Başkan Obama, iktidarının ilk yılında karşılaştığı tüm zorluklara rağmen, yine de verdiği sözleri tutabilmenin samimi çabası içinde olmuştur. ABD Başkanı’nın, yönetimini sürdüreceği önümüzdeki yıllarda, ulusal ve uluslararası düzeydeki zorlukların azalmadan sürmesini öngörmek gerekir.
Başkan Obama, 2008’deki seçim kampanyası sırasında, ‘Değişim’ adı altında, Amerikan halkına verdiği sözleri tutabilmek için, iktidarda bulunduğu bir yıl süresince, büyük çaba harcamıştır.
Obama’nın bu çabalarını samimiyetsiz ve tümüyle başarısız oldukları şeklinde tanımlamak, hem haksızlık hem de gerçekleri görmekten kaçmak olur. Her şeyin başında, kaydetmek gerekir ki, Obama’nın önünde bir yıldan çok daha uzun bir süre vardır ve bir siyah Afrikalı siyasetçinin, tarihte ilk kez elde ettiği başkanlık mevkiine gelmesini içlerine sindiremeyenlerin gösterdikleri aşırı muhalefet yanında, miras olarak kollarında bulduğu sorunların boyutu dikkate alındığında, yine de, Obama’nın geçtiğimiz bir yıl içinde yaptıklarını takdirle karşılamak gerekir.
Afganistan’dan başlamak suretiyle, İran, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve İsrail hattında çözüm bekleyen sayısız sorunlar, geçmiş on yılların ağır bir tortusunu taşımaktadır. Geçmiş yıllar boyunca çözüme kavuşturulamamış bu sorunları, büyük vaadler vererek ulusal ve uluslararası düzeyde olağanüstü beklentiler yaratan bir Başkanın, elinde sihirli değnek de olmadığına göre, herhalde 12 ay içinde çözüme kavuşturması beklenemezdi. Kendisinden, samimiyet ve inandırıcılığından ödün vermeksizin, tüm bu sorunların üzerine gitmesini beklemek en gerçekçi yol olurdu. Demokratik ortamda, üstün beceri ve karaktere sahip olsa dahi, bir siyasetçiden beklenmesi gereken sadece budur.
Obama, Afganistan’a 30 bin ilave asker gönderme kararını almadan önce, konuyu tüm ayrıntıları ile inceleyip tartmıştır. Terörle mücadele amacıyla Afganistan’da başlatılanların büyük bir yenilgi ile bitmesinin, sadece ABD değil, fakat onunla birlikte hareket eden hür dünya ülkeleri açısından da telafisi mümkün olmayacak sonuçları beraberinde getireceğini görmek gerekir. Başkan Obama, 30.000 ilave Amerikan askerini gönderme kararını, hiç de istemeyerek, ancak ülkesinin uzun vadeli çıkarlarını düşünen bir devlet adamı olabilmek adına, tüm siyasi risklerine rağmen, almıştır ve doğru yapmıştır. Terörist unsurların Pakistan’a da sirayet eden ve bu ülkeyi ekonomik ve siyasi açılardan fevkalade zora sokan eylemleri ile mücadelede yine ABD başı çekmek zorunda bırakılmıştır.
İran’ın nükleer alandaki çalışmalarını, nükleer silah yapımına kaydırması olasılığı, sadece ABD’yi değil ve fakat nükleer silahların yayılmasına karşı olan tüm ülkeleri endişeye sevk edecek bir olgudur.
Irak’ta, bir önceki yönetimin başlattığı ve bitiremeden devrettiği, hiç de iç açıcı olmayan tabloyu, Amerikan halkının arzuları doğrultusunda gözden geçirebilmek ve bu ülkeye çok yanlış bir kararla silahlı müdahaleyi başlatanların gönderdikleri askerleri Temmuz 2011 tarihine kadar geri çekme kararı da, keza, ülkesi açısından çok da fazla eleştirilemez.
Filistin ile İsrail arasında, bunca yıldır sonuçlandırılamayan barış sürecini canlandırabilmek amacıyla yaptığı girişimler de cesaret ve siyasi risk almayı gerektiren türdendir. Nitekim bugünkü İsrail Yönetimi ile Obama Yönetimi arasında bu alanda birbirine karşıt tutumlar ister istemez ortaya çıkmıştır. Bu da dış politikada kendinden öncekilerin fazlaca cesaret edemediği ve iç politikada risk taşıyıcı faktörler arasında sayılmak gerekir.
Başkan Obama’nın dış politikada çözüme kavuşturmak zorunda olduğu sorunlar dizisi, Ortadoğu’nun sınırlarını aşar şekilde, çok daha uzak bölgelerden söz etmeyi de zorunlu kılmaktadır. Bunlar arasında Asya-Pasifik, Güney Amerika, Afrika, Avrupa ve Asya’yı sayabiliriz. Buralardaki sorunların muhasebesi ayrıca yapılmalıdır.
İç politikada öteden beri kangren olmuş ve büyük çıkar gruplarının kurdukları, fakir halkı sömürmeye dayanan sistemlerin değiştirilmesine yönelik girişimlerde bulunmuş ve kanun tasarılarını Amerikan Kongresi’ne sunmuştur.
Bunların başında Sağlık Reformu Tasarısı gelir. Bu tasarı ile sağlık sigortası yaptıramayan 30 milyona yakın Amerikalının sigortaya kavuşmalarını sağlamak ve tüm sigortalıların haklarını uzun vadede garanti altına almak amacı yatmaktadır. Kuşkusuz, bu girişim, yukarıda değindiğimiz ve devlet içinde devlet haline gelen çıkar grupları başta olmak üzere, Obama Yönetimi’ne kıyasıya muhalefet yapan Cumhuriyetçi kanadı harekete geçirmiştir. Buna rağmen, Obama girişimini sürdürmüş, kendi arzuladığı ölçüde olmasa bile, önemli reformları içeren metinleri Kongre’nin Temsilciler Meclisi ve Senato kanatlarından geçirmeyi başarmıştır. Her iki kanadın onayladığı tadil edilmiş kanun metinlerinin Kongre Uyuşma Komisyonu’nun önünde bulunduğu bir aşamada, Edward Kennedy’nin ölümünden sonra Senato’da boşalan bir koltuk için Massachusetts eyaletinde yapılan özel seçimleri, Cumhuriyetçilerin adayı Scott Brown kazanmıştır. Kaybedilen bu Massachusetts Senatörlüğü, Obama ve Demokrat Parti açısından büyük bir şok yaratmıştır. Zira, bu özel seçim sonucunda, Demokrat Parti Senato’da önemli kanunların onaylanması için gerekli 60 oya sahipken, bu sayı 59’a düşmüş ve 41 Senatörlüğe kavuşan Cumhuriyetçiler, Sağlık Reformu Kanunu’nun nihai onayı dahil, Obama’nın reformlar listesinde ön sırada bulunan enerji ve küresel ısınma bağlamındaki yaşamsal önem taşıyan kanunların da Senato’dan geçmesini engelleyecek bir sonucu beraberinde getirmiştir.
Yukarıda değinildiği gibi, Başkan Obama’nın tüm beklentilerini karşılayacak içerikte olmasa bile, Kongrenin her iki kanadından geçmiş bulunan Sağlık Reformu Tasarısı da, son aşamada, böylece tehlikeye girmiş bulunmaktadır. Kanunun yeni Massachusetts Senatörü Brown, yemin ederek görevine başlamadan önce süratle geçirilmesini isteyenlere karşın, bu hareketin demokratik çerçevede düşünüldüğünde, seçmenlerin sandıkta ortaya koyduğu iradeye ters düşeceği görüşünü benimseyen Obama’nın yakın çalışma arkadaşları, çeşitli formüller üzerinde görüş oluşturma çabasındadır.
Demokratlar, artık, gayretlerin tek konuya odaklanması yerine, halkın beklentilerine uygun tarzda, öncelikle, iş olanakları yaratılması ve ekonominin düzeltilmesi konularında yoğunlaşması gereğinden söz etmeye başlamışlardır.
Sonuç itibariyle, belki de gerçeklere ters düşen tarzda beklentiler yaratarak bir süper gücün başkanlığı görevini üstlenmiş bulunan Başkan Obama’nın, yönetimdeki ilk yılı içinde karşılaştığı zorlukların, iktidarının ilerleyen yıllarında, giderek yoğunlaşan ölçülerde karşısına çıkacağını söylemek olasıdır.