Başkan Obama’nın Kasım 2009’da Asya-Pasifik ülkelerinden başlıcalarına yaptığı resmi ziyaretler dizisini, bu kez, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un bu hafta başladığı ve Avustralya, Yeni Zelanda ve Papua Yeni Gine’yi kapsayacak ziyaretleri izlemektedir.
Başkan Obama, Asya-Pasifik turuna başlarken ilkin, ABD’nin bu bölgedeki en yakın dost ve müttefiki olarak bilinen Japonya’yı seçmiştir. Zira Japonya’da, son zamanlarda yoğunluk kazanır şekilde, ABD’ye karşı, özellikle ekonomi ve ticaret alanlarında, güvensiz bir hava estirilmeye başlanmıştı. Başkan Obama, bu havayı dağıtmak ve ilk olarak bölgede Japonya’yı ziyaret ederek Amerika’nın ülkeye verdiği önemi vurgulamak istemiştir.
Ancak, ziyaretlerde, Başkan Obama’nın asıl üzerinde durup önem verdiği bölüm Çin Halk Cumhuriyeti’nde geçirdiği iki gün olmuştur. Karşılıklı dostluk ve anlayış birliği mesajlarının teati edildiği, kadehlerin tokuşturulduğu görüşmeler sonunda, üç ayrı Çin-ABD ortak bildirisi yayınlanmıştır. Bu ortak bildirilerde, her iki ülke, birbirlerinin hükümranlık ve toprak bütünlüğüne saygı göstereceklerine ilişkin temel ilkeyi ortaya koymuşlardır. Bahse konu belgelerde, tarafların, güç kullanımı yoluyla, bu ilkeye ters düşecek girişimlerin karşısında olacakları ve birbirlerinin temel çıkarlarına saygı gösterecekleri de kayıtlıdır.
Başkan Obama’nın ziyaretinden yaklaşık iki ay sonra, Tayvan konusu tekrar iki ülke arasındaki ilişkileri germiş bulunmaktadır. Gerçekten, ABD SavunmaBakanlığı, 6 Ocak 2010 tarihindeki bir açıklamasıyla, Lockheed Martin firmasının Tayvan’a Patriot III füzeleri satmasına izin verildiğini açıklamıştır. Bu açıklama Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) cephesinden büyük bir itiraz ve protestoyu da beraberinde getirmiştir. ÇHC, Amerikan yönetiminin Tayvan’a silah satışını derhal durdurmasını talep etmiş, aksi halde temel alanlarda ikili ilişkilerin ve işbirliğinin bundan büyük zarar göreceğini açıklamıştır. Bu açıklamayı izleyen günlerde ise füzelerin havada iken imhasını öngören teknolojiye sahip bir füze denemesini gösterişli şekilde gerçekleştirmiştir.
Tayvan kaynaklarına göre, Kıta Çin’i Tayvan’a yönelik olarak konuşlandırılmış 1500 füzeye sahiptir. ÇHC, Tayvan ile arasındaki bir çatışma halinde, Amerikan silahlı kuvvetlerinin bölgeye girmelerini önlemek amacıyla, özel bir deniz gücü ortaya çıkartmak üzere çalışmalar yapmaktadır.
Hillary Clinton, üç Asya-Pasifik ülkesine yapacağı ziyaretin başında, Hawai’ye uğrayarak, orada, Japonya Dışişleri Bakanı Katsuya Okada ile görüşmüştür. ÇHC ile ortaya çıkan durum konusunda, bu vesile ile kendisine yöneltilen bir soruya ise, konuyu önemsiz gösterme gayretini yansıtır tarzda, “her iki ülkenin aralarındaki görüş ayrılıklarını çözmek bağlamında yeterli olgunluğa kavuşmuş ilişkiler bulunduğunu ümit ettiğini” ifade etmiştir. Clinton, “görüş ayrılıkları olduğunda ilişkilerin rayından çıkmayacağı” temennisini özellikle vurgulamıştır.
Yakın bir gelecekte Başkan Obama’nın Dalai Lama ile de bir görüşmesi söz konusudur. Tibet konusundaki görüş ayrılıklarının da ÇHC-ABD ilişkilerini olumsuz etkilemesinden endişe edilmektedir.
ABD-İran:
Amerikan Yönetiminin, İran’ın nükleer çalışmaları konusundaki endişeleri ve buna karşın alınacak önlemlere ilişkin çalışmaları da sürmektedir. İran’ın uyuşmaz tutumu karşısında, ABD’nin İran’daki bazı belirli hedeflere yönelik ilave yaptırımlar peşinde olduğu görülmektedir. Örneğin İran’daki Devrim Muhafızlarını zora sokacak bazı önlemlerden bahsedilmekte ve bunun yanında İran’da üst düzey karar verici konumunda olup da bir dizi siyasi ve ticari özel ilişkiler içinde bulunduğu bilinen kişilere yönelik, İran halkını doğrudan etkilemeyecek tarzda, birtakım yaptırımların ortaya konmasına çalışıldığı anlaşılmaktadır.
Hillary Clinton’un açıkladığına göre, ABD ile Batılı ülkeler temsilcileri, İran’a karşı yaptırım konusunu ele almak üzere, bu hafta sonlarında New York’ta bir araya geleceklerdir.
Ortadoğu Barış Süreci:
Asya-Pasifik bölgesi ve İran yanında Ortadoğu bölgesinin bütününü ilgilendiren Ortadoğu bölgesi kadar uluslar arası düzeyde ilgi odağı olan, Filistin-İsrail uyuşmazlığı ve Ortadoğu barış sürecine ilişkin çalışma ve gayretler de Obama Yönetiminin gündemindeki yerini korumaktadır. Bu bağlamda, Başkan Obama, Ulusal Güvenlik Danışmanı Emekli General James Jones’i, sadece barış süreci değil, ama bölgenin tüm sorun ve mevcut fırsatlarını değerlendirmek amacı ile Suudi Arabistan, Filistin ve İsrail’de yetkililerle görüşmeler yapmak üzere, bölgeye göndermiş bulunmaktadır.
Başkan Obama, Ortadoğu barış sürecinin gidişinden ve İsrail yönetiminin bu süreci engelleyen tutumlarından hiç memnun değildir ve bu memnuniyetsizliği Benjamin Netanyahu ile kişisel düzeydeki temas ve ilişkilerinde de kendini göstermektedir.
Sonuç olarak, Amerikan Yönetiminin, ülke içinde ve dışındaki sorunlarla başedebilme gayretlerinin önümüzdeki süreç içerisinde de aynı hızla devam edeceği görülmektedir.