvenlik çıkarları nedeniyle dört kez Orta Asya’ya girmiş ve bir dönem bölgeyi yönetmişti. Bu çıkarları sağlayabilmek için siyasî etkisini de tesis etmişti. Yani yükselmeye başlamış olan Çin’in hem güvenlik hem de ekonomik çıkarları için Orta Asya ve daha geniş anlamda, Avrasya’ya açılması gerekmektedir. Bu çerçevede Çin’in Avrasya politikası da oluşmaya başlamıştı.
 
Çin Hükümeti’nin Doğu-Batı bölgelerini bağlayan ve Trans-Sibirya Demiryolu’na alternatif olarak Asya-Avrupa Demiryolu’nu, yani Çin’in doğu deniz kıyısındaki Lianyun Gang limanından Hollanda’nın Rotterdam limanına kadar uzanan demiryolu sunmaktadır. İstanbul’un iki yakasını bağlayan demiryolunun inşa edilmesi ile birlikte Çin’in Asya-Avrupa Demiryolu Projesi’nin hayat bulacağı bir gerçektir. Avrasya kıtasının ortasından geçen Asya-Avrupa Demiryolu’na diğer bir alternatif yol ise Avrasya kıtasının güneyinden geçmektedir. Henüz plan aşamasında kalmış bu projenin Çin’in güney kıyı şehri Shenzhen’den, Bangladeş’in başkenti Dakka, Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi, İran’ın başkenti Tahran, Türkiye’nin başkenti Ankara ve Hollanda’nın başkenti Rotterdam’a doğru uzanması düşünülmektedir. Ayrıca Çin Hükümeti, daha karmaşık bir proje olan Asya Karayolu Ağı ve Pan-Asya Otoyolu peşindedir. Bu bağlamda Çin’in Türkiye’de demiryollarına yatırım yapması ve 3. Köprü Projesi’ne önem vermesi kolayca anlaşılmaktadır. Ayrıca Hazar Denizi’nden Çin’e uzanan doğalgaz boru hattı (Türkmenistan-Çin) ve petrol boru hattı (Kazakistan-Çin) da Çin’in Avrasya politikasının bir parçasını oluşturmaktadır. Bütün bu yollar, Doğu Türkistan’dan geçmektedir ve bölgenin istikrarının sağlanması da zaruri bir görev olacaktır. Çin’in bütün bu politik girişimlerinin gerçekleşmesi için bölgede güvenilir ve potansiyel güce sahip Türkiye ile işbirliği yapmasını gerektirmektedir.
Çin’in ihtirasla sürdürmeye çalıştığı bu projeler artık Orta Asya’yı aşarak Türkiye’ye uzanmış olabilir. Çin’in ortaya koyduğu “tarihî İpekyolu’nu canlandırma” teklifi Türkiye’nin çıkarlarına da uygun görünmektedir. Türk iş dünyasının “tarihî İpekyolu’nu canlandırma”nın mevcut içeriğiyle yetinmediği de görünmektedir. Türkiye, Çin ile stratejik ortalık kurmanın peşindedir. Haziran 2009’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte Çin’e ziyarette bulunan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Çinli işadamlarına “Gelin stratejik ortak olalım, ortak yatırımlar için konuşalım” diye seslenmişti. Urumçi olayları sonrası ikili ilişkiler normalleşmeye doğru yol alırken, Eylül 2009’da Çin’i ziyaret eden Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Türkiye’nin Çin’i “stratejik bir işbirliği pozisyonuna getirmek istediğini” belirtmişti. Bakan Çağlayan, “Çin’i sadece bir ticari ortak olarak değil, stratejik ortak, işbirliği yapılacak, ekonomik entegrasyon sağlanacak ülke olarak görüyoruz” diyerek, stratejik işbirliğini anlamlandırmıştır. Maliye Bakanı Şimşek, Eylül 2009’daki Çin ziyareti sırasında, Çin’in Türkiye için önemli bir ülke ve önemli bir pazar olduğunu belirtmişti. Bakan Şimşek, “Çin’le bir stratejik ortaklık kurma peşindeyiz” diyerek Türkiye-Çin ilişkilerinin hedefini de ortaya koymuştu.
Ekim 2009’da Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev arasında Türkiye-Kazakistan Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalanmıştı. Bu bağlamda, Ankara artık “stratejik ortaklık” dış politikasını başlatmış olabilir ancak Çin ile “stratejik ortaklık” olabilmek için pragmatik bir dış politika izlenmesi gerekmektedir ve “stratejik ortaklığın” içerisinin dolu olması ve uygulanabilirliği koşulu önem kazanmaktadır.
 
Uygur Köprüsü: Türkiye-Çin İlişkilerinin Yeni Zemini
 
Çin Ticaret Bakanı Chen Deming’in ziyaretiyle yaşanan üçüncü bir ilk ise, 1995 yılından beri ifade edilen, Türkiye’nin “Uygurlar iki ülkenin dostluk köprüsüdür” politikasını kabul etmesidir. 7 Ocak günü Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Çinli Bakan Chen Deming’i kabul etmiş ve Uygur meselesi her zaman olduğu gibi gündeme gelmişti. Görüşme sırasında Uygur bölgesinde yaşanan olaylardan büyük üzüntü duyduğunu belirten Başbakan Erdoğan, “Çin’in toprak bütünlüğüne ve tek Çin’e saygı duyuyoruz. Toplumsal bütünlüğüne büyük önem veriyoruz” demişti. Uygurlar’ın Türkiye’de yaşayan akrabaları olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, bu nedenle Uygurların huzur ve refahının önemli olduğunu, Uygurları iki ülke arasında dostluk köprüsü olarak gördüklerini ifade etmişti. Türkiye'nin Uygurlarla bağlarını saygıyla karşıladıklarını belirten Çin Ticaret Bakanı Chen Deming, kendilerinin de Uygurları dostluk köprüsü olarak gördüklerini belirtmişti.
 
Uygurlar, Sultan Alâeddin Eretna (1336-1352) ile Anadolu’ya yerleşmeye başlamıştır ve bugünde sayılarının az olmasına rağmen, Türkiye’ye göç etmeye devam etmektedirler. Urumçi olayları sonrası, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Türkiye'de 300 binden fazla Uygur vatandaş bulunduğuna dikkat çekmişti. Uygurların Türkiye halkı ile akrabalık bağları bulunmakla kalmamaktadır, aynı zamanda Türkiye’deki nüfus üzerinden belli bir kamuoyuna sahiptir. Türk siyasetçiler Çin Hükümeti’ne bu hassasiyeti anlatmaya çalışmıştır. Çinli Bakan Chen Deming’in bu hassasiyeti ne derecede anladığı ilerdeki zaman dilimi içerisinde anlaşılacaktır ancak Bakan Chen Deming’in şahsı adına gösterdiği anlayışın, ikili ilişkilerinin gelişmesine katkıda bulunacağı düşünülmektedir.
 
Uygur meselesi üzerinde Çin Hükümeti’nin de hassasiyeti vardır. Doğu Türkistan’ın asli halklardan biri olan Uygurlar, topraklarının işgal edilmesi ve 1884 yılında Çin yönetiminin idaresi altına alınmasının ardından bağımsız hareketini başlatmıştı. İrili ufaklı birçok ayaklanmanın sonucunda, 1933 ve 1944’te Doğu Türkistan’da kısa ömürlü bağımsız cumhuriyetler kurulmuştu. Doğu Türkistan adı bu iki cumhuriyet ile özdeşleşerek siyasî anlam kazanmıştı. Uygurların siyasî, ekonomik ve kültürel baskılara karşı bütün ayaklamaları da bölücülük ve terör hareketi olarak suçlanmıştı. Çin Hükümeti’nin gözünde etnik Uygur meselesi ile siyasî Doğu Türkistan meselesi özdeşleşmiş ve bu anlamda çözüm yolu çıkmaza girmiştir. Türkiye bu iki meseleyi birbirinden ayrı olarak ele almaktadır ve Doğu Türkistan’ın bağımsızlığına değil, Uygurların karşı karşıya kaldığı sorunlara ilgi göstermektedir. Çin Hükümeti ise henüz farkı görememiştir ya da görmezden gelmektedir. Çin Hükümeti’nin bu görüşünün dış politikadaki yansıması ise Uygurların durumu ile ilgilenenlerin, Doğu Türkistan bağımsızlığına destek verdiği algılamasıdır. Çin Hükümeti’ni bu algılamaya düşüren nedenlerden biri,  Doğu Türkistan’ın jeostratejik önemidir.
 
Doğu Türkistan, Çin’in Batı’ya açılan bir kapısıdır ve köprü rolü üstlenmektedir. Çin Hükümeti, tarihi İpekyolu’nu yeniden canlandırma projesi çerçevesinde Çin’den Batı’ya uzanan karayolları ve demiryolları oluşturmasının peşindedir. Çin’den Hazar denizine uzanan doğalgaz ve petrol boruhatları enerji pompalamaya başlamıştır. Çin Hükümeti, Urumçi Havaalanı’nı Batı Avrupa ile Doğu Asya arasındaki havayolu transit istasyonu yapma hazırlığındadır. Urumçi Havaalanı 2006 yılından itibaren uluslararası havaalanına dönüştürülmüştü. Son on yıldan beri Çin Hükümeti Urumçi’yi, Orta ve Güney Asya’nın ekonomik ve dolayısıyla siyasî çekim merkezi haline getirmeye çalışmaktadır. Bu durumda Urumçi aynı zamanda Orta ve Güney Asya’ya stratejik derinlik yapabilecek ileri üs vazifesi görecektir. Doğu Türkistan’ın yer üstü ve yer altı zenginlikleriyle birlikte bölgenin Çin açısındaki stratejik önemi ortaya çıkmaktadır. Doğu Türkistan aynı zamanda Çin’in sınır bölge güvenliğinin teminatıdır. Bu bağlamda Doğu Türkistan, yükselmekte olan Çin’in güvenlik ve kalkınma gibi ulusal çıkarlarını ciddi ölçüde etkilemektedir. Yani Doğu Türkistan, Çin’in geleceğini etkileyen en önemli faktörlerden biri haline gelmiştir. Bu nedenle, Türkiye-Çin ilişkilerinin hassas noktasını oluşturan Doğu Türkistan sorununun da gündemden düşmeyeceği açıktır.
 
Çinli uzmanlar, Doğu Türkistan sorununun ideolojisini Pan-İslâmizm ve Pan-Türkizm akımına bağlamakta ve Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’ten (1842-1918) itibaren Doğu Türkistan ayrılıkçı hareketinin arkasında Türkiye’nin olduğu kanaatine varmaktadır. Çinli uzmanlar bu saptamaya göre, önce Türkiye’deki Türklerin Göktürk soyundan geldiğini ve tarihte Göktürkler’in Uygurlara zulüm yaptığını iddia ederek Uygurları Türkiye’den uzaklaştırmaya çalışmış, sonra da Türkiye’nin sürdürdüğü dış politikanın aslında Pan-İslâmizm ve Pan-Türkizm akımını benimsemekle büyük Turan devleti kurma olduğu tespitini yaparak, Türkiye’nin Uygurlara olan ilgisinin altında gayri niyet yattığı sonucuna varmaktadırlar. Bu tür görüşlerin son örneğini ise; Türkiye’nin 5 Temmuz Urumçi olaylarına üzerindeki tepkiye karşılık Çin toplumundan gelen ağır ithamlardır. Ayrıca, tarihte Göktürk-Çin mücadelesinin her iki toplumda derin etki bıraktığı gibi, tarihi olaylardan ibret ve tecrübe edinme geleneği olan Çinlilerin, Göktürk soyundan gelen Türkiye’deki Türkler üzerindeki düşünceleri ve imajı olumlu değildir. Çinli uzmanların bu tespiti doğal olarak devletin karar alma sürecini etkilemektedir ve Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Pekin Hükümeti’nin Ankara’ya kuşkuyla bakmasına yol açmıştır. Ankara, 1971’ten beri Çin’in toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı ilkesini ve 1998-1999 yılından itibaren de Türkiye’de Çin’i bölecek hiçbir faaliyete destek vermeyeceğini vurgulamış olmasına rağmen, Çin’in güvenini kazanamamıştır. Örneğin Çin Hükümeti, Türkiye’de Urumçi olayları üzerine gösterilen tepkiyi, Çin’in içişlerine karışma olarak algılamıştır.
 
Türkiye-Çin ilişkilerinin gelişmesi birçok dış ve iç etkene bağlıdır fakat birbirlerini tanımakla ve anlamakla; işbirliği ya da Türkiye tarafından ifade edilen “stratejik ortaklık” ilişkilerine gidilebilir. Uygur meselesi bir problem değil, bir dostluk köprüsü olarak görüldüğü andan itibaren ikili ilişkiler pekiştirilebilir. Ancak “dostluk köprüsü” politikasının içeriğinin dolu olması gerekmektedir.
 
Sonuç: Türkiye-Çin İlişkileri Yeniden Değerlendirilmeli
 
Batılılar, Marco Polo’nun (1254-1324) seyahati ile Çin’i tanımaya başlamış ve devamındaki Hristiyan misyonerlerin Çin’e yönlenmesi sonucunda, Çin’i köklü tarihe ve zengin kültüre sahip ancak farklı düşünceleri olan hantal bir ülke olarak tanımışlardı. Batılıların Çin’i yarı sömürge bölgeye dönüştürmesiyle birlikte, Çinliler de Batı’yı tanımaya başlamıştı. Ancak Çin bugün de hala iyi tanınmıyor. Çin’i “tuhaf bir devlet” (erratic state) olarak tanımlayan siyaset bilimci Lucian Pye, Çin’in diğer ulus devletler gibi uluslararası camiaya ait olmadığını ve bir medeniyet (kültür) olduğu halde, bir devlet gibi davrandığını belirtmişti. (Lucian W. Pye, “China: Erratic State, Frustrated Society”, Foreign Affairs, Vol. 69, No. 4, 1990:58) Çin devleti kavramını Çin kültürü ile eşit gören sinolog John K. Fairbank da, tarihteki Çin devletleri için “kültürelizm” (culturalism)kavramını kullanarak, Çin devleti ile eşdeğer bir kavram olarak kültürelizmi tercih etmiş ve Çin’in kültürelizmi ile diğer ülke ve topluluklardan temelde farklı olduğunu tespit etmişti. (John King Fairbank, East Asia, the great tradition‎, Boston: Houghton Mifflin Company, 1962:293; John K. Fairbank, China: A New History, Cambridge, MA: The Belknap Press of Havard University Press, 1992:25, 53) Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Haziran 2009’daki Çin ziyareti sırasında benzer ifadeler kullanmış ve Çin’i “dünya içinde ayrı bir dünya” olarak tanımlamıştı.
 
Clinton Hükümeti döneminde Dışişleri Bakanı olan Madeleine Albright’ın anılarında, Çin ile ilgili önemli bir tespit vardır. Albright; Alexis de Tocqueville’in 150 yıl öncesindeki Amerika ile Rusya’nın ilişkileri gelecek dünyanın kaderini belirleyecektir öngörüne yer vererek, “Tocqueville bugün yaşasaydı, Rusya’yı da göz ardı etmeden ilk olarak Çin’den söz ederdi” demektedir. Albright bunun nedenini, “Çin fazlasıyla büyüktür ve göz ardı edilemez; Çin çok müstebit, kucaklanmaz. Çin’i etkilemek çok zordur üstelik çok hem de çok gururludur” biçiminde açıklamaktadır. (Madeleine K. Albright, Madame Secretary: A Memoir of Madeleine Albright, New York: Miramax Books, 2005:554) ABD eski Başkanı Richard M. Nixon da, 1967’de Foreign Affairs dergisinde yazdığı makalesinde dev bir Çin’i uluslararası aileden uzaklaştırmanın yanlış olduğunu belirtmişti. Başkan Nixon’a göre Çin’in uluslararası camiaya dahil edilmesi, ABD’nin Çin politikası olmalıdır. ABD’nin bu politikası bugüne kadar devam ediyor. Washington 1951’den beri Çin Halk Cumhuriyeti ile meşgul olmuş ve şimdiye kadar etkili bir Çin politikasını ortaya koymuş değildir, sadece gelişmelere göre dönemsel bir Çin politikası üretmektedir. Köklü tarihsel birikimi ve zengin kültüre sahip olan Çin bir başka dünyadır, onu anlaması da kolay değildir. Yükselmekte olan Çin’in ekonomik büyümesi ile askerî modernizasyonu da dikkat çekmektedir; Çin artık bir bölgesel güçtür ve mevcut uluslararası siyasal ve ekonomik sistem üzerindeki etkisi de giderek artmaktadır. Yükselen Çin’in gelecekte ne yapacağı da ciddi bir merak konusuna dönüşmüş durumdadır.
 
2008-2009 Çin’in Dış Ticareti (milyar dolar)
 
Hacim
Artış
İhracat
Artış
İthalat
Artış
Dengesi
Artış
2008
2561
%17.8
1428
%17.2
1133
%18.5
2954
%12.2
2009
2207
-%13.9
1202
-%16
1005
-%11.2
1961
-%34.2
Kaynak: General Administration of Customs of the People’s Republic of China
 
2008-2009 Çin’in En Büyük Ticaret Ortakları (milyar dolar)
 
AB
ABD
Japonya
 
Hacim
Denge
Hacim
Denge
Hacim
Denge
2008
426
%19.5
334
%10.5
267
%13
2009
364
-%14.5
298
-%10.6
229
-%14.2
Kaynak: General Administration of Customs of the People’s Republic of China
Dünyanın önde gelen güçleri, yükselmekte olan Çin’i yeniden tanımaya çalışmakta ve Çin’in gelecekte uluslararası arenada nasıl bir rol üstleneceği konusunda da ciddi araştırmalar yapılmaktadır. İnsanlık tarihinin son 500 yıllık dilimi içerisinde Osmanlı Devleti ile birlikte sırasıyla Portekiz, İspanya, Hollanda, Almanya, Fransa, İngiltere, Japonya, ABD ve Sovyetler Birliği gibi büyük güçler yükselmişti ve mevcut hegemon güç ile yeni yükselen güçler arasındaki kanlı mücadelelerle beraber yeni uluslararası düzen de şekillenmişti. Çin’in yükselişinin de bazı yerleşik düzenleri değiştirebileceği görüşünde olan ülkeler, bu gelişmeye göre geleceğe yönelik Çin politikasını şimdiden biçimlendirmeye çalışmaktadır.
 
Türkiye de kendi bölgesinde yükselmeye başlamış bir güç olarak, belirlediği hedeflerine ulaşmaya çalışmaktadır. Türkiye’nin yükselişiyle orantılı olarak, dışarıdan birtakım olumlu ya da olumsuz tepkiler de gelebilir. Türkiye’nin menfaat alanlarında Çin gibi bazı bölgesel güçler de etkilidir ve Türkiye kendi menfaat alanındaki çıkarlarını koruyabilmek için söz konusu bölgesel güçlerle gereken ilişkileri kurmak zorundadır. İlk yapılacak iş ise bu bölgesel güçleri her yönü ile tanımak, anlamak ve işbirliğine gitmek olacaktır. Bu güçleri tanımak aynı zamanda bir güce sahip olmayı gerektirir, dostane ilişkiler olduğu sürece bu güç dostluğu pekiştirebilir, rekabetin olduğu durumda bu güç mücadele etmenin bir aracına dönüştürebilir. Ancak Türkiye de Çin’i sadece ekonomik verilerle ve rakamsal bilgilerle tanımaktadır.
 
Çin Ticaret Bakanı Chen Deming, Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ı ziyaretinde, fındığı çok sevdiğini belirterek, “Gazetede okudum. Günde 10 tane fındık yenmesi iyiymiş. Çin’de 1.3 milyar insan var. Bu kadar kişi fındık yemeye başlarsa herhalde Türkiye’deki fındıklar yetmez” demişti. Benzer bir ifade Ocak 2000’de Çin Dışişleri Bakanı Tang Jiaxuan’ın Türkiye ziyareti sırasında da yaşanmıştı. Türk Dışişleri Konutu’nda yapılan heyetler arası görüşmeler sonrası, Çin’den dünyaya her yıl 180 milyon turistin geldiğine dikkati çeken Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Çinli turistlerin Türkiye’ye yönelmesi için bazı değişiklikler yapılması ve adımlar atılmasını kararlaştırdıklarını belirtmişti. Çin tarafının da bu konuya olumlu yaklaştığı da öğrenilmişti. Görüşmelere katılan bir Türk diplomat, “İlk etapta 180 milyonun yüzde 10'u gelse, Türk turizmi şaha kalkar” diye konuşmuştu. ‘2 milyon Çinli turist Türkiye’ye gelecek’ efsanesi de bundan sonra yayılmaya başlamıştır. Varyag Gemisi’ni İstanbul Boğazı’ndan geçirme peşinde olan Çin Dışişleri Bakanı Tang Jiaxuan, Türkiye’de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, iki ülke arasında ortak bir dil ve ortak çıkarlar bulunduğunu belirtmişti. Tang Jiaxuan, yeni yüzyılda Türkiye ile Çin arasında ortaklık ilişkisi kurulması gerektiğini de söylemişti. Ancak eylem planında ifade edilen konular beklendiği gibi gerçekleşmemişti. Eylül 2004’te Birleşmiş Milletler toplantısı için Abdullah Gül, New York’ta Çinli meslektaşı Li Zhaoxing ile görüşürken Çinli turist meselesini de gündeme getirmişti. Çinli Bakan “Nüfusumuz bir milyarın üstünde, nasıl konuk edeceksiniz turistlerimizi ?” diye espri yapmıştı. Bakan Gül ise “Kalbimizde misafir ederiz” yanıtını vermişti. Çin’in eski ABD Büyükelçisi olan Bakan Li Zhaoxing, ABD yönetimine meydan okuması ve o dönemde Çin toplumun kahramanı olarak tanınmış bir kişidir. Yaptığı espri de Türkiye’de tepki yaratmıştı. İki ülke arasında yaşanan bu olay, iki tarafın henüz birbirini tanımadığını da göstermektedir.
 
Diğer bir örnek ise Urumçi olayları yaşandıktan sonra Türkiye Hükümeti ve kamuoyunun Çin tepkisidir. Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın Çin’e yönelik eleştirilerinin Çin medyasında yer almasıyla birlikte, Çin kamuoyunda Türkiye’yi cezalandırma seslerinin yükseldiği görülmüştü. Özellikle Çinli “internet vatandaşlar” (net citizens), PKK terör örgütüne ve Ermeni soykırım iddiasına destek verilmesi ve hatta Türkiye’nin uluslararası terörün destekçisi olarak ilan edilmesi yönünde yazılar yazmaya başlamışlardı. Türkiye’deki bazı yorumcular, Çin’in Türkiye’ye duyduğu “öfkeyle”, cezalandırma yoluna gidebileceğini de dile getirmişti. Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmedi, aksine ikili ilişkiler olumlu yönde gelişmeye başlamıştı. Türkiye-Çin ilişkilerinin normalleşmesinde Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ve Türkiye’nin Pekin Büyükelçisi Murat Salim Esenli’nin büyük katkıları vardır. Bu olay aslında Çin’in “kavga etmeden, dost olunmaz” atasözüne uygun gelmiştir. Pekin Hükümeti söz konusu ihtilafı unutmuş değildir, bu durum, Çin’in Türkiye’ye yönelik stratejik çıkarlarının ve politik uygulama tarzının farklı olmasından kaynaklanmaktadır. “Savaşmadan savaşı başarmak” ilkesine dayanan Sun-Tzu Savaş Sanatı’nın ilk bölümünde, “Askerî işler hile gerektirir; güçlüyken zayıf görün, etkiliyken etkisiz görün” ve üçüncü bölümde ise “Üstün kimseler akıl mücadelesi yapar” sözleri yer almaktadır. Ancak Mevlana Celaleddin Rumi, bunun tersini söylemektedir: “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.” Çin ile Türkiye arasındaki farkı bu bağlamda görmek mümkündür.
 
Çin Ticaret Bakanı Chen Deming’in Türkiye’de verdiği ekonomik işbirliği sözleri Çin’in “akıllı güç” (smart power) kullandığı izlenimi vermektedir. Bu ziyaretin devamında, Çin Başbakanı’nın Türkiye’ye geldiğinde yeni politikaları da beraberinde getirebilir. Ankara’nın böyle bir duruma hazır olması gerekmektedir.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Annan Barış Planı ve Çin’in Suriye Planı - 03 Nisan 2012 Salı 12:02
Çin’in Savunma Bütçesi ve Asya’da Silahlanma Yarışı - 15 Mart 2012 Perşembe 16:54
Çin’in Müstakbel Devlet Başkanı Xi Jinping - 20 Şubat 2012 Pazartesi 16:35
Çin’in Veto Kararı ve Suriye Endişeleri - 10 Şubat 2012 Cuma 12:08
Obama’nın Yeni Savunma Stratejisi ve Çin - 13 Ocak 2012 Cuma 10:42
Çin-Kaddafi Silah Ticaretinin Diplomasi Yansımaları - 13 Eylül 2011 Salı 14:04
Doğu Türkistan’da Şiddet Olayları: Sorunlar ve Çözümler - 05 Ağustos 2011 Cuma 11:54
Çin’in Sudan Politikası: Yükselen Gücün Yeni Diplomasisi - 22 Temmuz 2011 Cuma 14:43
Çin’in Yeni Libya Politikası: İçişlerine Karışma? - 30 Haziran 2011 Perşembe 20:15
Afganistan’ın ŞİÖ Üyeliği ve Çin - 27 Mayıs 2011 Cuma 12:59
Usame Bin Ladin Sonrası ve Çin - 05 Mayıs 2011 Perşembe 18:47
Çin’in Askeri Harcamaları ve Doğan Endişeler - 31 Mart 2011 Perşembe 17:00
Libya Saldırısı ve Çin'in Tutumu - 23 Mart 2011 Çarşamba 17:56
Mısır Olayları ve Çin’in Tutumu - 08 Şubat 2011 Salı 14:55
ABD-Çin İlişkileri: Jon Huntsman’ın Başkanlık Adaylığı Üzerine - 04 Şubat 2011 Cuma 16:08
Çin-ABD Zirvesi ve Kuzey Kore Sorunu - 31 Ocak 2011 Pazartesi 13:35
Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun ABD Ziyareti - 18 Ocak 2011 Salı 13:07
Japonya-Rusya Kuril Adaları Sorunu ve Çin - 12 Ocak 2011 Çarşamba 09:41
Türk ve Çin İlişkileri: Düşünce Kuruluşları Arasında İşbirliği - 26 Ekim 2010 Salı 11:23
Çin’in Orta Asya Güvenlik İşbirliği Politikası: Barış Misyonu-2010 Tatbikatı - 30 Eylül 2010 Perşembe 09:37
Türkiye-Çin İlişkileri: Çin’in Gözünde Türkiye - 13 Eylül 2010 Pazartesi 11:20
Dünyanın İkinci Büyük Ekonomi Gücü Olan Çin Neden Sevinemedi? - 24 Ağustos 2010 Salı 11:24
Kırgızistan Olayları ve Tarihsel Düşünceler - 16 Haziran 2010 Çarşamba 18:14
AİGK ve Çin’in Katılımı - 07 Haziran 2010 Pazartesi 18:16
Kore Yarımadası Gerginliği: Üçlü Zirve ve Çin - 03 Haziran 2010 Perşembe 17:25
Kore Yarımadası’nda Gerginlik ve Çin’in Tutumu - 29 Mayıs 2010 Cumartesi 13:00
İran Nükleer Sorunu: Türkiye ve Çin - 24 Mayıs 2010 Pazartesi 20:47
Japonya-Çin Gerginliği: Yükselen Çin’e Karşı Arayışlar - 28 Nisan 2010 Çarşamba 17:16
Çin’in Nükleer Sorun Üzerindeki Tutumu - 10 Nisan 2010 Cumartesi 18:58
Kırgızistan’da Yeni Sivil Darbe - 08 Nisan 2010 Perşembe 12:07
Güney Asya Açılımı: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ziyareti - 17 Şubat 2010 Çarşamba 16:44
Türkiye-Çin İlişkileri: Tanımak ve Anlamak - 06 Şubat 2010 Cumartesi 11:36
Çin-Tibet Görüşmeleri ve Yaşanması Muhtemel Çıkmazlar - 01 Şubat 2010 Pazartesi 09:27
Hindistan-Japonya Güvenlik İşbirliği ve Çin: Hindistan’ın Güvenlik Tehdit Algılaması - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:40
ABD - Çin İlişkileri Analizi: Çin Rakip mi Ortak mı? - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:37
Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun Orta Asya’ya ‘Enerji’ Ziyareti - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:30
Urumçi Olayları Sonrası Türkiye-Çin İlişkileri - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:19
ABD - Çin İlişkileri Analizi: Çin Rakip mi Ortak mı? - 12 Ocak 2010 Salı 14:44


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya