Obama Yönetimi, bir yandan devraldığı uluslararası sorunların üstesinden gelebilmenin çabaları içindeyken, diğer yandan, dış politikada yeni açılımlar ve yönelimlerin yolunu da açmaya çalışmaktadır. Bu açılımlardan bir tanesi de Asya-Pasifik bölgesine yönelik olarak kendini göstermektedir.
Başkan Barack Obama’nın Kasım 2009’da, başlıca Asya-Pasifik ülkelerine ziyaretini izleyecek şekilde, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da, bu hafta başında, Avustralya, Yeni Zelanda ve Papua Yeni Gine’yi kapsayacak bir Asya-Pasifik turuna başlamak üzere Washington’dan ayrılmıştı. Ancak Hawaii’de Japonya Dışişleri Bakanı Katsuya Okada ile görüşmesinden sonra, Haiti’de meydana gelen deprem felaketi dolayısı ile Clinton bu ziyaretlerini iptal ederek tekrar Washington’a dönmek zorunda kaldı.
Beyaz Saray’daki yeni yönetimin başı kadar danışmanlarının da Asya-Pasifik ülkelerine yönelik beyanlarında, 1990’lardan bu yana görülmedik ölçüde, bu bölgeye yönelik bir ilginin vurgulanmaya çalışıldığı açıkça görülmektedir.
ABD’nin ortaya koyduğu bu yakınlığa Asya-Pasifik ülkelerinin hiç de kayıtsız kalmadıkları ve bundan 15-20 yıl önce bu ülkelerde kendini göstermeye başlayan Amerika karşıtlığının yerini daha dostane yaklaşımlara bıraktığı görülüyor. Bu değişikliğin kökenine bir göz atıldığında, Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) son yıllarda ortaya koyduğu muzaffer komutan havasındaki tutum ve davranışları ile ben-merkezli beyan ve uygulamalarının yarattığı tedirginliğin büyük rolü olduğu keza görülebilen bir gerçektir. ÇHC’nin Tayvan’a yönelik sahiplenmişliğini giderek artırması; Tayvan’ın Amerika’dan satın almak istediği Patriot III füzelerine sert bir şekilde karşı koyması; buna mukabil, Tayvan’a yönelik bin 500 füzeyi kendi topraklarında konuşlandırmış olması; Kıt’a Çin’i ile Tayvan arasındaki bir çatışma halinde Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin iki ülke sularına girmesine engel olmak amacıyla özel bir filo yaratmak hazırlığında olması; nükleer silahlarla donatılmış denizaltıların konuşlandırılacağının açıklanması gibi unsurlar Asya-Pasifik ülkelerinde, ister istemez, bir tedirginlik yaratmakta ve ÇHC’ye karşı duyulan güven, yerini güvensizlik ve korkuya bırakmaktadır.
Barack Obama, seçim öncesi yaptığı konuşmalar doğrultusunda, Beyaz Saray’a geldiği ilk günlerden bu yana, Asya-Pasifik ülkelerine yönelik sıcak mesajlarını sürdürürken, Hillary Clinton’un da dışişleri bakanlığı koltuğuna oturduğu günden bu yana, dünyanın diğer yörelerinden daha fazla Doğu Asya ziyaretlerine çıkması gibi davranışlar üst üste konulduğunda, ABD’nin yeni bir dış politika davranışı geliştirmekte olduğu hataya düşmeden ileri sürülebilir.
Ancak ABD’nin bu yeni yönelimi hangi ölçülerde başarıyla uygulayabileceği sorgulanması gereken bir husustur. Gerçekten, son on yıllar zarfında bu ülkenin Asya-Pasifik bölgesine ayırdığı bütçenin giderek daraldığı ve asıl vurgunun, başta Avrupa olmak üzere, Ortadoğu-Afrika ve Güney Amerika’ya doğru kaydığı gözlemlenmektedir. Kuşkusuz, bu arada, Asya ülkeleri de Amerika’ya gereksinim duymadan yaşamlarını sürdürme olanağını bulmuşlardır. Ayrıca, bu ülkeler askeri bağlamdaki ilişkilerden ziyade çıkarlara yönelik iş ve ticaret ilişkilerini ön planda tutar olmuşlardır. ÇHC’nin ekonomik ve ticari alanda büyük atılımlar içine girmesi ve kendilerini ABD’ye bağımlı kalmaktan uzaklaştırması, bugün, her ne kadar parlayan ülke ÇHC karşısında tedirginlik duysalar da, Asya-Pasifik ülkelerinin yönlerini ABD’ye çevirmeleri, beklendiği kadar kolay olmayacaktır.
ABD’nin bölgedeki en önemli dost ve müttefiki Japonya ile de güven erozyonundan oluşan zorlukları mevcuttur. Japonya da, ABD’ye bağımlı kalmak yerine, daha bağımsız bir Asya ülkesi kimliğini yeğlediğinin sinyallerini vermektedir. Kaldı ki, Japonya, Amerikalı dostlarının kendilerinden ziyade ÇHC’ye yönelik bir ilgi alanı oluşturduğu kuşkuları taşımaktadır.
Sonuç itibariyle, Obama yönetiminin Asya-Pasifik bölgesine yönelik yeni dış politika davranışları, kendileri açısından çok haklı nedenlere dayanıyor olsa da, bunları uygulama aşamasına getirmek konusunda büyük zorlukların kendini göstereceğini bilmekte yarar vardır.