ENGLISH
11.03.2010
04.02.2010 19:43

Prof. Dr. Yasin Aktay
SDE Başkanı
yaktay@sde.org.tr

Alevi Açılımında 7. Çalıştay

Alevi Açılımında 7. Çalıştay
 
Alevi Açılımı kapsamında başlatılan çalıştaylar dizisinin yedincisi ve sonuncusu Kızılcahamam'da yapılıyor. Önceki altı toplantıdan farklı olarak son toplantı üç gün sürecek şekilde düzenlenmiş ve katılımcılar da daha önceki çalıştay toplantılarına katılanlardan oluşan bir karma topluluktan oluşuyor. Şimdiye kadarki toplantılarda Alevi gruplarının mümkün mertebe bütün söylemleri veya taleplerinin yansıması sağlandı. Son çalıştayda öncekilerin sonucunda ortaya çıkan tablo nihai bir rapora kavuşturulacak.
 
Çalıştaya katılanların önemli bir kısmı Alevilerden oluşuyor, ama aynı zamanda Alevilerin sorunları ve talepleriyle doğrudan ilgili bazı kurumların temsilcileri de hazır bulunuyor. Alevilerle ilgili her ne yapılacaksa sadece Alevileri ilgilendirmiyor çünkü.
 
Gelinen noktada başlanılan noktaya göre katılımcıların birbirlerini anlama ve soruna daha çözüm-odaklı yaklaşma konusunda bir hayli mesafe kat etmiş oldukları açıkça görülüyor. İlk zamanlarda talep olarak ifade edilenlerin makullük düzeyi konusunda herkeste gözle görülür bir ilerleme var. Madımak'ın ne yapılacağı konusunda rövanşist veya tepkili bir tutum yerine makul bir çözüm arayışını ifade edip formüle etmeye çalışıyor. Önerilebilecek çözümlerin başka sorunlara yol açabilme ihtimali üzerinde herkes makul bir müzakere çerçevesinde duruyor.
 
Mükemmel moderatörlüğüyle süreci başından itibaren çok iyi yöneten Dr. Necdet Subaşı'nın baştan itibaren dile getirdiği "ortak müzakere dili" bir bakıma son çalıştay esnasında somut bir örneğe kavuşmuş oldu. Alevilerle diyanetten temsilciler gerek din eğitimi gerek Madımak gerek de cemevlerinin statüsü konusunda makul bir formülü bir masa etrafında kavga etmeden beraber müzakere ediyorlar. Eski diyanet işleri başkanı Tayyar Altıkulaç ile Cem Vakfı başknı İzzettin Doğan birçok konuda aynı konuda anlaşıyorlar.
 
Henüz somut bir formül yok ama hemen her talebi olumlu karşılayan bir yaklaşım sözkonusu. Devlet Bakanı Faruk Çelik daha önceki bütün toplantılarda olduğu gibi bu toplantıları da başından sonuna kadar dikkatle izliyor ve zaman zaman tartışmaların tıkandığı yerde çok toparlayıcı, çözücü ve hiçbir rahatsızlığa yol açmayan müdahalelerde bulunuyor. Hani görseniz "devlet" demezsiniz.
 
Aslında tartışmaların biraz gerildiği bir ortamda Arif Sağ'ın mutlaka bağlama uygun bir fıkrayla yaptığı müdahaleler müzakere diline apayrı ve çok sıcak bir lehçe de sağlıyor. Bir dizi fıkra arasında anlattığı fıkra gibi bir anekdot bütün süreç hakkında hem düşündürücü hem de bir hayli uyarıcı oldu. Sadece Alevi sorunu konusunda değil, aslında bütün siyasi tartışmaların bir yerinde hatırlanıp derin derin düşünülecek bir anekdot. İsimleri atlayarak iki Bektaşi fıkrası olarak aktarıyorum.
 
İki Bektaşi bir akşam kafayı çekmiş muhabbete dalmışlar. Muhabbetin konusu Sünnilerin tesbihindeki 99 rakamının kendi Bektaşi sayılarındaki karşılığının ne olduğu. Başlamışlar saymaya, üçler, yediler, kırklar... Derken ellerindeki sayı 98'e geliyor 99'u bir türlü bulmuyor. Alttan topla 98, üstten topla 98, bir türlü 99'u bulamamış, bu arada yorgun itap düşmüşler, Biri demiş ki, geç oldu kafamız da iyi değil istersen yatalım sabah kalkar ayık kafayla hesaplarız. Yatmışlar, ama gecenin bir vakti birinin aklına bir anda bir kıvılcım düşmüş ve aydınlanmış yatağından fırlamış, sabredememiş arkadaşını dürterek uyandırmış ve bütün şaşkınlık ve hayretiyle bağırmış "Kalk kalk, buldum o kayıp "bir"i. Ulaaa biz Allah'ı unutmuşuz".
 
Tartışmaya dalarken çoğu kez kendimizi unutuyoruz, bizi birbirimize irtibatlı kılacak daha köklü değerlerimizi unutuyoruz, gaflete düşüyoruz. Birilerinin bu uyarıyı yapması ne kadar da faydalı oluyor.
 
Bu çalıştay üç gün sürdüğü için öncekilerden farklı olarak daha sıcak kaynaşma ve muhabbet ortamlarının oluşmasına da vesile oluyor. Akşamları oluşan muhabbet meclisinde Arif Sağ fıkralar anlatıyor, İbrahim Kalın, Arif Usta'dan el alma gayretleriyle saz çalarken hep beraber Alevi deyişlerinden derlenmiş türküler okunuyor. Bir ara konular teolojiye kayıyor, Ali Bulaç kendisine yöneltilen soruları sabırla ve itinayla cevaplarken iki tarafta da gecikmiş bir tanışmanın sıcak duyguları yaşanıyor.
 
Ali Bulaç'la birlikte Türk Sünniliğinin hâkim kültürünün aslında Hz. Ali'ye ve Ehl-i Beytine daha yakın olduğunu ifade ederken, bazı Alevi temsilcileri bu ifadeleri hayretle karşılıyor. Hayretleri, bunları genellikle Hz. Ali'yle bu kadar yakın bilmedikleri Sünnilerden duyuyor olmaları. Ama bunun Sünni kesim için çok sıradan bir durum olduğunu öğrenince hayretleri ve sıcaklıkları daha da artıyor tabi.
 
Çalıştayın daha net bir sonucu bugün akşama doğru ortaya çıkmış olacak ama toplantıların arka planı ile ilgili netleşen durum, tam bir tanış olma, işi kolay kılma ve yolu yakın kılma hali.
 
Bu yaklaşımla çözülemeyecek hiçbir mesele yoktur.
(30 Ocak 2009, Yenişafak)
-----------------
 
Kızılcahamam'da Çalıştay'ın zevki tâm oldu
 
Alevi Çalıştayının sonuncusu üç gün süren yoğun tartışmalardan sonra başladığından çok daha iyi bir noktada bitti. Çalıştay sonucunda ortaya çıkan mutabakat noktalarını Devlet Bakanı Faruk Çelik özetlemek suretiyle tekrarlayarak herkesin onayını aldı.
 
Bu özete göre Madımak'ın yıkılması ama yerine park veya parkın içinde anıt yapılması hususu bazı diyalog gruplarının yapacağı çalışmaların sonucu olarak bir netliğe kavuşturulması üzerinde mutabık kalındı. Madımak Alevi ve Sünni kesimler arasında bir nefret duygusu oluşturmak üzere devamı Başbağlar ve Gaziosmanpaşa'da sahneye konan bir dizi provokasyonun sonucuydu. Sünnilerin Alevilere bir saldırısı olarak değil, bir provokasyon çabası olarak hatırlanacak ve halkın bu oyuna gelmediğini ifade edecek bir dostluk mesajı olarak Sivas halkının da desteğini alması beklenebilir.
 
Din eğitimi konusunda da Aleviliği daha fazla dikkate alan çağdaş ülkelerdeki gibi belli bir din anlayışının zorla telkin edilip öğretildiği bir ders olmaktan ziyade içinde hem Alevilik hem Sünnilik hem de Türkiye ve dünyadaki diğer din ve inançlar hakkında bilgiler içeren bir müfredat üzerinde duruldu. Din öğretimi için herkesin istediği kadar alabilmesi şartıyla seçmeli bir yapının geliştirilmesinin önemi üzerinde mutabık kalındı. Esasen farklı din gruplarının birbirini hiç tanımadan, din gerçeği hakkında hiçbir bilgi edinmeden yetişmesinin taşıdığı riskler dolayısıyla olayın daha kaliteli vatandaşlık boyutu apayrı bir meseledir.
 
Cemevlerinin statüsünün devlet tarafından tanınması ve Alevi kesimin inanç hizmetlerini karşılayacak şekilde kendilerine bütçeden pay ayrılması da üzerinde mutabık kalınan konulardan biri oldu. Bu konu aynı zamanda cemevlerine dede veya hizmet kadrolarının tahsisi ve maaşlarının bu bütçeden verilmesini de içeren bir paket çalışmasını gerektiriyor. Tartışma yaratan konulardan biri cemevinin ibadethane sayılıp sayılmaması hususuydu. Bir dinin tek bir mabedinin olduğu, ayrı bir mabet statüsünün, Alevilerin öyle bir talebi olmasa bile, dinsel ayrılığı sosyolojik olarak besleyebileceği Sünni kesimden olanların üzerinde durdukları bir konu oldu.
 
Daha makul bir çözüm kim nasıl görmek istiyorsa öyle görsün, ama esasen cemevinin statüsünün cemevi olarak yeterli olduğu, ona ayrıca bir başka vasfın eklenmesinin gereksiz olduğu şeklinde ifade edildi. Cemevi, cemevidir, cami de cami haddi zatında devletin bir mekanı ibadethane olarak kabul etmesinin bir anlamı yok zaten.
 
Önceki yazımda da belirttiğim gibi tartışmaların hepsinde birbirini anlamaya ve çözüme odaklı bir anlayışın hakim olması bu noktaya gelinmesini çok kolaylaştırdı. Bu esnada bazı önyargılar ve ezber bilgiler doğrudan ilgilileri tarafından tashih edildi. Diyanetin her yere devlet parasıyla sürekli cami yaptırdığı yönünde defalarca telaffuz edilen iddiaya karşılık, eski diyanet işleri başkanı Tayyar Altıkulaç söz alarak elindeki kesin bilgiyi bir daha paylaştı: Devlet, Kocatepe camii de dahil olmak üzere hiç cami yaptırmamıştır. Yapılan camilerin hepsini (belki bir iki istisna ihtiyatı bırakarak) halk yapmıştır, arsalarını da halk bağışlamıştır.
 
Aslında bu durum Türkiye'deki diyanet eksenli din hizmetlerine halkın verdiği doğrudan cevap olarak da anlaşılabilir. Diyaneti devletin Sünni anlayışı tercihi veya Sünnilere bir bahşişi gibi almak yerine, onu demokratik katılımın bir sonucu veya aşaması olarak görmek çok daha açıklayıcıdır.
 
Bu arada zorunlu din eğitiminin başında olması dolayısıyla en çok eleştiriye hedef olan Prof. Dr. İrfan Aycan'ın Türkiye'de Sünni geleneğinde bir kırılma sayılabilecek şekilde "İslam Dünyasında Saltanata Giden Yolda Muaviye Bin Ebi Süfyan" (Fecir Yayınları, 1990) isimli kitabın yazarı olduğunun ifade edilmesi köprü kurucu bir sürpriz oluşturdu. Bu kitabıyla Prof. Aycan, Muaviye'yi Hz. Ali'nin bakış açısıyla eleştiren ve Türkiye'deki Muaviye algısını kökten değiştiren bir etki yapmıştır.
 
Arif Sağ'ın fıkralarına ve akşamki muhabbet ortamlarının etkisine son yazımda değinmiştim. Toplantının final sürprizini teşekkür konuşması için söz alan Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Kızılcahamam'a atıfla anlattığı fıkra üzerine inşa ettiği ve oracıkta yazıverdiği gazel oluşturdu. O gazelin üzerine hiç kimsenin söyleyecek sözü olamazdı sadece coşkuyla alkışladılar.
 
FIKRA NASREDDİN HOCA'DAN
 
Hamamda şarkı söylerken kendi sesine hayran kalan hoca bu sesi bir de ezan okuyarak denemek istemiş, kalkmış minareden vakitsiz ezanı okumuş. Lakin hamamda pek güzel gelen ses minareden halka hiç de güzel gelmemiş. Halk söylenerek hocaya bağırmış: "Hoca utanmıyor musun bu bed sesinle hem de vakitsiz ezan okumaya." Hoca cevabı yapıştırmış: "Valla sesim minareden size iyi gelmiyor olabilir ama, bir hayırsever şu minarenin üzerine bir hamam inşa etseydi görürdünüz sesin güzelini."
 
GAZEL HATEMİ HOCA'DAN
Bir ictima'ki câyi Kızılcahamâm olur
Şol yerde zevk-i sohbet-u ulfet tamâm olur
Bir yanda yer alır dedegân aşk-u şevk ile
Bir yanda ehl-i zühd-ü salah bir imam olur
Bir gün çalıştayın tayı bir soylu at olur
Sulh-u salâhı sağlamaya ihtimâm olur
Hubb-u vedâd, adl-ü huzûr ber-karar iken
Rabb-i Rahîm'den bize nazil bir selâm olur
Ey Hâtemî! Bu kubbede bir hoş seda bırak!
Hammâmda türkü söylemenin zevki tâm olur.
(1 Şubat 2009, Yenişafak)
 
 
 

 

 


YAZARIN TÜM YAZILARI
Soykırım Söyleminin Ekonomi-Politiği - 08 Mart 2010 Pazartesi 13:30
Demokratikleşme Sürecinde Hukukun Üstünlüğü ve Yargı - 01 Mart 2010 Pazartesi 09:36
Yargı Reformu Açılış Konuşması - 25 Şubat 2010 Perşembe 15:41
Meziyeti ‘Çılgınlık’ Olan Darbecide Rasyonellik Aramak - 11 Şubat 2010 Perşembe 13:39
Alevi Açılımında 7. Çalıştay - 04 Şubat 2010 Perşembe 19:43
PKK Kürt Siyasetini, Anayasa Mahkemesi DTP’yi Kapattı - 14 Aralık 2009 Pazartesi 15:06
Açılım'a Kandil Molası - 19 Kasım 2009 Perşembe 11:53
Açılım Siyaseti Bağlamında Alevi ve Kürt Sorunları - 07 Kasım 2009 Cumartesi 11:57


Stratejik Düşünce Dergisi Mart-2010 sayısı bayilerde...
10.03.2010 09:39:27

Medya, Gündemi SDE Uzmanlarıyla Değerlendiriyor...
05.03.2010 17:51:53

Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Cemil Çiçek 'Yargı Konferansı'nın açılış konuşmalarını gerçekleştirdiler...
03.03.2010 14:26:03

SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay Amerika’nin Sesi Radyosu'nda (Voice of America) gündemdeki konuları değerlendirdi...
02.03.2010 09:37:14

"Demokratikleşme Sürecinde Hukukun Üstünlüğü ve Yargı" konferansı sona erdi...
26.02.2010 16:59:20


<Mart 2010>
PtSaÇaPeCuCtPz
22232425262728
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930311234

Yargı Reformu'nu Destekliyor musunuz?

Evet
Hayır
İçeriğine göre
Kararsızım


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya.