Amerikan Anayasasının bir gereği olarak, ABD başkanlarının, ülkenin durumunu anlatmak üzere, Kongre’nin her iki kanadındaki temsilciler önünde, 220 yıldan bu yana yaptıkları “Birliğin Durumu” (State of The Union) konuşmasını Başkan Obama, iktidardaki birinci yılının sonunda, 27 Ocak akşamı gerçekleştirmiştir.
Obama, bu konuşmasında iç ve dış politikaya ilişkin konuları ele aldıktan sonra, bundan böyle dikkatinin odak noktasını “ekonomi ve işsizlikle mücadele” konularının oluşturacağı mesajını da, bu vesile ile, vermiş bulunmaktadır. Obama, iktidarda bulunduğu bir yıl içinde, seçim öncesi verdiği “değişim”e ilişkin sözlerini, içeride ve dışarıda, tutabilmenin telaşı ve acelesi içinde bir görüntü sergilemiştir. Gerçekten, Başkan Obama, son bir yıl içinde, iç politikada getirisi olabilecek popülist kararlar almak yerine, ülkedeki şartların gerekleri doğrultusunda ve daha çok orta sınıf halkı gözetir tarzda, riskli kararlar alıp, uygulama yoluna gitmiştir. Kuşkusuz, Obama’nın bu tutumu, muhaliflerinin eline insafsızca aleyhinde kullandıkları kozlar vermiş ve,yaptıkları muhalefet sonucu, bir yandan Obama’nın kamuoyu yoklamalarındaki reytingi yüzde 50’lere kadar düşerken diğer yandan, Massachussets gibi, Demokratların kalesi olarak bilinen bir Eyalette, Senatör Edward Kennedy’in ölümü ile boşalan bir sandalyeyi Partisinin Cumhuriyetçilere kapturması sonucunu da beraberinde getirmiştir.
Çarşamba akşamı, bu durumun bilincinde olarak, Kongre kürsüsüne çıkan Obama, konuşmasında, öncelikle, iktidarı aldığı zaman ülkenin içinde bulunduğu durumu anlatmaya çalışmıştır. O tarihte, ülkenin, iki ayrı cephede savaş verdiğinin ve ekonominin vahim bir resesyonun içinde bulunduğunun altını çizmiş; finans sisteminin iflasın eşiğinde olduğunu ve Hükümetin büyük bir borç batağına düştüğünü hatırlatmıştır. Obama, bu durum karşısında derhal sorunların üzerine gittiğini ve fırtınanın en kötü bölümünün bugün artık geçtiğini söylemiştir.
Fırtınanın kötü bölümünün geçmiş olmasına rağmen, geride bıraktığı tahribatın süregittiğini de hatırlatan Obama, halkta tedirginlikler mevcut olduğunu ancak, bu tedirginliklerin yeni sayılamayacağını, kendisinin ve ailesinin bu ortamların içinden geldiğini ve bu tedirginliğe bizzat şahit olduğunu ifade etmiştir. Obama’ya göre, yaşamını sürdürebilmek yolunda sıkıntılar çeken halk tabakaları için, iktidara gelmeden önce söz verdiği değişimin yeterli sür’atle gelmemiş olabileceğini ve bunlardan bir bölümünün düş kırıklığı içinde ve hatta kendisine kızgın da olabileceklerini kabul etmiştir.
Ancak sözlerinin burasında, Demokrasi ile yönetilen tüm ülke halkları açısından doğru olan bir noktaya değinmiş ve, Amerikan halkının “partizanlıktan ve bağırıp çağırmadan yorgun düştüğünü” vurgulamıştır. Başkan Obama, ekonomiden bahsederken, zorlukların üstesinden gelebilmek amacıyla gerekli olan ne ise onları yapmayı sürdüreceği ve işsizlikle mücadele edeceği sözünü vermiştir.
Obama, bu arada, batmak üzere olan bankaları kurtarma operasyonunun, bu iş için sarfedilen paralarla bugün başarıya ulaştığına işaretle, Amerikan vergi mükelleflerinin cebinden çıkan bu paraların büyük bölümünün geri alındığını, geri kalan bölümünün de alınabilmesi için en büyük bankalara bir geri ödeme sistemini getirmek istediğini söylemiş ancak bu önlemin, Wall Street tarafından olumlu karşılanmadığının bilincinde olduğunu da sözlerine eklemiştir. Başkan Obama, gayet haklı olarak, kurtarılan bankalar “şayet çok büyük ikramiyeler dağıtabilmek durumuna girmişlerse, Amerikan vergi mükelleflerine de, mütavazi bir ücret ödemeyi kaldırabilirler” şeklinde konuşmuştur.
“Çalışan ailelere ve KOBİ’lere olduğu kadar, ilk kez ev satın alacaklara; çocuk okutanlara; koleje gidenlere vergi indirimleri getirdik. Böylece küçük boy iş yerlerinin çalışmalarını sürdürmelerini ve daha fazla istihdamı sağladık. Gelir vergilerine 1 cent’lik dahi ilave yapmadık” diyen Obama, özetle aşağıdaki konulara değinmiştir:
“Düzenleme ve kurtarma kanunumuz, büyük felaketleri önleyici bir rol oynamıştır.
“Resesyonun ikinci yılında ekonomi tekrar büyümeye başlamıştır.
“Ülkede iş yarıtıcı mekanizma daima iş çevrelerinin eseridir. Bu çevreleri ve daha fazla istihdamda bulunmalarını desteklemeyi sürdüreceğiz.
Wall Street’teki bankalar her ne kadar kredi vermeye başlamışlarsa da, onlar bu kredileri büyük şirketlere yönlendirmektedir. Ancak, bu arada, ülke genelindeki KOBİ’lerin finansman ihtiyaçları tam olarak karşılanamamaktadır. Şimdi sizlere bazı öneriler getiriyorum:
a) Wall Street bankalarının devlete geri ödedikleri 30 milyar doları, çalışma hayatlarını sürdürebilmelerini sağlamak amacıyla, küçük boy halk bankalarına vererek onların KOBİ’lere kredi açmalarını sağlayalım;
b) 1 milyondan fazla KOBİ’ye, işçi almaları ya da mevcut işçilerin ücretlerini artırmaları için vergi kolaylığı sağlayalım;
c) Yatırım yapacak KOBİ’lerin sermaya kazanç vergilerini kaldıralım.
d) Büyük ya da küçük olsun, işletmelerin yeni fabrika ve ekipmanları için yapacakları yatırımlara teşvikler getirelim;
e) Kongre’nin önünde bulunan İş Kanunu’nı daha fazla gecikmeden sonuçlandıralım.
“Bu adımların son iki yılda kaybettiğimiz yedi milyon işin telafisine yetmeyeceğini bilmekle beraber uzun vadeli bir tam istihdam ve ekonomik büyüme istikametinde gidiş için yararlı olacağına ve sıkıntıda kalan ailelerin sorunlarını çözmek hususunda katkıda bulunacağına inanıyorum.
“Önlemler almak hususunda artık beklemeye tahammülümüz ve lüksümüz kalmamıştır.
“Finans sektöründeki reformlar bankaları cezalandırmak değil, ekonomiyi korumak üzere yapılmaktadır.
“Finans kurumlarının, onlara emanet ettiğimiz mevduattan da yararlanarak, bütün ekonomiyi tehdit edecek riskler almasının önüne geçilmelidir.
“Finans sektöründeki reformları öldürebilmek için lobicilerin faaliyet gösterdiklerini biliyorum.Ancak, Finansal Reform Kanunu gerçek reformlar içermezse bunu sizlere iade edeceğimi de buradan açıklıyorum.”
Başkan Obama’nın, iç ve dış siyaset alanlarında çeşitli uyarı ve talepleri ile süren konuşması sırasında, kendisini şimdiye kadar fazla yumuşak davranmakla suçlayanları mahcup edebilecek biçimde, sertleşen bir vücut lisanı kullandığı da dikkatlerden kaçmamıştır. Ancak, ne olursa olsun, söylediklerinin, bugünkü zor şartlarda, hem kendi ülkesi hem de diğer demokratik rejime sahip ülkeler açısından gerçekleri yansıtır bir önem taşıdığını inkar etmek olası değildir.