Dünyamızın ve ülkemizin bugün geldiği noktada, yakın geçmişiyle yüzleşmek durumunda kalan Türkiye, büyük bir değişimin sancısını yaşamaktadır. Artık Batı karşısında yenilmişlik psikolojisinden kurtulan, kendisine güven kazanan, bulunduğu coğrafyada liderliğe oynayan bir Türkiye var! Bütün eksikliklerine ve olumsuz yönlerine rağmen, yaklaşık yüz elli - iki yüz yıldan beri kaybettiği tarih, kültür ve medeniyet bilincini yeniden idrak etme yolunda düşüncesine vurulan prangaları söküp atma arzusu ve azmiyle ileri adımlar atan bir Türkiye var! Bu değişim süreci içerisinde Türkiye insanı bir taraftan kendi öz değerlerine, kültür ve medeniyetinin asli kaynaklarına yönelirken, diğer taraftan en yakın çevresinden başlayarak dünyaya açılmakta; bilim, teknoloji, kültür, siyaset, ekonomi, hukuk vb. alanlarda insanlığın geliştirdiği olumlu tecrübeleri, fıtrat gereği üzerinde ittifak ettiği değerleri içselleştirmeye çalışmaktadır.
Aslında bu uyanış, bu silkiniş sadece Türkiye insanı ile sınırlı değil. Bütün bir İslam coğrafyasında ve dünyanın birçok yerinde insanlık, materyalist, pozitivist, sekülerist, Darvinist ve ırkçı zihniyetlerin baskısı altında, çıkara endekslenen dünyevileştirme ve sömürme politikalarının baskısı altında yitirdiği değerleri yeniden idrak etme yolundadır. İnsanı en temel manevi değerlerinden, varlık ve yaratılış amacından uzaklaştırıp fıtratı bozan, onu insanlığından uzaklaştıran ideolojiler dürülüp tarihin çöp sepetine atılırken, değişik kılıflar ve makyajlar altında kutsallaştırılarak insanlığın önüne konulan sahte tanrıların saltanatları sarsılmaktadır. Bu değişim dalgaları sonucu saltanatları sarsılanlar, insanlık ve milletler üzerinde kurdukları haksız hakimiyetleri inkıraza maruz kalanlar ellerinde bulundurdukları bütün güçleri seferber ederek, Makyavelist bir siyaset mantığı ve yönteminden hareketle nehri tersine akıtmak istercesine bu değişimi durdurmaya, ona ruh ve yön veren düşünce ve dinamikleri yok etmeye çalışmaktadırlar. Halbuki iç ve dış dinamiklerin belirlediği bu değişim ırmağı kendi istikametinde akmaya devam edecek, sonuçta ilahi takdir tecelli edecektir.
11 Eylül senaryosunun sahnelenmesinden sonra İslam coğrafyasına karşı hazırlanıp sahnelenen bütün saldırı ve işgaller, hak ve hukuk ihlalleri, kirli projeler, karanlık planlar, provokasyonlar, terör eylemleri, dezenformasyon, yalan ve iftiralar hep bu değişimin önünü kesmeye, bir şekliyle onu durdurmaya matuftur. Jeo-politik ve stratejik yönden Ortadoğu’nun en önemli bölgesinde yer alan, tarihi ve kültürel geçmişiyle Türk ve İslam dünyası içerisinde son derece önemli bir yere sahip Türkiye’nin bu senaryolardan, kirli ve karanlık oyunlardan nasibini almaması düşünülemezdi. Ülkeler ve insanlar için felaket senaryoları üreten güç merkezleri, ne yazık ki dünyanın her yerinde uğursuz planlarına maşa olabilecek birtakım ortakları, pastadan pay almayı amaçlayan çıkar gruplarını, taş örenleri ve tetikçileri bulabilmektedirler. Bugün yeryüzünde mevcut çarpışmalar gerçekte medeniyetler arasında değil; fakat hak, hukuk, adalet, insanlık, ahlak ve özgürlük arayışı içerisinde olanlarla medeniyetleri de kendi ihtiras ve çıkarları uğruna belirli bir çerçeveye oturtup yönlendirmeye çalışan medeniyet istismarcıları, haksız saltanat ve hakimiyet sahipleri arasında gerçekleşmektedir. Ama milletimiz ve insanlığın büyük çoğunluğu, artık bu oynanan oyunların ve kirli senaryoların farkındadır. Bu millet kendisini dünyaya kapatacak, üzerine prangalar geçirecek, deli gömleği giydirecek, geleceğini karartacak bütün bu siyaset oyunlarından, darbe planlarından, kutuplaştırıp düşmanlaştırma senaryolarından bıkmış bir durumdadır. Bu millet artık terörü, kan ve gözyaşı akıtılmasını, en temel hak ve hürriyetlerin baskı altına alınmasını, hukuk ihlallerini, provokasyonları, çeteciliği, düşman kutuplar yaratmaya matuf plan ve projeleri, darbe senaryolarını istemiyor! Menfaatlerini, emperyalist güç merkezlerinin bu milletin ve coğrafyanın üzerinde gerçekleştirmek istedikleri menfur emelleriyle birleştirenler, onların kirli ve karanlık oyunlarına alet olanlar, tarihin, milletin ve Allah’ın önünde er geç hesap vermek durumundadırlar.
Kaynağını tarih, kültür ve medeniyet bilincinden alan; insanlığın bilim, siyaset, hukuk ve ekonomi alanlarında gerçekleştirdiği olumlu tecrübelerle harekete geçen değişim akıntısının yönü, toplumsal uzlaşma, barış, adalet, özgürlük, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve şeffaflık yönünde gelişmektedir. Değişimin iç ve dış dinamikleri militarizm, despotizm, terörizm ve savaş senaryolarını devreye sokacak bir zeminin oluşumuna hiç de müsait görünmüyor. İçeride farklılıkları tolerans ve hoşgörü ile karşılayan, saygı ve sevgi zemininde birbirinin haklarını gözeten, ahlaki değerlerin içselleştirildiği temiz ve dürüst bir toplum talebi öne çıkarken, dışarıda en yakın komşularından ve çevresinden başlayarak dünyaya doğru yayılan bir barış projesi, adil paylaşım ve beraber kalkınma modelleri gündeme gelmektedir. Türkiye’nin son zamanlarda içeride hukuk, demokrasi ve diğer alanlarda attığı önemli ve cesur adımlar; dışarıda gerek AB’ye katılım süreci ile ilgili ve gerekse yakın komşuları, Türk ve İslam dünyası, Afrika, ABD, Rusya, Ermenistan ve Çin’le barışa, iyi ilişkilerin geliştirilmesine matuf gerçekleştirmekte olduğu atılımlar söz konusu model ve projelerle ilgilidir.
Böyle bir ortamda gerçek manada aydınlara, bilim insanlarına, yazarlara, hukuk ve siyaset adamlarına, asker ve sivil bürokratlara, iş ve ekonomi dünyasının temsilcilerine, sivil toplum örgütlerine büyük sorumluluklar düşmektedir. Tarihi bir dönemden geçmekte olan ülkemizde, köhnemiş fikir ve ideolojilerden hareketle emperyalizmin jandarmalığına soyunarak bütün olumlu gelişim ve açılımların önünü tıkamak isteyenler; karanlık mahfillerde tiranlık ve despotizm özlemi içerisinde bütün ülkeyi ilkel bir kasabaya dönüştürme arzusu ile planlar kuranlar; bilim, felsefe ve düşünce planında ortaya çıkan bütün gelişmelerden kopuk, hiçbir medeniyet iddiası olmayan, her yönden geri kalmış, hukuk hakimiyetinin olmadığı, özgürlüklerin yok edildiği dünyaya kapalı bir ülke yaratmak isteyenler aradıkları zemini bulamayacaklardır. Onların kirli planlarının boşa çıkarılması için duyarlılıkları harekete geçirmeye, uzlaşmaya, koordinasyona, meşru ve medeni zeminde gelişmelere müdahil olmaya ihtiyaç vardır. Yüzyıllar boyunca yeryüzünde hak ve adalete dayalı bir medeniyetin temsilciliğini yapmış yüce bir milletin, şerefli bir ecdadın torunları ve cennet vatanımız kötü şeyleri değil, güzel şeyleri hak ediyor. Gerçek aydınların, yazarların, bilim ve hukuk adamlarının tiranlık ve despotizm özlemi çekenlerin ellerinden alacakları yıldız ve madalyalara ihtiyaçları yoktur. Onlar, tarihin şeref sayfalarında zaten hak ettikleri yeri alacaklardır.