ENGLISH
23.05.2012
25.01.2010 20:20


Aydın Bolat
SDE Stratejik Planlama Kurulu Başkanı
abolat@sde.org.tr
CV

Plan Semineri Balyoz Darbe Planına Nasıl Dönüşür?

 

TSK’nın hazırladığı ‘Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ ile dış ve iç tehdit değerlendirmeleri esas alınarak dış ve iç düşman belirleniyor. TSK, İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesindeki “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır” hükmüyle vatanın ve devletin teminatı olarak yalnız kendi kurumsal varlığını görüp, gösteriyor.
 
28 Şubat döneminde hükümetin devrilmesinden hemen sonra TSK’nın talebi üzerine çıkarılan ve askerin iç güvenlik alanında nasıl kullanılacağını hükme bağlayan EMASYA (Emniyet Asayiş Yardımlaşma) Protokolü ve yapılanması cari olarak uygulanıyor. Protokolün içerdiği iki önemli hükme burada işaret etmek gerekir. Birincisi, “askeri otorite gerekli gördüğü durumlarda mülki amir talimat vermeden de iç olaylara müdahale edebilir.” İkincisi; tüm illerdeki garnizon bölgelerinde iç tehdit ve tehlikeye karşı ön çalışma ve değerlendirme yapacak “Asayiş Güvenlik Merkezleri” kurulmasına ilişkin hükümdür. Hemen anlaşılacağı gibi bu merkezlerin yapacağı ön çalışmalar; takip, fişleme, değerlendirme ve tüm istihbarat çalışmalarını kapsamaktadır.
 
Mülki amirlerin, hükümetin, parlamentonun yani sivillerin tamamen dışlandığı sadece askerin egemen olduğu bir iç ve dış güvenlik alanı sözkonusudur. Bu durum, diğer devlet kurumlarının pasifliği, politikacıların güvenlik ve savunma konularındaki ilgisizlikleri ve bilgisizlikleri yanısıra kendisini T.C. Devletinin kurucu iradesi olarak gören askerlerin sistem üzerindeki dayanılmaz vesayet ağırlığı ile bir statüko oluşturmuştur. Bu çerçevede ülkenin savunma konsepti, iç ve dış tehdit, tehlike ve düşman algısı yani iç ve dış güvenliğe ilişkin bütün değerlendirmeler, savunma ve güvenlik harcamaları, alınacak silah sistemleri, projeleri ve bunların maliyet hesapları tamamen TSK’nın iradesine, inisiyatifine bırakılmıştır. Ait olmak istediğimiz çağdaş dünyaya mensup hiçbir ülkede böyle bir uygulama olmamasına rağmen Türkiye’ye has bu uygulamayı henüz değiştirebilmiş de değiliz.
 
Yazımızın ve gündemin esas konusu iç tehdit, tehlike ve iç düşman algısıdır. Yukarıdaki belgelerde iç tehdit; irtica, bölücülük ve yıkıcılık olarak belirlenmiştir.  Nerede başladığı, nerede bittiği belli olmayan, belirsiz, müphem, subjektif bu kavramsallar çerçevesinde ordunun toplumun geniş kesimlerini bir tehdit ve tehlike nesnesi olarak tanımlaması kaçınılmaz olmuştur. En fazla ‘suçlu’ sayılabilecek vatandaşlar potansiyel düşman tanımlaması içine sokulmuştur. Böylece belirlenen bu iç düşman hakkında bilgi toplamak, takip, fişleme ve istihbarat çalışmaları yapmak da yasalara ve kurallara uygun rutin bir güvenlik işlemi olmuştur. Takip, fişleme ve ihbarlar sonucunda toplanan her türlü bilgi belge tasnif ve kategorize edilerek raporlanmıştır. Farklı bir makam tarafından analizi yapılmayan bu listelerdeki kişi ve kurumlar da projelendirilmiş eylem planlarının ve psikolojik harekat operasyonlarının hedefi haline getirilmiştir. Üstelik bu iş ve işlemler sadece sınırlı bir askeri birimi değil, tüm TSK bünyesini işin içine dahil edilerek küçük bir karakoldan büyük karargâhlara kadar yürütülen devasa bir kurumsal çalışmaya dönüşmüştür. İşte merkezde ve ordu karargâhlarındaki plan seminer programlarına gündem olan konular böylece ortaya çıkmaktadır. İç tehdit, tehlike ya da iç düşman olarak nitelendirilen kişi, sosyal grup, cemiyet, dernek, cemaat, tarikat, siyasi parti, sivil toplum v.s. en ince noktasına kadar izlenerek, ondan gelmesi olası tehdidin ortadan kalkması için bütün tedbirler, eylem planları, bitirme ve yok etme çareleri değerlendirilerek bu çalışmalar plan tatbikatlarına konu edilmektedir.
 
Böylece savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi halinde ya da olağanüstü hal veya sıkıyönetimi gerektirecek kaotik ortamlarda giderek tırmanan bir gerginlik döneminde sıkıyönetim ilan edilecek, ardından bunun gereği olarak EMASYA planları devreye girecektir. Tutuklanacak gazeteciler, yöneticiler, gözaltına alınarak binlerce kişinin kimler olduğu, nereye götürüleceği ve diğer operasyonların neler olacağı bu planlara göre çok önceden hazırdır. Hele iç düşman olarak nitelendirilen siyasi kadroların iktidar olması, irticaların(!), bölücülerin(!), yıkıcıların(!) yönetimde bulunmaları bu sürecin bir darbe tatbikatına evrilmesi için yeterlidir. Asayiş ve iç güvenlik alanının bütünüyle askerileşmesine yol açan EMASYA yapılanmasının fiili bir darbe kurgusu olduğu açıktır. Birçok yasalara aykırı, anti demokratik uygulama EMASYA protokolüne dayandırılarak meşrulaştırılmıştır. Böylece EMASYA yapılanması ve bunu esas olarak yapılan plan seminerleri darbe hazırlıklarının kılıfı haline getirilmiştir.
 
Kötü niyetli askeri gruplar, cunta oluşumları bu altyapıyı istismar ederek, iç tehdit olarak gösterilen gruplar üzerinden şiddeti tahrik ederek, kaosa yol açacak eylem ve provokasyonlar yaparak darbeye giden yola taşlar döşediklerinde sonuç bellidir. Yakın tarihimizde ülkemizde yaşanan olaylar bunun en güzel örnekleriyle doludur. Balyoz Güvenlik Harekât Planı’nı Balyoz Darbesine dönüştüren ince çizgi yukarıda anlatılan hassasiyetlerde gizlidir. Kahramanlık ile katillik arasında bazen çok ince bir hat vardır. Başarırsanız kahraman, kaybederseniz hain olursunuz. Görev bir anda suç olur belki fark edemezsiniz. Ülkemiz dört fiili askeri darbe, sayısız müdahale ve muhtıralarla halkın seçtiği meşru yönetimleri iktidardan indirmiş bir yakın siyasi tarihe sahiptir. Bu gelişmeler Türkiye’de değil de İsviçre’de veya Hollanda’da olsa akla ve vicdana sığmayacağından muhtemelen gündem bile olmayacaktı. Ancak Türkiye mevzubahis olunca darbe sicili bir hayli bozuk bir askeriyemiz var. Plan tatbikatında sözkonusu iç tehdit ve tehlikelerden x, y, z veya mavi-kırmızı olarak değil bizzat kişi ismi vererek, tüzel kişilikler alenen ortaya konarak bahsedilmesi, yasaklamalar, görevden almalar, tutuklamalar için listeler dökülmesi olayı bir Harp oyunundan çok cadı avına taşıyan bir mahiyet ortaya koymuyor mu? EMASYA’dan desteklenen plan tatbikatları cuntacı generallerin elinde ilave bazı psikolojik savaş argümanları ile şiddete, vahşete, darbeye ve “akıl ve vicdan dışı iddiaları” haklı çıkartacak sonuçlara kolaylıkla taşınacaktır.
 
Camileri patlatmak, kendi uçağımızı düşürmek, kan ve şiddeti yükseltmek, binlerce insanı tutuklamak hatta katletmek, meşru iktidarı alaşağı etmek, şehit cenazelerini artırmak, ekonomiyi yıkıma götürecek manipülasyonlar tertiplemek gibi eylem ve işler artık gözü dönmüş, iktidar hırsına kapılmış darbecilerin yapamayacağı eylemler değildir.
 
Balyoz Harekât Planında adı en üstte geçen dönemin ordu komutanı Çetin Doğan TV’deki konuşmalarında, İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesini EMASYA Protokollerinin masumluğunu savunmak için kullanıyor. Genelkurmay da konuya ilişkin 21 Ocak 2010 tarihli Bilgi Notu’nda, mutat programlı plan seminerlerindeki görev çerçevelerini çizerek vahameti kapatmaya ve esası örterek kılıfı göstermeye çabalıyor. Ancak tecrübe ve aklıyla alay edilen insanlar neyin ne olduğunu elbette görüyorlar. Cuntacı, darbeci çetelerin yıprattığı TSK’yı onların istismarından kurtarmak için, namuslu askerlerimizi millet vicdanında bu büyük ithamdan, töhmetten kurtarmak için aşağıdaki tedbirlerin alınması artık kaçınılmaz olmuştur:
 
EMASYA Protokolü hükümetçe derhal lağvedilmelidir.
Askeri vesayete yol açan bütün yasalar İç Hizmet Kanunu 35. başta olmak üzere değiştirilmelidir.
Demokratik ve sivil bir anayasa yapılmalıdır.
Askeri harcamalarda hükümetler etkin olmalı anlaşmalar mutlaka etkili bir şekilde denetlenmelidir.
Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, TBMM denetiminde hazırlanmalıdır.
Asker politik denetime alınmalıdır. Mali denetimi de Sayıştay’ca yapılmalıdır.
TSK yeniden yapılandırılmalı ve modernize edilmelidir. Küçültülmeli ancak manevra yeteneği artırılmalıdır.
Mecburi askerlik sonlandırılmalı, (dünyanın çok yerinde olduğu gibi) profesyonel orduya geçilmelidir.
Askeri okullar (önce liseler, sonra harp okulları) kapatılmalı. Üniversite mezunu gençlerin sınıf okullarında ve Harp Akademilerinde subay ve kurmay subay olarak yetiştirilebileceği eğitim programları düzenlenmelidir.
Genelkurmay MSB’na bütün çağdaş ülkelerde olduğu gibi bağlanmalı bu bağlılık sorumluluğun ötesinde tutulmalıdır. Böylece sivil demokratik yönetim üzerindeki Askeri vesayet rejimi ortadan kaldırılmalıdır. Askeri yargı sadece askeri disiplin suçlarına bakan bir noktaya çekilerek, çift başlı yargı ortadan kaldırılmalıdır.
İç güvenlikteki iki başlılık (Emniyet-Jandarma) sona erdirilmeli iç güvenlik alanı dünyada her yerde olduğu gibi sivil otoriteye bırakılmalıdır.
TSK ülkenin dış güvenliğine ve savunmasına odaklanmalıdır.
TSK’dan cunta unsurları ve darbeciler ayıklanmalı, hukuksuzluk cezalandırılmalıdır.
Yeni Türkiye Vizyonuna, içeride ve dışarıda değişim dinamiğine uyumlu olarak destek olup güçlendirecek bir konuma gelmelidir.
 
Ancak o zaman, programlı plan seminerleri darbe tatbikat toplantıları olmaktan kurtarılabilir. TSK da rahat eder, ülke de.

 


YAZARIN TÜM YAZILARI
Milli Eğitim Sisteminde Üç Dörtlük Değişim - 02 Nisan 2012 Pazartesi 21:12
28 Şubat Ergenekon’un Çocuğu, Balyoz’un Ebesidir - 29 Şubat 2012 Çarşamba 19:21
TSK Reformu Acilen Yapılmalıdır - 03 Şubat 2012 Cuma 16:52
Yeni Yılda Neler Olacak? - 02 Ocak 2012 Pazartesi 19:20
Joe Biden Neden Geldi? - 07 Aralık 2011 Çarşamba 19:39
Türkiye ve Mısır'da Demokratik Dönüşümler - 27 Ekim 2011 Perşembe 18:26
Yükselen Türkiye'nin Risk ve Engelleri - 11 Ekim 2011 Salı 15:40
Türkiye’de NATO Füze Radarları / Doğu-Batı Denklemi - 07 Ekim 2011 Cuma 14:30
Teröre Karşı Yeni Strateji ve Demokratik Açılım - 25 Ağustos 2011 Perşembe 13:02
Yeni İslam Dünyası - 02 Temmuz 2011 Cumartesi 17:07
Türkiye’nin Seçimi: Yeni Anayasa İle Tam Demokrasi - 14 Haziran 2011 Salı 15:25
Türkiye’nin Seçimi Ya Vesayet Ya Tam Demokrasi - 06 Haziran 2011 Pazartesi 11:37
Seçim Virajında MHP, Terör ve PKK - 30 Mayıs 2011 Pazartesi 16:17
Türkiye Bölgenin Vicdanı... Filistin Birleşti, Libya Nereye? - 27 Mayıs 2011 Cuma 19:38
Suriye Nereye Gidiyor? - 18 Mayıs 2011 Çarşamba 14:20
Bin Ladin 3,5 Yıl Önce Eceliyle Ölmüştü! - 03 Mayıs 2011 Salı 18:26
Sorgulanan Devlet / Ergenekon - 28 Mart 2011 Pazartesi 14:21
Ortadoğu Değişim Sürecinde Aktörler ve Gerçek Dinamikler - 28 Şubat 2011 Pazartesi 16:24
Kadim Bir Dostun Tüm Sevdiklerine Mesajı - 05 Ocak 2011 Çarşamba 13:38
NATO Füze Savunma Sistemi - 26 Ekim 2010 Salı 16:43
12 Eylül: Darbe Değil Demokrasi - 08 Ağustos 2010 Pazar 18:44
Türkiye’nin Batıya Bağlılığını Göstermeye İhtiyacı Var mı? - 03 Temmuz 2010 Cumartesi 16:22
Referandum Sürecinde Türkiye’nin Ateşle Sınavı - 23 Haziran 2010 Çarşamba 15:37
Yalnızlaşan İsrail, Büyüyen Türkiye - 07 Haziran 2010 Pazartesi 15:47
Değişim CHP’yi de Etkiledi (mi?) - 03 Haziran 2010 Perşembe 13:18
Yakın Geleceğe Dair: Statüko Bitecek Değişim Sürecek - 29 Nisan 2010 Perşembe 16:02
Demokrasiye Evet Vesayet Rejimine Hayır! - 27 Mart 2010 Cumartesi 18:56
Balyoz Darbe Planlarına Hukuk Tokmağı - 26 Şubat 2010 Cuma 14:05
Plan Semineri Balyoz Darbe Planına Nasıl Dönüşür? - 25 Ocak 2010 Pazartesi 20:20
Aslında Ne Oluyor? Değilse Ne? - 15 Ocak 2010 Cuma 16:35
Ne ist(em)iyoruz? - 29 Aralık 2009 Salı 14:57
Eksen Kayması Değil Yeni Türkiye Vizyonu - 29 Aralık 2009 Salı 14:39
Açılıştan Kapanışa mı? Yoksa Kaos Bitecek Değişim Sürecek mi? - 28 Aralık 2009 Pazartesi 15:27
Ermenistan Açılımı - 28 Aralık 2009 Pazartesi 15:24
Demokratik Değişim Sürecinde Devlet, Siyaset ve Halk - 28 Aralık 2009 Pazartesi 14:57
Demokratik Açılım ve Yeni Türkiye - 28 Aralık 2009 Pazartesi 14:50


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya