ENGLISH
12.03.2010
03.02.2010 11:30

Dr. Murat Yılmaz

Osman Pamukoğlu Siyaset Yap(a)madıkça Otoriterleşiyor

Asker- siyaset ilişkileri Türkiye’nin temel problemlerinden birini teşkil ediyor. Bu problemi bütün veçhesiyle anlayabilmek için sadece muvazzafların veya emeklilerin cuntacılıklarına bakmak yeterli olmayacaktır. Bu iki kesim dışında kalan askerlerin siyasete bakışını da anlamaya çalışmak faydalı olacaktır. Bu bağlamda Osman Pamukoğlu dikkat çekici bir figür olarak ortaya çıkıyor.

Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu’nun, kitap ve konuşmalarından sonra, siyasi parti başkanı olarak demeçleri de dikkat çekiyor. Ancak Pamukoğlu’nun emekli olduktan sonra askeri bürokrasiye yönelik eleştirilerinin yerini, siyasete girdikten sonra hızla siyasetçilere, gazetecilere, televizyonlara ve hatta vatandaşlara yönelttiği görülüyor. Pamukoğlu terör meselesini tam aksini iddia etse de, etnikleştiriyor ve salt asayiş meselesine indirgeyerek siyaset dışı teknik bir mesele olarak takdim ediyor. Pamukoğlu’nun siyasetteki var oluşu ciddi bir imkan ve tehdidi barındırdığından özel bir ilgiyi hakkediyor.
 
Düşük Yoğunluklu Çatışmanın Efsanevi Kahramanlarından
 
Türkiye, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürt sorunuyla ilişkili ciddi bir terör hareketiyle karşı karşıya. Bu terör hareketini yürüten PKK, 80 öncesinde kurulan bir örgüt olmakla beraber, esas itibarıyla 1984 Eruh ve Şemdinli baskınları sonrasında düşük yoğunluklu çatışma stratejisiyle geliştiği biliniyor. Bilinen bir başka şey de, bu örgüt ve stratejisine karşı siyaset üzerinde de vesayet kuran askeri bürokrasinin uygun bir yapılanma ve strateji geliştirme konusunda gecikmesidir.
 
Yaklaşık 10 yıllık gecikmeyle uygulamaya konulan yapılanma ve strateji, yerleşik güvenlik kurumlarında ciddi bir dirençle karşılandı. Çünkü güvenlik bürokrasisi ve bilhassa ordu, emir komuta ilişkilerinin ve hiyerarşinin çok sert bir şekilde uygulandığı kurumlardır. Nitekim alınan ilk başarılarla PKK’nın geriletilmesini takiben ordu ve emniyet içerisinde bu yeni stratejiyi uygulayan kadrolar tasfiye edilmiştir. Bu tasfiyede bu kadroların yaptığı yanlış ve hukuk dışılıklardan ziyade, güvenlik bürokrasisi içerisindeki hizipleşmeler rol oynamıştır. Komuta kademesinde Doğu ve Güneydoğu’da terörle mücadelenin başarılı muharip kadroların terfi etmesi, karargahta görevli kesimleri rahatsız etmiş ve 28 Şubat süreci de bu amaçla kullanılarak bu kadroların terfi etmesi engellenmiştir.
 
Ayrıca on yıllık gecikmeyle uygulamaya konulan yapılanma ve stratejinin demokrasi ve hukuk devleti bir yana, maksada ne derece uygun olduğu dahi tartışmalıdır. Bu yapılanma ve stratejinin doğruluğu, uygulamasındaki başarı da ayrıca ele alınmalıdır. İşte bu noktada, bilhassa bu mücadelede rol almış profesyonellerin ciddi katkısına ihtiyaç vardır.
 
Düşük yoğunluklu çatışma veya gayrınizami harp türünden mücadeleler, bu mücadeleyi yürüten kadrolara büyük inisiyatif alanları bırakmaktadır. Bu kadrolar içinden inisiyatif kullanan çok başarılı, efsanevi isimler çıktığı gibi hukuk dışına çıkan sicili bozuk isimler de çıkmıştır. Askeri bürokrasinin hiyerarşik yapısı ve hantallığıyla uyuşmayan yaratıcı subay ve generallerin getirebileceği “eleştirel perspektif” askeri bürokrasi, güvenlik stratejileri ve hatta politika için ciddi katkılar sağlayabilir. Ancak nedense bu katkı gerçekleşmek bir yana daha ziyade emekli olan askerler, daha tutucu oluyorlar. Fakat istisnai örnekler de var. Mesela JİTEM’den ayrılan emekli Binbaşı Ahmet Cem Ersever bu türden örneklerden biriydi. Ersever’in yazdıkları ve söyledikleri askeri bürokrasinin stratejisinden, yapılanmasına ve uygulamasına ağır eleştiriler içeriyordu. Bu eleştirinin sıklet merkezini ise ordunun büyük bir bürokratik kurum olarak düşük yoğunluklu çatışmayı algılama problemleri ve buna göre strateji, yapılanma ve eğitim değişikliklerine direnmesi oluşturuyordu. Yazının ana konusunu teşkil eden Tümgeneral Osman Pamukoğlu’nun eleştirileri de aşağı yukarı aynı şekilde özetlenebilir. Pamukoğlu’nun, Ersever’den farklı olarak -şimdilik- şaibeli eylemlere karıştığı yönünde bilgiler yok. Pamukoğlu ayrıca ordunun jandarmalık yapmasına da karşı ve bunun yol açacağı tehlikelerin farkında. Ergenekon soruşturması dolayısıyla Pamukoğlu şöyle diyor:
 
Eşkıya Peşine Düşen Asker, Darbe Yapar
 
“Biz tarihimizde bir kere daha orduyu eşkiya peşine gönderdik. Balkanlarda, Makedonya'ya jandarma gibi dağlara gönderdik orduyu. Sonra komiteler, darbeler, suikastler, adam öldürmeler. Orduyu bu işlerin içine bulaştırırsanız, ordudan sonra muvazzafı, emeklisi buna benzer işler yapar. Yaptılar, oldu.”
 
Pamukoğlu bu minvalde PKK’nın faaliyet gösterdiği bölgede asayiş olayları hakkında Genelkurmay Başkanlığının açıklama yapmasını orada orduyu ilgilendiren bir şey yok açıklama yapması gereken makam İçişleri Bakanlığıdır diyerek eleştiriyor. Pamukoğlu profesyonel kadrolardan oluşan 20 bin kişilik bir jandarma gücüyle 1 yıl içinde bölgedeki eşkiyalığa son verileceğini iddia ediyor.
 
Hak ve Eşitlik mi, Kılıç Hakkı mı?
 
Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu’nun bütün bu sözleri söyledikten sonra, ordunun siyasete müdahalelerini ve onun arkasındaki zihniyeti değil, sadece sivil siyasetçileri eleştirmesi dikkat çekiyor. Pamukoğlu kurduğu Hak ve Eşitlik Partisi’nde, Cumhuriyetçi bir hak ve eşitlik vaadinde bulunurken, Çanakkale’de ve Milli Mücadelede Kürt nüfus şehit sayısının azlığından bahisle kendince bir hiyerarşi kuruyor. Cumhuriyetçilik adına, bütün vatandaşlara hak ve eşitlik yerine kılıç hakkından bahseden bir tahakkümü öneriyor. Buna Doğu ve Güneydoğu’da siyaset yapılamayacağı, oradaki seçimlerin gayrımeşru olduğu iddialarını da ekleyebiliriz. Bu bakış açısının ırkçı ve etnik yönünü eleştiren Taraf yazarı Rasim Ozan Kütahyalı’ya sarfettiği “Teşkilat onunla ilgilenecek” sözü de, yapılan eleştiriyi doğrulamıştır.
 
Pamukoğlu toplumda mevcut bir ihtilafı siyasileştirerek farklı bir tez ortaya koymak, demokratik bir müzakere açmak yerine etnikleştiriyor. Böylece ihtilaf, etnik bir meseleye dönüşüyor. Pamukoğlu’nun etnik mesele hakkında da, asayiş tasavvuru dışında bir siyaset öneremediği görülüyor. Bu siyaset ve toplum algısı, Pamukoğlu’nun muhalefetini asker-sivil bürokratik iktidarın içinde bir yere yerleştiriyor. Pamukoğlu’nun dramı, bir subay olmaktan siyasetçi olmaya geçemeyişinde yatıyor. Bu bağlamda Pamukoğlu’nun problemi, Türkiye’deki askeri bürokrasinin zihniyet problemini yansıttığı için kıymet taşıyor.
 
Kendi Kastını Eleştiremeyen Asker, Siyaset Yapamaz
 
Kendi sınıfının yanlışlarını, siyasete girdiğinde bile açıkça eleştiremeyen, her konuda siyasetçileri suçlayan, halkı küçük gören, vatandaşı özne olarak görmeyen otoriter bir zihniyet. Subayların kendi zümrelerine karşı bağlılığı, adeta değişmeyen bir kast anlayışını yansıtıyor. Pamukoğlu gibi düşük yoğunluklu çatışmayı yanlış yönettiklerini düşünen ve Yüksek Askeri Şura’nın terfi kararlarını beğenmeyen muhalif subaylar bile askeri bürokrasiyi tutarlı bir şekilde eleştiremiyorlar. Aldıkları eğitimin etkisi ve ideolojik körlükleri yüzünden, eleştirdikleri anlayışın ardındaki zihniyetin dışına çıkamıyorlar.
 
Pamukoğlu’nun partisinin yaptığı mitinglerin yeterince ilgi görmemesi üzerine söyledikleri, halka güvenmeyen vesayetçi zihniyetin veciz örneklerinden biri olarak tarihe geçecektir:
 
“Cumhuriyet Muhafızı Olamadılar, Hakketmiyorlar da”
 
''(Seçim yokken, seçim startı verilmezken nereden çıkıyor bu mitingler) diye şaşırıyorlar. Kafaları bulanık, muhakemeleri karışmış, sindirilmişler, korkuyorlar, efendisiz yapamıyorlar. Hak arama veya hesap sormak zaten bunların işi değil. 80 yıldır hiç beceremediler ki bunu. Sıradan canlılar gibi beslenmeye çalışıyorlar, barınmaya çalışıyorlar ve sadece konuşuyorlar. Sonra da 'işler nasıl kötü gitti, başımıza neler geldi, bu işler neden böyle oluyor' diye sızlanıyorlar. Sebebi ne biliyor musunuz? Hiçbir zaman özgür olmadılar. Hiçbir zaman demokrat değillerdi. Hiçbir zaman cumhuriyetin gerçek muhafızı da olamadılar ve bunu da hak etmediler.”
 
Pamukoğlu örneğinde kendi terfisini vermeyen ve düşük yoğunluklu çatışma konseptine uygun bir tatbikat geliştirmeyen komuta kademesine yönelmeyen kızgınlık, bu konularda hiçbir dahli olmayan siyasetçiler, sivil kişi ve kuruluşlar sözkonusu olunca hiçbir adabı muaşeret ve hatta kanun tanımaz hale geliyor. Taraf gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı ve en son Samanyolu Televizyonuna bizzat Pamukoğlu tarafından yöneltilen tehditlerde olduğu gibi...
 
Pamukoğlu’na emeklilik sonrasında kitapları ve televizyon programlarıyla başlayan ilginin, kendisini siyasete girme konusunda teşvik ettiği anlaşılıyor. Esasen Pamukoğlu’nun terörle mücadele ve askeri bürokrasinin yeniden yapılanması hususlarında büyük tartışmalar içinde bulunan Türkiye’de ciddi bir katkıda bulunması mümkündü. Ancak ne yazık ki Pamukoğlu, kolay yolu tercih ederek bu imkanı kullanamadı. Askeri bürokrasi konusundaki eleştirilerini sınırlarken, siyasetçilere, sivil kişi ve kuruluşlara vatan hainliği iddialarına varan saldırılarda bulundu.
 
Askeri Bürokrasiye Sivil Direktif ve Denetim
 
Askeri bürokrasinin bugüne kadar yaptığı ve Pamukoğlu’nun da eleştirdiği hatalar, sadece komuta kademesinin niteliksizliğinden değil, askeri bürokrasinin muhalif muvafık paylaştığı zihniyetinden ileri gelmektedir. Bu zihniyet dışına çıkarak askeri bürokrasiye siyasi direktif verecek ve onları denetleyecek siyasi kadrolar ortaya çıkmadıkça Pamukoğlu’nun da şikayetçi olduğu hatalar düzelmeyecektir. Geçtiğimiz günlerde YAŞ tarafından emekli edilen Koramiral Atilla Kıyat’ın bu istikametteki açıklamaları doğru olduğu nispette emekli askerler arasında cılız kalmaktadır. Halbuki siyasetin asker-sivil alanındaki demokratik düzenlemeleri, ordudaki reform, askeri bürokrasiye verilecek siyasi direktif ve denetleme ancak demokrasiyi hazmetmiş emekli askerlerin siyaset sahnesinde daha çok görev almasıyla mümkündür. Fakat Türkiye’de emekli askerlerin böyle bir katkısı bir yana, Ergenekon davasında görüldüğü üzere darbe teşebbüsleriyle demokrasiye ciddi zararlar verdiği görülüyor.
 
Pamukoğlu, herşeye rağmen Ergenekonculardan uzak bir siyasi parti teşebbüsüyle ve askeri bürokrasiye eleştirel perspektifiyle ilgi çekiyordu. Pamukoğlu’nun kamuoyunun kendisine tanıdığı krediyi ve askeri konulardaki eleştirel potansiyelini kullanamaması, sadece kendisi açısından değil ordu ve siyaset için de bir kayıp olmuştur. Pamukoğlu’nun gazetecilere ve televizyonlara kızmak yerine iğneyi kendine batırması gerekiyor. Ancak Pamukoğlu’nun bu çıkışları, son günlerde batlı laik çevrelerde gelişen “İzmir saldırganlığıyla” maruf ırkçı- faşist reaksiyonun lideri olma potansiyeliyle takip edilmesi gerekiyor. Bazen siyasi başarısızlıklar, liderleri hesap etmedikleri yollara savurabilir. MHP’nin ısrarla uzak durduğu bu kitle, “Bize derler Çakıcı/Yakarız konakları” linç histerisiyle akacak bir mecra arıyor. Pamukoğlu ve partisi HEPAR için, bu mecra ciddi bir tehlikedir. Pamukoğlu’nun durup düşünerek partinin adındaki hak ve eşitlik üzerinden, dışlayıcı olmayan bir vatandaşlık anlayışıyla bilhassa güvenlik reformu konusunda siyasi katkılar yapması şansı hala var mı? Bunu önümüzdeki zaman ve Pamukoğlu’nun basireti gösterecek.

 


YAZARIN TÜM YAZILARI


Stratejik Düşünce Dergisi Mart-2010 sayısı bayilerde...
10.03.2010 09:39:27

Medya, Gündemi SDE Uzmanlarıyla Değerlendiriyor...
05.03.2010 17:51:53

Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Cemil Çiçek 'Yargı Konferansı'nın açılış konuşmalarını gerçekleştirdiler...
03.03.2010 14:26:03

SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay Amerika’nin Sesi Radyosu'nda (Voice of America) gündemdeki konuları değerlendirdi...
02.03.2010 09:37:14

"Demokratikleşme Sürecinde Hukukun Üstünlüğü ve Yargı" konferansı sona erdi...
26.02.2010 16:59:20


<Mart 2010>
PtSaÇaPeCuCtPz
22232425262728
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930311234

Yargı Reformu'nu Destekliyor musunuz?

Evet
Hayır
İçeriğine göre
Kararsızım


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya.