Japonya Başbakanı Hatoyama’nın Hindistan Ziyareti
Hindistan-Japonya diplomatik ilişkileri 1952 yılında tesis edilmişti. Soğuk Savaş dönemi boyunca yoğun ikili ilişkilere giremeyen bu ülkeler, yine de sade bir dostane ilişkilerini sürdürmüştü. Soğuk Savaş sonrası Hindistan, ekonomik ve teknoloji alanındaki başarıları sayesinde yükselmeye başlamış ve uluslararası arenada önemli bir konuma gelmeye başlamıştı. Özellikle Hindistan’ın Hint Okyanusu’nu kontrol eden stratejik konumu ve kapasitesini arttırdığı deniz kuvvetleri, Japonya’nın Doğu-Batı güzergahına dayalı deniz ulaşımını ilgilendirmeye başlamıştı. 2000 yılında Japonya Başbakanı Yoshiro Mori, ikili ilişkileri arttırma amacıyla Hindistan ziyaretini gerçekleştirmişti. 2005 yılında Japonya Başbakanı Koizumi Junichiro de Hindistan’ı ziyaret etmişti. Ziyaret esnasında daha sonra Japonya başbakanı seçilecek Dışişleri Bakanı Taro Aso da heyette yer almıştı. Taro Aso aynı zamanda Japonya ile Avustralya, Yeni Zelanda, Hindistan ve Avrupa gibi ortak değerleri paylaşan ülkeler arasındaki ilişkileri konu alan “
Özgürlük ve Refah Yay Alanı” dış politika stratejisinin planlayıcısıdır. Söz konusu strateji Çin’i kuşatma politikası olarak
algılanmıştır. 2006 yılında Japonya Başbakanı Shinzo Abe’nin Hindistan ziyareti sırasında ‘Japonya-Hindistan Uluslararası Stratejik İşbirliği İlişkileri’ tesis edilmişti. 2007 yılında Çin’e yakın politika izleyen Japonya Başbakanı Yasuo Fukuda döneminde Hindistan ile olan ilişkiler nispeten düşük düzeydeydi. 2008 yılında Başbakan Taro Aso’nun döneminde Japonya’nın Hindistan’a ile ilişkilere verdiği önem tekrar artış kaydetmişti. Ekim 2008’de Hindistan Başbakanı Dr. Manmohan Singh’in Japonya ziyareti sırasında ‘
Japonya-Hindistan Güvenlik İşbirliği Ortak Deklarasyonu ve
Japonya-Hindistan Stratejik ve Global Partnerliği İlerletme Ortak Bildirisi’ imzalanarak mevcut ikili ilişkilerin gelişmesine hukuki zemin hazırlanmıştı. İki ülke arasındaki savunma işbirliği de yeni bir boyut kazanmıştı. Japonya Başbakanı Yukio Hatoyama’nın 28-29 Aralık 2009 tarihleri arasında Hindistan’a yaptığı ziyaret iki ülkenin siyasî, ekonomi ve güvenlik alanındaki işbirliğini daha üst bir düzeye taşımıştır. Hindistan tarafı Hindistan-Japonya ilişkilerinin gelişmesine ayrı bir önem verdiği gibi, Başbakan Dr. Hatoyama’nın ziyaretinden de büyük beklentileri
vardı.
Japonya Başbakanı Hatoyama’nın Hindistan ziyaretinde gerçekleşen en önemli gelişme, iki başbakan arasında imzalanan ‘Japonya-Hindistan Ortak
Deklarasyon’u olmuştur. Söz konusu deklarasyonda öne çıkan konu ise güvenlik ve işbirliğinin eylem planının ortaya konmasıdır. İki ülke arasında dışişleri bakanları ve savunma bakan yardımcıları düzeyinde her yıl 2+2 modeline dayanan diyalog mekanizmasının kurulması, iki ülkenin kara kuvvetleri ve Hint Okyanusun güvenliğini korumak için deniz kuvvetlerinin düzenli diyalog sürecine saygı göstermeleri, korsanlara karşı Somali deniz sahalarına ortaklaşa savaş gemileri göndermeleri ve deniz felaketlerine karşı kurtarma eğitimi başlatılması gibi dokuz konuda savunma-işbirliği anlaşması yapılmıştır.
Ayrıca iki ülke arasında ekonomik işbirliği ve ticaret kapasitesini arttırmak için bazı anlaşmalara varılmıştır. Japonya’dan Hindistan’a yönelik daha fazla yatırım ve teknoloji intikal etmesi kararlaştırılmıştır. Japonya’nın, Hindistan’ın batı bölgesinde gerçekleştirilecek hızlı tren taşıma projesi olan ‘
Özel Demiryolu Koridoru’ (Dedicated Freight Corridor, DFC) ve aynı alanda ‘
Delhi-Mumbai Sanayi Koridoru’ (Delhi-Mumbai Industrial Corridor, DMIC) projeleri için kredi açması konusunda da anlaşmışlardır. Delhi-Mumbai arası toplam bin 483 km olup söz konusu iki projenin Hindistan’ın batı bölgesinin kalkınması ve söz konusu ülkenin büyümesi açısından fevkalade önemi vardır. İki ülke aynı zamanda karşılıklı vize işlemlerinin kolaylaştırılması, gümrük vergilerinin indirilmesi ve ilaç satış prosedürlerinin basitleştirilmesi gibi kimi konuların ilerleyen tarihlerde çözüme kavuşacağını beyan etmiştir. Müzakereleri iki yıldan beri devam eden söz konusu ekonomik işbirliği anlaşmasının, liderlerin bir sonraki görüşmesinde sonuca varması hedeflenmiştir.
Söz konusu deklarasyon dışında iki ülke liderleri
Yeni Dönem Japonya-Hindistan Stratejik ve Global Ortaklık anlaşmasına da imza atmışlardır. Bu da iki ülkenin bölgesel ve küresel alandaki işbirliğinin stratejik bir boyut kazanmış olduğunu göstermektedir. Ancak iki ülke bazı konular üzerinde henüz ortak görüşe varamamıştır. Japonya Başbakanı Hatoyama, Hindistan’ın ABD ve Çin ile birlikte Kapsamlı Nükleer Denemeleri Yasaklama Anlaşması’nı (CTBT-Comprehensive Test Ban Treaty) kabul etmesini istemiş ancak Hindistan Başbakanın Manmohan Singh, ABD ve Çin’in kabul etmesi halinde durumun farklı olacağı cevabını vermişti. Nükleer silahların yaratacağı tahribatı yaşayarak gören tek ülke olan Japonya’nın bu konuda hassasiyeti vardır. Dr. Hatoyama ayrıca Hindistan’ın uluslararası ölçekte çevrenin korunması faaliyetlerine de aktif katılımı ve Kopenhag İklim Zirvesi’nde alınan kararların bir sonraki toplantıda ortak görüş olarak sunulması konusunda çağrıda bulunmuştur. Her şeye rağmen, Japonya’nın Hindistan’a daha fazla yatırım ve ihracat olanakları sunarak, ülkenin ekonomik durgunluğunu canlandırmasına ihtiyacı vardır. Hindistan ise Japonya’nın daha fazla yatırım yapmasını, teknoloji transferini hızlandırmasını ve özellikle nükleer teknoloji paylaşımı konusunda daha çok kolaylık sağlamasını istemektedir. Bu bağlamda her iki ülkenin karşılıklı çıkar alanları oluştuğu için ikili ilişkileri de hız kazanmaktadır.
Hindistan- Japonya Güvenlik İşbirliği
Dr. Hatoyama üç ay önce iktidara geldiğinde, Japonya-Çin gerginliğini ortadan kaldırabilmek için Çin’e yakın bir politika izlemişti. Dış politikadaki en önemli çıkışı ise Uzakdoğu’da
Doğu Asya Topluluğu’nu (East Asian Community) inşa etmesi olmuştu. Gelecekte Asya Birliği’ni oluşturacak bu organizasyon 2002’deki ASEAN+3 (Çin, Japonya ve Güney Kore) toplantısında kararlaştırmıştı. Ancak ASEAN+3 grubunda yer alan ülkeler arasında organizasyonun hedefi ve yapısı gibi konularda henüz ortak bir fikre varılamadığı için müzakereler devam etmektedir. Söz konusu organizasyonun Japonya versiyonunda Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelere yer vermekle birlikte, Hindistan bu organizasyona dâhil edilmemiştir. Japonya’nın Doğu Asya Topluluğu’nu konu alan bilimsel çalışmaların sayısının oldukça fazla olmasına rağmen, bu fikirler Çin tarafını etkileyebilmiş değildir. Bu nedenle Japonya Başbakanı Hatoyama’nın Çin’e yönelik dostane politikası sonuçsuz kalmıştır. Aslında Çin’e karşı onurlu durmak ve Çin tehdidi algısını paylaşan Hindistan ile stratejik işbirliğini geliştirme politikası, Başbakan Hatoyama’nın mensup olduğu Liberal Parti’nin rakibi olan Liberal Demokratlar Partisi’nin düşüncesi idi. Bu nedenle Başbakan Hatoyama’nın Hindistan ziyareti doğal olarak Çin’den uzaklaşma ve Hindistan’a yakınlaşmanın politik değişimi olarak
okunmuştur. Başbakan Hatoyama’nın Hindistan ziyareti sırasında, mevkidaşı olan Dr. Manmohan Singh ile kendisinin Çin ve Güney Kore ile birlikte Doğu Asya Topluluğu’nu inşa etmesindeki düşüncesini paylaşmıştı. Hindistan Başbakanı Singh de Başbakan Hatoyama’yı belli ölçüde anladığını ifade etmiştir.
Başbakan Hatoyama, görevini yürüttüğü üç ay içinde üç kez Hindistan Başbakanı ile görüşmüştü. 29 Aralık’taki son görüşmede iki taraf, savunma işbirliğine ilişkin bir eylem planı imzalamıştır. İki ülke arasında dışişleri bakanları ve savunma bakan yardımcıları düzeyinde her yıl 2+2 modeline dayanan diyalog mekanizmasının kurulması, iki ülke kara kuvvetleri arasında işbirliğinin artırılması ve Hint Okyanusu’nun güvenliğini korumak için iki ülkenin deniz kuvvetleri arasında düzenli diyalogun gerçekleştirilmesi ve korsanlara karşı Somali ve açık denizlerde ortaklaşa savaş gemilerinin gönderilmesi gibi önemli anlaşmalar dikkat çekicidir. Özellikle Japonya’nın 2+2 görüşme mekanizması daha önce ABD ile Avustralya gibi müttefik ülkeler arasında yapılmaktaydı ve aynı modelin Hindistan için uygulaması, Tokyo’nun güvenlik alanında Hindistan’a verdiği önemi
göstermektedir.
Japon basını, Başbakan Hatoyama’nın Hindistan ile güvenlik ve işbirliğini arttırma çabalarının ve ortak değerlere (demokrasi) sahip olma olgusunu fazla vurgulamasının, Çin’i dengeleme niyetinde olduğu kanaatindedir. Başbakan Hatoyama’nın Çin’e açılım politikası Japon kamuoyunda eleştirilere maruz kalınca bu tür bir politika değişikliğinin meydana geldiği ileri sürülmektedir. Başbakan Hatoyama, Hindistan’ın Doğu Asya Topluluğu’na dâhil etmesi konusunda kendisinin bir düşüncesi olmadığı halde, Hindistan’ın söz konusu topluluğun liderler zirvesine iştirak edebileceğini belirtmektedir. Yani Başbakan Hatoyama’nın düşüncesindeki Doğu Asya Topluluğu tablosu henüz bir netlik göstermemektedir. Başbakan Hatoyama’nın Hindistan’ın Doğu Asya işbirliği Mekanizması’na dâhil edilmesinin önemini vurgulaması, O’nun Çin’i dengeleme niyeti bulunduğunu göstermektedir. Çünkü Çin, Asya’da lider olma
peşindedir. Japonya basınındaki yorumlara göre, Başbakan Hatoyama’nın iktidara gelmesinden bu yana Çin’e verdiği önem alışılmışın dışında bir pozisyon sergilemiştir ve bu durum da, Hindistan’a yakınlaşma siyasetinin sürdürülmesi gerektiğini göstermektedir. Çünkü Japonya ve Hindistan, Çin’in askerî gücünün yoğun baskısı altındadır; bu nedenle iki ülke güvenlik alanında işbirliğini güçlendirmelidir. Böylece Çin’i dengeleme mesajı da verilmiş
olacaktır. Anlaşıldığı gibi Japonya, giderek yükselmekte olan Çin’in Asya’daki etkisinden endişe duymaktadır. Çin’in bu gücünü dengelemek için Japonya; Hindistan ile savunma (güvenlik) alanında işbirliği yapabilme imkânlarını aramaktadır. Ancak Japonya basınındaki yoruma göre, Japonya-Hindistan güvenlik ve işbirliği, yükselmekte olan Çin’e karşı sonuç alınamayacağını ortaya
koymaktadır. Bu anlamda Başbakan Hatoyama’nın Hindistan ile işbirliği yaparak Çin’i dengelemeyi amaçlayan politikası başarısız olduğu gibi, Hindistan ziyareti de neticesiz
kalmıştır. Hindistan basını da Hindistan-Japonya ilişkilerini “Waltz dansı ” olarak nitelemiş ve görünürde muhteşem olduğunu ancak tarafların birbirleriyle ilişkilerinde dikkati elden bırakmadığını
yazmaktadır. Japonlara nispeten Hintliler ikili ilişkilere daha olumlu
bakmaktadır.
Çin Tehdidi: Hindistan’ın Güvenlik Algılaması
Güney Asya’nın en büyük ülkesi olan Hindistan, Çin gibi, son yıllarda yükselmekte olan ülkelerden biridir. Çin’e komşu olan Hindistan, Çin’in doğal jeostratejik rakibidir. 1962 yılında Hindistan-Çin arasında sınır bölgesi nedeniyle çatışma yaşanmış, iki ülke arasındaki gerginlik Tibet meselesi ile birlikte devam etmişti. 1998 yılında Hindistan Hükümeti tarafından Hindistan’ın yürüttüğü nükleer silah deneme faaliyetlerinin Çin’e yönelik olduğu iddiası da, iki ülke arasında yaşanan güvensizliği doruk noktasına çıkarmıştı. 2000 yılından sonra Hindistan Hükümeti, Çin ile işbirliği zemini üzerinde ikili ilişkilerini geliştirmeye çalıştı ve kısa dönemli başarılar da sağladı. Ancak iki ülkenin jeopolitik rakip olmasından ötürü hem bölgesel güvenlik hem de ekonomik rekabetle birlikte sınır bölge anlaşmazlığı, Tibet meselesi ve en önemlisi Çin’in Pakistan’a yönelik savunma ve ekonomi alanındaki yardımları, ikili ilişkilerin normalleşmesini engellemektedir. Ayrıca Hindistan; kuzeyden Çin ve kuzeybatıda Pakistan gibi tehditlerle yüz yüze kaldığı için Yeni Delhi’nin Hint Okyanusu’na çıkma politikası engellenmektedir. Bu nedenlerden ötürü Çin’i dengelemek için Hindistan da yeni bir arayış içindeydi. Hindistan-Japonya ilişkilerinde; ekonomi ve teknoloji alanındaki işbirliği dışında, siyasal zeminde stratejik bir işbirliği de söz konusudur.
Hindistan Genelkurmay Başkanı General Deepak Kapoor’a göre, Çin’in Tibet’te altyapıyı iyileştirmesi, silahlı kuvvetlerinin modernleşmesine hız vermesi, Pakistan’a füze teknolojini intikal ettirmesi, Bengal Körfezi ve Hint Okyanusu’ndaki askerî varlığını arttırması ve Hindistan komşu ülkelerle askerî-ekonomik ilişkilerini güçlendirmesi Hindistan’ın dikkatini çekmektedir ve uzun vadede Hindistan’ın güvenliğini etkileyecektir. General Deepak Kapoor, Hindistan ve Çin’in hızlı gelişen ve dönüşüm içinde olan iki ülke olduğunu ve sorunların çözümünün ise her iki ülkenin birbirinin yükselişini karşılıklı olarak kabul etmesiyle gerçekleşebileceğini
belirtmektedir. Hindistan eski Genelkurmay başkanı Ved Prakash Malik, ‘uzun yıllardan beri Çin’in her zamanki saldırgan tavrından kaçınmadığını, Hindistan’ın ise buna karşın ürkek tavırlar gösterdiğini’ söylemiştir. Bu durum devam ederse, iki ülkenin kontrol altındaki mevcut sınırında (Line of Actual Control) yaşanacak çatışmaların çoğalacağı ileri sürülmektedir. General Malik’e göre, Hindistan tarih boyunca stratejik kültürünü ve kurallarını anlaşılır biçimde dile getirme konusunda yeterli olamamıştır. Çin ise Hindistan’ın bu zayıf noktasından istifade etmeye devam
edecektir. Bazı Hindistan uzmanları da Çin’de düzenlenen askerî tatbikatların, Hindistan düşmanlığının bir göstergesi olabileceğini ileri
sürmektedir.
Hindistan eski Başbakanı Atal Bihari Vajpayee’nin ulusal güvenlik danışmanı ve şimdiki Başbakan Manmohan Singh’ın yakın bir isim olan Brijesh Mishra de; Hindistan’ın Çin ve Pakistan bağlamında benzeri olmayan bir tehlike ile yüz yüze kaldığını ifade etmektedir. Brijesh Mishra’ya göre; ‘Çin artık toprak talebi peşinde olan hegemonistik bir ülkedir, bugünkü Çin’in Hindistan’a oluşturduğu tehdit 1962 yılına göre çok daha ilerdedir. Çin’e güvenmek yanlış olur.’ Çin’in Keşmir sorunu üzerindeki tutumunu değiştirdiğini ve Hindistan’a daha çok baskı yapmaya başladığını dile getiren Brijesh Mishra, Hindistan’ın gelecekte hem Çin hem de Pakistan’ın saldırısına maruz kalabileceğini ileri sürmektedir. Brijesh Mishra’ya göre, 1962 yılındaki Hindistan-Çin sınır çatışması sırasında Hindistan ordusu pratikte iki savaş cephesinde mücadele ediyordu ancak hiçbir zaman iki cepheden aynı anda saldırıya uğramamıştı. Benzer biçimde Hindistan, 1962 yılındaki Hindistan-Çin çatışmasında sadece Çin ile karşı karşıya mücadele edilmiş, 1965, 1971 ve 1999 yılında ise Pakistan ile karşı karşıya kalmıştı. Bugün Çin’in düşüncesi değişmiş ve Hindistan kontrolündeki Jammu ve Keşmir bölgesi de bir meseleye dönüşmüştür. Buna göre, gelecek 4-5 yıl sonrasında Hindistan’ın aynı anda iki cephede ülkesini savunma mecburiyetinde kalması ihtimali vardır. Çünkü Çin giderek daha düşmanca davranmaya
başlamıştır. Bazı ekonomi uzmanlarına göre, dünyanın ekonomik güç merkezinin Doğu’ya kaymasının ardından çatışmalarının Asya kıtasında yaşanabileceği belirtilmektedir. Bu bağlamda bugünkü Asya, 19. yüzyılın Avrupa’sına benzemektedir. Asya ülkeleri henüz birbirlerine besledikleri düşmanlıkları bırakmamışlardır. Etnik tartışmalar ve sınır problemlerini çözememişlerdir. Muhtemel bir savaşın ABD-Çin arasında değil, Çin-Hindistan arasında çıkabileceği tahmin
edilmektedir.
Yeni Delhi’nin savunma doktrininde Çin ile Pakistan’a bir bütün olarak bakılmaktadır. Hindistan güvenlik birimlerine göre Hindistan’ın kara kuvvetleri ve hava kuvvetleri artık 1962 yılındaki düzeyi aşmış durumdadır. Bu nedenle Çin’in Pakistan ile birlikte Hindistan’a karşı hareket edebileceği ortaya konularak, Hindistan ordusunun her iki tehdide karşı savaş hazırlığı yaptığı belirtilmiştir. Yani aynı anda iki bölgede savaşabilme kapasitesi artırılmıştır. Hindistan Genelkurmay Başkanı Deepak Kapoor, ani bir saldırıya karşı ihtiyatın korunarak hemen harekete geçme anlamındaki “Soğuk Başlangıç” (Cold Start) sisteminin devre sokulduğunu beyan etmektedir. Hindistan ordunun izleyeceği temel hedef de 96 saat sonra düşman tarafını ateşkes anlaşmasına imza atmaya
zorlamaktır.
Bazı Hintli generaller, Hindistan’ın önceden nükleer silah kullanmaması taahhüdünü yeniden gözden geçirmesini önermektedir. Emekli Korgeneral Arun Kumar Singh’e göre, Çin’in Pakistan ve Kuzey Kore gibi ülkelere silah teknolojisi sağlamakla, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin bölgesel tehditlere müdahil olmasını zorlaştırmaktadır. Çin de bu ortamdan istifade ederek rahatça kendi ekonomik kalkınma ve askerî modernizasyon projelerini gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Çin, 2050 yılında ABD ile eşit düzeye gelmeyi hedeflemektedir. İran, Japonya ve Güney Kore artık açık veya gizli biçimde nükleer güce sahip olan ülkelerdir. Hindistan terörizm tehdidi ile birlikte nükleer tehdit altındadır ve Yeni Delhi, nükleer silah kullanma yaklaşımını yeniden düşünmesi gerektiğini ileri
sürmektedir.
Hindistan’ın hem Çin hem de Pakistan’ı güvenlik tehdit olarak algılaması doğal olarak Çin ve Pakistan’ın tepkisini çekmektedir. Çin’in Hindistan uzmanları Hindistan’da yükselen “Çin tehdidi” seslerine karşı, onların, Hindistan halkının temel çıkarları koruma noktasından yola çıkmasını ve sorumsuzca ifadeleri beyan etmemesini
istemektedir. Pakistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Abdul Basit, Yeni Delhi’nin bu yeni askerî doktrininin, Hindistan’ın düşmanca ve hegemonik saldırganlığını ele verdiğini belirtmektedir. Abdul Basit, Hindistan’ın bu tutumunu çağdışı şoven zihniyeti olarak nitelemiştir. Pakistan’ın olasılık ani olaylara karşı her türlü hazırlıklar yapıldığını ilave eden Abdül Basit, uluslararası kamuoyunun dikkatini Hindistan’ın askerî doktrine çekme çağrısında
bulunmuştur.
Gerçi Hindistan’ın Çin düşmanlığını abarttığı yönünde yorum yapanlar da
vardır ancak Hindistan kamuoyu ve askerî güçler Çin’i potansiyel tehdit olarak güçlü bir şekilde algılamaya başlamıştır. Pakistan’ın da söz konusu tehdit algılamasına dahil edilmesiyle, Hindistan, aslında kuzey ve kuzeybatı yönünde tehdit altında kalmıştır. ABD Savunma Bakanlığı 20 yıldır aynı anda iki savaşı başarma stratejisinin uygulanabilirliğini araştırmaktadır. Ancak Afganistan ve Irak savaşını askerî anlamda başarmış olmasına rağmen, bu askerî başarısını siyasal alana taşıyamamıştır. Obama Hükümeti’nden sonra Pentagon da söz konusu stratejisini yeniden gözden geçirmeye
başlamıştır. Hindistan’ın aynı anda Çin ve Pakistan’a karşı iki cephede savaş açmasının ve bunu başarabilmesinin pek de kolay olmayacağı açıktır. Bu bağlamda Hindistan’ın Japonya ile güvenlik işbirliği girişimleri farklı bir önem kazanmaktadır.