28 Ocak 2010 tarihinde, altmışın üzerinde ülkeden temsilcilerin Londra’da bir araya geldikleri Afganistan Konferansı’nın ana maddelerinden birini, bu ülke Cumhurbaşkanı Hamid Karzai’nin de, 25-26 Ocak tarihlerindeki İstanbul toplantısından başlayarak, ısrarla gündeme getirdiği şekilde, Taliban saflarında çarpışanların ve mümkünse bazı liderlerinin topluma kazandırılması konusu oluşturmuştur.
Afganistan’a gönderilen uluslararası takviye güçlerinin oraya varışından itibaren başlatılan, Taliban’a karşı saldırılar da bu arada sürmektedir. Örneğin, Amerikan ve İngiliz birliklerinden oluşan kuvvetler, Taliban’ın yoğun yerleşim alanlarından biri olan ve Pakistan’ın Belucistan Eyaletine komşu Helmand Eyaletinde saldırı başlatmışlardır. Bu arada, NATO helikopterleri tarafından desteklenen Afgan Kuvvetleri de, daha dün, bu Eyalette Taliban savaşçıları ile 8 saat süre ile çatışmıştır.
Çatışmalar süredursun, Londra Konferansı’nda varılan karara uygun düşecek şekilde, önümüzdeki mart ayı başında Afganistan’daki görevi sona erecek olan BM Özel Temsilcisi Kai Eide, bir grup Taliban lideriyle buluşarak görüşmüştür. Aynı saatlerde, Hamid Karzai, Taliban’ı barış müzakerelerine davet eden bir açıklama yapmıştır.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın, Karzai’nin bu açıklamasının “Taliban liderlerinin düşünce yapılarını test etmeye yönelik” olduğunu söylemesi, gerek Karzai gerek BM Genel Sekreteri Özel Temsilcisi’nin girişimlerinin bir eşgüdüm sonucu olduğunu ortaya koymaktadır.
Kai Eide’nin, Ocak 2010 ayı başlarında, Dubai’de, bazı üst düzey Taliban komutanları ile buluştuğu da bilinmektedir. Ancak bu tür görüşmelerin arzulanan barışçıl çözümleri beraberinde getirebileceği konusunda Afgan ve Pakistan çevrelerinde ciddi duraksamalar görülmektedir. Bu çerçevede, BM Temsilcisi ile buluşmaya gidenlerin nihai karar almak konusunda yetki ve öneme sahip bulunmadıkları ileri sürülmektedir.
Özellikle, Pakistan İstihbarat Servisleri Ajansı (Pakistan’s Inter-Services Intelligence Agency/ ISI) eski mensuplarından olup, Pakistan ve ABD’nin Afganistan’da Taliban Yönetimini destekleyerek iktidara gelmesini sağladıkları süreçte, bugün, Taliban’ın liderliğini yapan ve 2001 yılından bu yana ortalarda görünmeyen Molla Muhammed Ömer’i bulup yetiştirmiş olan, emekli ISI görevlisi Sultan Emir Tarar, bütün karar mekanizmalarının Molla Ömer’de başladığını ve orada bittiğini ısrarla ileri sürmektedir. Adı geçen, temas edilmesi gereken kişinin de Molla Ömer olduğunu iddia etmektedir.
Londra toplantısında, Afgan Yönetimi ile Taliban arasındaki görüşmelerde arabuluculuk rolü üstlenebileceği yolundaki Pakistan açıklamalarının da, Pakistan ile Taliban arasında öteden beri mevcut ilişkilerin bir yansıması olduğu söylenebilir. Kuşkusuz, burada Sultan Emir Tarar ve benzeri Pakistanlıların fanatik, dindar ve militan yapılarının gözönünde tutulması gerekecektir.
Bütün bunlar olurken, Afganistan içerisinde, bir yandan Afgan resmi makamları, diğer yandan Amerikan Komuta Kademesinde, Taliban mücahitlerinin örgütten koparılmalarına yönelik olarak, bu kişilere iş ve güvenlik garantisi sağlayacak kapsamlı planların hazırlığı sürdürülmektedir.
BM Özel Temsilcisi Kai Eide, bu planları kuvvetle desteklemekle beraber, Afgan ve Taliban liderleri arasında doğrudan görüşmeler yapılmasını da kuvvetle ve ısrarla telkin etmektedir.
Pakistan’ın Kuetta şehrinde yerleşik olduğu sanılan, Taliban’ın Başkanlık Konseyi, bu hafta başlarında, müzakere fikrini reddeden bir açıklama yapmıştır.
Sonuçta, mevcut tabloya gerçekçi bir gözle bakıldığında, El-Kaide ile ilişkilerini kesmesi ön şartına karşın, Taliban tarafı da, ülkedeki Amerikan güçlerinin Afganistan topraklarını terk etmeye başlamaları önşartını getirmektedir. Birbiriyle çatışan bu önşartların üstesinden gelinebilecek bir ortamın ise henüz mevcut olmadığı görülmektedir.
Yine de gerek BM gerek Afgan yetkilileri tarafından başlatılmasına çalışılan ve bir yandan Amerikan diğer yandan uluslararası toplumun destek vererek cesaretlendirdiği barış sürecini, ümitsizliğe kapılmadan devam ettirmek akılcı bir davranış olacaktır.