Obama Yönetiminin, İran’ın nükleer alandaki araştırmalarına yönelik ve BM Güvenlik Konseyi’nin diğer dört daimi üyesi yanında Almanya tarafından da paylaşılan, kuşkularının artarak devam ettiği görülmektedir.
İran’ın uranyum zenginleştirme çalışmalarının kontrol altına alınması ve bu ülkenin elindeki uranyumun, bilimsel araştırmalara uygun düşecek düzeyde zenginleştirilmek üzere, Rusya ve benzeri üçüncü ülkelere gönderilmesine ilişkin olarak, 1 Ekim 2009 Cenevre toplantısında varılan anlaşmaya daha sonraki aşamada uymayacağını bildirmesi üzerine, Amerikan yönetiminin resmi ağızlardan açıkladığı, İran’daki tesisleri bombalamayı da içeren tehditleri uluslararası düzeyde yankı bulmaktadır.
ABD Merkezi Kuvvetler Komutanı General David Petraeus, İran’daki nükleer tesisleri bombalamak dahil, tüm olasılıkları dikkate almak suretiyle hazırlık planlarının yapıldığını açıklamıştır. General Petraeus, açıklamasında, çeşitli olasılık planlarından bahsederken bu konuyu da zikretmiş; ancak İran’la izlenmeye çalışılan diplomasi yollarını da kapatmamaya özen göstermiştir. Onun ifadesine göre, “herhangibir olasılık planlamasında uygulamaya ilişkin nihai tarih mevcut değildir. Ancak her şeyin sona ermesi aşamasına gelinmesi için bir zaman süresi bulunacaktır”.
Bu arada, İran yönetimi sert tutumunu sürmektedir. Nitekim, böyle bir girişimde bulunacakların, İran’ın askeri savunma kapasitesini de kısa sürede görecekleri türden tehdit içeren açıklamalar yapılmıştır.
Görüleceği gibi, Amerikan yönetimi İran tarafının uyuşmaz tutumunu içine sindirebilmiş değildir ve diplomasi yollarını denerken, askeri yolların da kullanılabileceği olasılığını üst düzeyde yetkili bir kumandanın ağzından ilan etmekten kaçınmamaktadır.
Obama Yönetiminin, İran’la uğraştığı bir sırada, en yakın stratejik ortağı olan İsrail’in, Orta Doğu barış sürecinin ileriye gitmesine engel olan tutumu nedeniyle, İsrail’e yönelik de bir tehdit kendini göstermiştir. ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi George Mitchell, bu tutum devam ederse, ülkesinin İsrail bağlamındaki borçlanma garantilerini askıya alabileceğini beyan etmiştir. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, bu beyanın kabul edilemez olduğunu söyleyerek, Filistin Yönetiminin tahrik edici beyan ve tutumlarından şikayet etmiş; mevcut “yol haritası”ndaki barış planı uyarınca, bu tahrikten vazgeçmelerini talep etmiştir. Amerikan Yönetimini endişede bırakan bir diğer durum ise terör odaklı olup, Yemen ve Somali’de yaygın bir yerleşim düzeni kurarak tehditlerini artıran El-Kaide ile mücadelede bu iki ülkeye yardım konusu gündeme gelmektedir.
Başkan Obama, Yemen ya da Somali’ye asker göndermeyeceğini teyiden açıklamıştır. ABD, Yemen Hükümetiyle işbirliğine hazır olduğunu ve bu işbirliğinin zaten uygulama aşamasında bulunduğunu sıklıkla açıklamaktadır.
Sonuç itibariyle, ABD bir yandan Amerikan çıkarlarına yönelik terör olgusu ile mücadele ederken diğer yandan dış politika alanında seçildikten sonra Başkan Obama’nın karşı karşıya kaldığı çözüm bekleyen Ortadoğu barış süreci ve uluslararası düzeyde süregiden ekonomik krize ilişkin sorunlarla da uğraşmak durumundadır.