Uluslararası toplumun, günümüzde karşılaştığı ve giderek artış gösteren sorunların üstesinden gelmekte, ABD gibi bir süper gücün itici desteği ile dahi olsa, çözüm bulmakta zorlanılan bir süreç yaşanmaktadır. Afganistan bu sorunların başında gelmekte ve çabaların odak noktası olmaktadır.
Başkan Obama Yönetiminin iş basına gelmesinden bu yana, sadece Afganistan-Pakistan-İran-Irak-Suriye-İsrail ekseninde siyasi ve askeri bağlamda çözüm bekleyen sorunların üstesinden gelmek, Yönetimin samimi yaklaşımlarına rağmen, ABD gibi bir süper gücün imkân ve kabiliyetlerini aşan bir görüntü vermektedir.
Nitekim, işin farkında olan en sorumlu simalardan biri olarak, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da, son günlerde, Washington’daki çeşitli düşünce kuruluşlarında yaptığı konuşmalarda, bu olguya, dolaylı yollardan da olsa, değinmek zorunluluğunu hissetmektedir. Clinton, bu konuşmalarından birinde, terörle mücadele konusuna değinirken, “Dünyada işsizliğin pençesindeki yüz milyonlarca genç insanın, ümitsizlik girdabında, geleceğini göremezken, aşırı şiddet ve ideolojileri mağlup ederek terörü durdurmamız mümkün olamaz” demiştir. Çizdiği bu olumsuz tabloya rağmen, Hillary Clinton, “hiçbir şey yapmamanın bedeli esas itibariyle olumsuzlukları saptayarak beklemekten çok daha ağır bir maliyet getirir” diye de eklemiştir.
Gerçekten, gelişmeyi sağlamak, diplomasi ve savunma alanlarındaki çabaların birbirini takviye edip güçlendirmesi gereği açıkça otaya çıkmaktadır.
BM Genel Sekreteri’nin Afganistan’daki Özel Temsilcisi de, BM Güvenlik Konseyi önünde Afganistan’a ilişkin bir değerlendirme konuşması yaparken, bu görüşlerden hareket etmiş ve daha etkin bir eşgüdüm içinde, uluslararası çabaların yürütülememesi halinde, gerek Afgan halkında gerek uluslararası toplumda ortaya çıkan sabırsızlık ve düş kırıklıklarının bu ülkedeki durumun kontrol edilemez hale gelmesi sonucu vereceğini ifade etmiştir.
Özel Temsilci, El-Kaide’nin adını vermese bile, “Taliban veya diğer isyancı grupların temsilcileri” ile “şayet barışa götürecekse”, buluşup görüşmeye dahi hazır olduğunu ifade ederek, uluslararası toplumun terörle mücadeledeki çaresizliğini ortaya koymuştur.
Başkan Obama’nın “Yeni Afganistan Stratejisi”nde amaç, El-Kaide’yi bozguna uğratmak için, her şeyin başında Afgan kurum ve kuruluşlarının kapasitesini artırarak, ülke güvenliğini tehdit eden aşırı faaliyetleri göğüsleyebilme potansiyeline kavuşmalarını sağlamaktır. Yeni stratejide, isyancıları hedef alırken, yerleşim birimlerini güvence altına almak ve Afgan güvenlik güçlerini eğitmek büyük önem taşımaktadır.
Çeşitli ağızlardan değişik formüller altında anlatımına çalışılan Afganistan’daki ümitsiz denebilecek durumu ele almak üzere, 2010 Ocak ayı sonundan önce, büyük bir olasılıkla 28 Ocak tarihinde, BM, İngiltere ve Afganistan temsilcilerinin eş başkanlıkları altında, Londra’da bir konferans düzenlenecektir. Bu konferansta güvenlik, gelişme ve yönetim unsurlarının yanı sıra, sorunları bölgesel bir çerçeveye oturtmak ve uluslararası bir mimari çatı altına sokabilmek amaçlanmaktadır. Aynı türde bir konferansın, önümüzdeki ilkbahar aylarında Kabil’de de düzenlenmesi planlanmaktadır.
Sonuç itibariyle, ABD başta olmak üzere, uluslararası toplum, ağır aksak bile olsa, Afganistan bağlamında bir şeyler yapabilmenin çabasını ortaya koymaktadır.