Dış politika samimiyet ister. Bu samimi davranışlar, saygınlığı ve inandırıcılığı da beraberinde getirir. İç politikada, kısa vadede artı puan sağlamayacağı halde, dış politikanın gereklerini yerine getirmekten kaçınmadığı görülen yönetimlerin, bu gerçekçi ve samimi davranışları nedeniyle, içeriden ve dışarıdan alacakları destek, onların uzun vadede, demokratik bağlamda, ülkelerinde elde edecekleri olumlu siyasi sonuçların da sağlam bir temelini oluşturur.
- Günümüzde, dış politika uygulamalarında, “açılım”dan bahsetmek yerine, değişen bölgesel ve küresel şartlar ışığında gerekli olan bir “güncelleşme” ve “değişim”den söz etmek çok daha gerçekçi olur.
- Açılım sözcüğü, ne yazık ki, iç politika arenasında, yerli yersiz kullanılarak yozlaştırılmış ve bugün artık, pek çok çevrelerde, duyulmasına dahi tahammül edilemez, politik amaçlı bir kavram haline getirilmiş bulunmaktadır.
- Dış politikanın, iç politika amacıyla kullanılması, her ikisinin birbiriyle sürekli bağdaşmayan karakteri dolayısıyla, yanlış ve tehlikeli olmaktadır.
- Bu mülahazalarla, dış politika açılımlarından ziyade, geçmişten bu yana uygulanan Türk dış politikası parametreleri içinde, bir “güncelleşme” ve “değişim”den bahsetmek daha sağlıklı olacaktır.
- Gerçekten, bu güncelleşme ve değişim olanakları, büyük muhalefet ve değişimlere olan dirence rağmen, geçmiş yıllarda cesaretle üzerine gidilen ve inşaına başlanan yolların ve sağlam zeminin bugün kullanılabiliyor olması sayesinde ortaya çıkmıştır.
- Nitekim, bu hafta içinde, dış politika konusunda bir konuşma yapan Sayın Başbakan da, dış politikada açılım yerine bir güncelleşme ve değişimden söz etmeyi yeğlemiş bulunmaktadır.
Başbakan,
- Değişen Dünya koşullarında ülkemizin karşılaştığı tehditlerden;
- Ötedenberi süregiden ya da yeni ortaya çıkan sorunlardan;
- Uluslararası düzeyde görülen “değişim”lere Türkiye’nin de uyum sağlaması gereğinden;
- Dış sorunlarla uğraşırken kendi iç sorunlarımızı çözmemiz zorunluluğundan;
- Ekonomideki büyüme ve gelişmenin uluslararası sorunların çözümü çabalarında oynadığı olumlu rolden;
- Ülkede güven ve istikrarın yaratılması ölçüsünde küresel sermayenin de geliş yolunun açıldığından;
- Sorunların kökeninde yatan ve bunları yaratan zihniyetin değiştirilmesi ve buna ilaveten, çözümsüzlüğü kabul yerine çözüme yönelmek gereğinden bahsetmiştir.
- Bu arada, Türk dış politikasında bir “eksen kayması” olmadığını vurgulayan Başbakan’ın bu saptamasına katılmak gerekir.
- Türkiye, değişen bölgesel şartlar ışığında, komşularıyla olan ilişkilerinde de, çeşitli alanlarda değişik bir uygulama ile politikasını güncelleştirme çabası içinde görünmektedir. Dış politikanın genel çerçevesini etkilemeden özel durumların gereklerini yerine getirmek zorunluluğu kuşkusuzdur. Ancak, bu çerçevede, özel durumlara uyum sağlayıp üçüncü ülkelerin beğenisini kazanmak amacıyla, ulusal davalarda karşılığı belli olmayan ileri adımlar atmanın büyük sakıncalarını da gözardı etmek olası değildir.
- Türkiye ve Türk halkının, Avrupa Birliği’ne yönelik büyük ilgisinin giderek erozyona uğramasının kökeninde, AB liderlerinin iç politikadaki zaafiyetlerini, biraz olsun azaltabilmek kaygusu ile olumsuz beyan ve davranışlarının çok büyük etkisi olduğu kuşkusuzdur.
- Başkan Obama’nın da çeşitli vesilelerle altını çizmeye çalıştığı şekilde, günümüzde yaşanan ekonomik krizin kökeninde, birtakım büyük finans kurum ve kuruluşları ile ticaret devlerinin aşırı kazanç hırslarının yattığı savı doğru bir algılamadır.
- Ülkelerin, uluslararası sorunların çözümü çabalarına bencil yaklaşımı; elde ettikleri ayrıcalıklardan fedakarlık ederek kendilerinden beklenen özverilerde bulunmaktan kaçınmaları Dünyamız genelindeki tabiat ve yaşam koşullarını giderek zorlaştırdığı açıkça görülmektedir.
- Son kez, 17-18 Aralık tarihlerinde yapılan Kopenhag’da İklim Konferansı’na katılan Liderler Doruk Toplantısı sonuçları da, yukarıda değinilen nedenlerle, başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
- Terörle mücadele olgusu da, ülkelerin, işlerine geldiği şekilde, terör örgütleri arasında ayırım yapmaları nedeniyle, bugün içinden çıkılması zor bir aşamaya getirilmiştir. Ülkeler, imzalamış oldukları suçluların iadesi anlaşmalarına rağmen, işlerine gelmeyen hallerde, terör suçlularının iadesinden kaçınmış olup bugün de kaçındıkları görülmektedir.
- Nükleer silaha sahip ülkeler arasında bir ayırım yapmanın yanlışlığı kadar, bu silahlara sahip olmak yolunda gayret sarfeden ülkelerin gayretlerine destek vermemek de uluslararası bir zorunluluk oluşturur. Bu alanda da mevcut çifte standart uygulamalarını görmezden gelmek, Dünyanın karşı karşıya kaldığı bu tür uygulamalarına bir örnek oluşturmaktadır.
- Barış, adalet, hak, hukuk ve demokrasi arayışında olanların, kendi keyiflerine uygun tarzda hareket edebilme lüksüne sahip bulunmadıklarını idrak etmeleri gerekir.
- Sonuç olarak, dış politika samimiyet ister. Bu samimi davranışlar, saygınlığı ve inandırıcılığı da beraberinde getirir. İç politikada artı puan sağlamayacağı halde, dış politikanın gereklerini yerine getirmekten kaçınmadığı görülen yönetimlerin içeriden ve dışarıdan alacakları destek, onların uzun vadede, demokratik bağlamda ülkelerinde elde edecekleri olumlu siyasi sonuçların da sağlam bir temelini oluşturur.