Başkan Obama’nın ve Avrupa’daki dost ve müttefiklerinin, Afganistan’daki uluslararası güce katkı sağlamak üzere, ilave muharip asker gönderme kararının uygulama aşamasına gelmesini izleyen günlerde, bu ülkedeki savaş durumunun barışa dönüştürülmesi çabalarında, uluslararası bir hareketlilik kendini göstermektedir.
Önce, Türkiye’nin öncülüğünde, 25-26 Ocak tarihlerinde, Afganistan ve Pakistan cumhurbaşkanları ile İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı, Çin ve İngiltere dışişleri bakanları yanında, ABD, Tacikistan, Kırgızistan, Birleşik Arap Emirlikleri’nden dışişleri ya da devlet bakanlarının katıldığı İstanbul Konferansı’nı, 60’dan fazla ülke temsilcisinin katılımı ile 28 Ocak tarihindeki, Londra Konferansı izlemiştir.
İstanbul Konferansı sonuç bildirgesinde “sorunlara karşı ortak, kararlı ve eşgüdüm içinde hareket edilmesi gerektiğinin altı çizildikten sonra, iş sahası yaratılması ve altyapı geliştirilmesi alanlarında projeler hazırlanması için uzmanların ortak çalışma yapmak üzere görevlendirileceği” vurgulanmıştır. Konferansta ayrıca istihbarat, terörle mücadele, eğitim ve ekonomi konularının ele alındığı anlaşılmaktadır.
Londra Konferansı’nda Taliban güçleri ile mücadele, ön planda ele alınan konu olmuştur. Afganistan’da sayıları 130 bin’in üzerine çıkan uluslararası gücün de yaratacağı baskıdan yararlanılarak, Taliban saflarında bilfiil mücadele eden ya da destekleyen alt katmanlardaki kişilerin topluma kazandırılabilmesi için, bu kişilere sağlanacak iş ve aş imkânları karşılığında kullanılmak üzere, gerekli olacak fonların sağlanabilmesi için çaba sarf edilmiştir. Konferans sonunda 140 milyon dolar kadar bir meblağın hemen sağlanabileceği ondan sonra gerekecek fonlar için ABD, İngiltere, Almanya ve Japonya’nın başını çekecekleri ülkeler grubundan ilave katkı bekleneceği ortaya çıkmaktadır.
Taliban saflarında yer alan kişilerin geri kazanılması hususundaki asıl talep, Hamid Karzai’den gelmiştir. Karzai, İstanbul toplantısı sırasında konuyu en geniş şekilde masaya yatırmış ve Londra Konferansı’nda da başlıca gündem maddesi olarak benimsenmesini sağlamıştır. Yapılması düşünülen, çok fakir ve işsiz oldukları bilinen bu kişilere öncelikle iş imkânı yaratmaktır. Bazı çevrelerdeki beklentilerin aksine, toplanacak paraların Hükümet’e ya da bireylere dağıtılması bahis konusu olmayacaktır. Bu paraların kullanımında da belirleyici koordinatör rolünü, NATO’nun önerisi uyarınca, Kabil’deki İngiltere Büyükelçisi Mark Sedwill oynayacaktır.
Taliban saflarında lider grubunun altındaki Afganlıların yüzde 40’ı, ülkedeki yabancı güçlerin karşısında olup sonuna kadar çarpışarak mücadele etmek azmiyle hareket etmektedir. Bunlardan yüzde 60’ı ise ülkedeki yabancı güçlerin, en uygunsuz saatlerde evlerine zorla girerek, kadın, erkek, çocuk ayırımı yapmadan, katı bir polis rejimi uygulamaları ve sivil asker ayırımına da özen göstermeden, pek çok sivili öldürmelerinden dolayı müşteki olan ve bu yüzden, duydukları düşmanlığın doğal bir sonucu şeklinde, Taliban saflarına katılan insanlardır. Zaten fakir ve işsiz olan bu kişilerin başka da bir tercih olanağı yoktur. İşte bu yüzde 60’lık zümreden büyük bir bölümünün, kendilerine yaratılacak yeni iş ve çalışma imkânları sonucu Taliban saflarından ayrılmasını sağlamak olası gözükmektedir.
Taliban’ın lider konumundaki üst düzey kişilerinden büyük bir bölümü, bugün, Pakistan topraklarına yerleşmiş ve orada yaşamlarını sürdürmektedir. Pakistan’ın, geçmiş yıllarda, ABD ile birlikte, Afganistan’daki Taliban yönetimine destek verdiği ve çıkar birliği içinde bulunduğu, daha sonraki yıllarda ise, Amerika’nın siyaset değişikliği ve baskıları sonucu, Taliban liderleri ile araları bozulmuş olsa bile, yine de bu kişilerle diyalog kanallarının mevcut olduğu bilinen bir gerçektir.
Şimdi Pakistan, Londra Konferansı sonrası, Afgan Yönetimi ile Taliban lider kadrosu arasında bir arabuluculuk rolü oynayabileceği mesajlarını vermektedir. Ancak ortaya çıkan olaylar dolayısıyla Taliban liderleri arasında Pakistan’a yönelik bir güvensizlik olgusu ister istemez güçlenmiştir. Ayrıca Pakistanlı savaşçıların bu tutuma karşı gösterecekleri tepkiler de bilinmeyenler arasındadır. Kaldı ki, sonradan düşman olan eski dostların, Amerika gibi, onlar için büyük düşmanla birlik olup kendilerine dost eli uzatmasından hangi ölçüde memnuniyet duyacakları da büyük bir soru işaretidir.
Yukarıda belirtilen şekilde, Taliban ile birlikte hareket eden halkın alt katmanlarında bazı başarılar elde edilebilse dahi, beyinleri yabancı düşmanlığı ile yıkanmış kişiler arasında ve lider kadrolarında, işgalci olarak gördükleri güçlerin mensup oldukları ülkelerden gelecek önerilerin kabul edilmesi şansı çok zayıf görülmektedir.
Amerika açısından bakıldığında, Usame Bin Ladin’i yıllarca bağrında barındıran ve elleri yüzlerce Amerikalının kanına bulaşmış kişilerle, özellikle de Molla Muhammed Ömer gibi liderlerle bir uyuşma zemini yaratmak ve bunu içine sindirmek olasılığı da zayıftır.
NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in, Taliban savaşçılarının silah bırakmalarından ve zaten zorlukla sağlanabilen, NATO üyesi ülkelere mensup askerlerin bir an önce geri çekilebilmesinden gayrı endişesi bulunmadığı düşünüldüğünde, bu zatın herhangi bir uzlaşı girişimini memnuniyetle karşılamasını doğal saymak gerekir.
Londra Konferansı’nın, önemli sayılabilecek bir sonucu da, Hamid Karzai’nin ülkesindeki yolsuzluklarla mücadele konusunda uluslararası toplum önünde geri adım atmasının zor olacağı taahhütlerde bulunmak durumunda kalmış olmasıdır. Karzai, bu alanda alacağı önlemlerin bir dökümünü de yazılı olarak sunmuştur. Ancak bunu yaparken, Afgan güvenlik güçlerinin önümüzdeki 15 yıl süreyle yabancı desteğine muhtaç olacakları mesajı üzerinde özellikle ısrar etmiştir.
Karzai’nin, keza, yukarıda da belirtildiği şekilde, Taliban lider kadrosunun ve güçlerinin topluma kazandırılmasına ilişkin önerilerinden, özellikle lider kadrosuna ilişkin olanları, NATO ve ABD çevrelerinde büyük bir ihtiyat ve kuşkuyla karşılanmaktadır. Bölge ülkelerinin ise Karzai’nin bu düşüncesine destek verdikleri görülmüştür. Şimdi Karzai’den beklenen, önerdiği uzlaşı ve yeniden bütünleşme stratejisinin ayrıntıları ile buna ilişkin kurmayı tasarladığı yapı ve hangi liderleri bu kapsamda gördüğü konularında inandırıcı bilgiler vermesidir.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon da bu alanda aktif bir rol oynadığı görüntüsünü yaratmaya gayret etmekte olup, yakında Kabil’deki BM Operasyonlarının Başkanlığı görevinden ayrılacak olan Kai Eide’nin yerine, İsveç ve İtalyan çifte vatandaşı Steffan de Mistura’yı yeni Afganistan Özel Temsilcisi olarak atamıştır.Londra Konferansı Sonuç Bildirgesi ve orada varılan kararlara ilişkin ayrı bir değerlendirme SDE Araştırmacıları tarafından hazırlanarak sunulacaktır.
(Büyükelçi (E) Nüzhet KANDEMİR)