ENGLISH
23.05.2012
02.01.2010 09:34


Prof. Dr. Birol Akgün
SDE Uzmanı
bakgun@sde.org.tr
CV

İran’da Muhalefet Ne İstiyor?

İran’da sokaklar yeniden hareketleniyor. Göstericiler otuz yıl önce Şah’a karşı kullanılan “diktatöre ölüm” sloganını bu kez Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad ve dini lider Ali Hamaney’e karşı kullanıyorlar. Sayıları milyonları bulan ve İran rejiminin gönüllü sivil askerleri olarak nitelendirilen para-militer besic örgütü üyeleri, geceleri çatılarda slogan atan protestocuları avlamakla meşgul. Üniversite kampuslerinde de öğrenciler ve hocalar üzerindeki baskı ve kontrol tedbirlerinin giderek arttığı söyleniyor. Bu tedbirlere rağmen Şiiler için kutsal kabul edilen aşure günü, başta Tahran olmak üzere ülkenin önde gelen büyük şehirlerinde yaygın protesto gösterileri yapıldığı ve 15 kadar kişinin de öldüğü bildiriliyor. İran yönetimine göre, göstericilerin arkasında ABD ve diğer Siyonist güçler var. Rejim, Ukrayna ve Gürcistan’da başarıyla uygulanan turuncu devrim taktiklerinin şimdi İran’daki batı karşıtı Humeyni rejimini devirmek için kullanıldığına inanıyor. Nitekim Ahmedinejad, protestoları “ABD'nin emriyle sergilenen iğrenç bir maskeli balo” olarak niteledi. Buna karşın muhalefet liderleri Musavi ve Kerrubi ise rejime “Hukuka uy, halktan özer dile” çağrısında bulundular. Son haberlere göre, rejimi eleştiren muhalefet liderlerine akın pek çok siyasi ve entelektüel figür tutuklanmış durumda. Bunlar arasında Nobel ödüllü yazar Şirin Ebadi’nin kız kardeşi ve eski dışişleri bakanı Yezidi de var. Şimdilik Musavi ve Kerrubi gibi muhalefet liderlerine dokunulmadı. Ancak haklarında açılan davalar ve kritik tutuklamalar onlara yönelik “çemberin daraltıldığı” uyarısı olarak okunabilir. Üstelik rejim de, kendi toplumsal gücünü göstermek için milyonlarca taraftarını sokaklara dökerek rejime yönelik bağlılık yeminleri ve sloganları attırdı. Böylece muhalefet cephesinin sokaktaki gücüne karşı yine sokağı kullanarak cevap veriliyor. Zira 20. yüzyılın en önemli toplumsal devrimlerinden biri kabul edilen 1979 İslam devriminin şiddetle değil, sokakta kazanıldığını en iyi bugün İran’ı yönetenler bilir. 

Rejim korkmakta gerçekten haklı mı? İran gerçekten yeni bir siyasi devrimin eşiğinde midir? Değilse, İran muhalefeti ne istiyor?
Öncelikle belirtmek gerekir ki, her otoriter rejim gibi İran yönetimi de toplumsal tepkilerden kaygı duymakta haklıdır. İran toplumu tam anlamıyla bir gösteriş ve güç toplumudur. Sokaklarda kimin hâkimiyeti varsa toplum oraya kayabilir. Nüfusun yüzde 50’sinin 25 yaşın altında olduğu düşünülürse, zaten ekonomik olarak yeterli yükselme ve ilerleme şansına sahip olamayan, üstelik de medya ve internet yoluyla yayılan özgürlük söylemlerinin büyüsüne kapılan İran gençliğinin sokaklardaki muhalefetin güç gösterisinden heyecana kapılmaması mümkün değil. 1979 devrimi, Skocpol’un kavramsallaştırmasıyla Fransa, Çin ve Rus devrimleri gibi “toplumsal bir devrim”dir. Bu tür devrimlerle kurulan rejimlerin kuruluşunda halkın sokak gücü önemli bir rol oynar. Gerekli siyasi liderlik ve direnmeyi meşru ve haklı kılacak siyasi nedenler oluştuğunda da ülkedeki hoşnutsuzluklar çoğu zaman sokağın diliyle ifade edilir. Zira sokak gösterileriyle sonuç almayı öğrenen toplumun repertuarında o devrimci siyasal hareketler her zaman canlılığını korur. Batı ülkeleri içinde en sık sokak gösterilerinin Fransa’da yapılması bu anlamda bir tesadüf olmadığı gibi, İran muhalefetinin de halkı ve özellikle gençleri saçlarına veya kollarına yeşil bantlar takıp sokaklara indirmelerinde de hiçbir sürpriz yoktur.
 
Peki, İran rejiminin “yeşil renkli” liberal görünümlü sokak gösterileriyle devrileceğini beklemek ne kadar gerçekçidir? Skocpol, toplumsal devrimlerin başarısını iki faktöre bağlıyor: İçeride rejimin siyasi meşruiyetinin zayıflaması ve dışarıdan ise müdahalelerle açık hale gelmesi (weak inside vulnerable outside). İran rejiminin özellikle genç nüfusun özgürlük açlığını ve ekonomik beklentilerini karşılama bakımından yetersiz kaldığı açık olmakla birlikte, halkın büyük çoğunluğunda rejime yönelik henüz yaygın bir sorgulamanın başladığını gösterir ciddi bulgular veya işaretler yok. Ancak dini rejimin üzerine oturduğu temel ilkelerden biri olan “adalet duygusunun tatmini” konusunda Haziran ayında yapılan seçimlerden bu yana rejime karşı eleştiriler artmaktadır. Muhalefet taraftarları için bu, rejimin temel bir ilkesinin çiğnenmesi ve hatta hukuk dışına çıkılması demektir. Zaten Humeyni’nin dokuz yıl başbakanlığını yapmış Musavi için veya İslam devriminin öncü aktörlerinden biri olan Muntazari için İslami rejimini devirmek gibi bir arayışlarının olmasını beklemek safdillik olur.
 
Musavi ve diğer muhalefetin halkı sokağa dökerek direnmeye çağırmasındaki temel çıkış noktası, dolayısıyla mücadelenin meşruluk temeli şudur: Haziran seçimlerindeki şaibeler hukuk devletinin temel gereği olan “kanun önünde eşit muamele” görme ve yönetimin ve özellikle de dini liderin (Rehber Hamaney’in) siyasi aktörler arasında “tarafsız hakem” olma ilkesinin çiğnendiğini ortaya koymaktadır. Muhalefetin gözünde, taraflar arasında adalet gözetmeyen yönetim artık meşruluğunu kaybetmiştir. Hatta Hamaney, adil davranmadığı için dini bakımdan artık rehber olarak da kabul edilemez. Sistemde ciddi bir restorasyon yapılarak, 1979 devriminde halka vaat edilen hak, adalet ve eşitlik ilkeleri yeniden uygulamaya geçirilmelidir. Bunun ilk adımı için de eşit şartlarda yarışılacak adil bir seçim yapılmalıdır. Oysa Hamaney, muhalefetin seçimlere yönelik itirazlarını dikkate almadığı gibi, Ağustos ayındaki bir Cuma hutbesinde ve sonrasında Ahmedinejad’ın zaferini kutlamış ve onu açıkça desteklemiştir. O zamandan bu yana da reformcu muhalif kesimler önlerine çıkan her fırsatı kullanarak ülke içinde rejimin meşruluğu konusundaki tartışmaları yaygınlaştırma arayışındadırlar. Gösterilerde ölen her kişi rejimin adaletsizliği ve zalimliğini ispat ve yeni direnişin yaygınlaştırılması için bir fırsat olarak kullanılmaktadır.
 
Aşure günündeki olayların da gösterdiği gibi, İran rejimi giderek derin bir siyasi rejim krizine sürüklenmektedir. Rejim, muhalefeti tatmin edecek bir açılım yapamadığı sürece bu tür sokak gösterileri, yaşanan yeni mağduriyetleri de kullanarak sürecektir. Buna rağmen şimdilik İran’da yeşil bir devrim beklemek gerçekçi değildir. Zira nükleer krizin de etkisiyle dışarıdan ağır baskılarla karşı karşıya kalan İran halkı, tüm zaaflarına rağmen rejimin yanında yer almaya devam etmektedir. Üstelik rejimin belkemiği sayılan İran ordusu ve özellikle devrim muhafızlarının Ahmedinejad’a olan sadakati devam etmektedir. Mollalar arasındaki siyasi bölünme orduya sıçramadığı sürece rejimin devrilme olasılığı yoktur. Ancak rejim de muhalefetin taleplerini minimum düzeyde de olsa yerine getirmediği takdirde, bu derin ideolojik tartışmaların bir gün orduyu da etkilememesi mümkün değildir. Hatta tam da bu nedenle, ordu içinde ayrışma yaşamamak ve askerleri halkla karşı karşıya getirmemek için, Ağustos ayındaki olaylarda İran yönetiminin sokak göstericilerini bastırmak için Lübnan Hizbullah’ından milis güçlerinin Tahran sokaklarına yerleştirildiği bilinmektedir.       
 
Özetle, İran rejimi ciddi ve derin bir siyasi meşruluk ve rejim krizi yaşamaktadır. Tüm baskı ve sınırlamalara rağmen dış dünyaya yansıyan kanlı gösteriler bunu işaret etmektedir. İran rejimi için bu protestolar basit sokak gösterilerden ibaret değildir. Dini liderler ve siyasi elitler arasında da Hamaney ve Ahmedinejad konusunda ciddi ayrılıklar vardır. Rejim bunları yalnızca Siyonist güçlerin kışkırtması olarak okumaktadır. ABD’nin ve İsrail’in İran’ı karıştırmak için her türlü iletişim ve istihbarat imkânını seferber ettiği de bilinen bir gerçektir. Ancak olayların toplumsal ve ideolojik nedenleri de vardır ve bunlar göz ardı edilemez. Artık İran rejiminin kutsallığı büyük ölçüde zedelenmiştir. Giderek hem liderler hem de rejimin ilkeleri daha fazla tartışılmakta ve eleştirilmektedir. Rejim ise kaba güç kullanmak dışında bu tür eleştirilerle nasıl mücadele edeceğini bilememektedir. Tehlikeli olan da budur. İran’ın da Türkiye’deki açılımlardan alacağı çok dersler var.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Kritik Seçimler ve Demokrasi Daralması - 09 Mayıs 2012 Çarşamba 18:12
Suriye Post-Hegemonik Düzenin İlk İşareti mi? - 26 Mart 2012 Pazartesi 12:29
Suriye Açmazı ve Türkiye - 06 Şubat 2012 Pazartesi 09:36
Mısır'da Devrim Sürüyor - 25 Kasım 2011 Cuma 11:52
Kaddafi Sonrasında Libya - 24 Ağustos 2011 Çarşamba 19:13
İsrail'in hayali: Şam - Tel Aviv yakınlaşması - 06 Ağustos 2011 Cumartesi 13:29
Yemin Krizinin Anatomisi - 12 Temmuz 2011 Salı 16:29
Mavi Marmara’nın Sarsıntıları Devam Ediyor - 01 Haziran 2011 Çarşamba 21:03
Obama’nın Filistin Açılımı mı? - 20 Mayıs 2011 Cuma 16:51
Beşşar Esad'ın siyasi intiharı - 27 Nisan 2011 Çarşamba 09:50
Türkiye’nin Barış Diplomasisi - 07 Nisan 2011 Perşembe 15:56
Fransa’nın Libya Aşkı mı Rol paylaşımı mı? - 23 Mart 2011 Çarşamba 21:18
Afganistan İzlenimleri - 07 Mart 2011 Pazartesi 13:28
Kaddafi Direnebilir mi? - 23 Şubat 2011 Çarşamba 09:57
Mısır Musa’sını Arıyor - 15 Şubat 2011 Salı 09:54
Yasemin Devrimi Sömürge Sonrası Düzenin Çöküşü mü? - 18 Ocak 2011 Salı 12:54
Türk ve Arap dünyasının entelektüel buluşması: ATCOSS 2010 - 20 Aralık 2010 Pazartesi 12:48
İsviçre Yükselen Türkiye’yi Keşfediyor - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:48
Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek - 02 Kasım 2010 Salı 16:16
Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri - 01 Kasım 2010 Pazartesi 14:05
Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:40
Çin İzlenimleri-(I): Ejderin Ayak Sesleri - 30 Eylül 2010 Perşembe 17:59
Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi - 18 Ağustos 2010 Çarşamba 15:55
Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi - 29 Temmuz 2010 Perşembe 11:49
Ortadoğu’da Savaşlara Son Verecek Barış - 08 Temmuz 2010 Perşembe 17:05
G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi - 29 Haziran 2010 Salı 11:18
Ortadoğu’da Pax Turcica’nın Doğuşu - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:50
İsrail Türkiye’ye Savaş mı Açtı? - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:51
Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması - 13 Mayıs 2010 Perşembe 13:24
Tarihin Geri Dönüşü ve Türkiye - 21 Nisan 2010 Çarşamba 12:22
Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır - 03 Nisan 2010 Cumartesi 10:44
Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor? - 11 Mart 2010 Perşembe 15:18
Ermeni Karar Tasarısı ve Obama Yönetiminin Liderlik Zaafı - 05 Mart 2010 Cuma 14:17
Münih Güvenlik Konferansı ve Çin - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:22
Yemen Nereye Gidiyor? - 23 Ocak 2010 Cumartesi 12:11
İran’da Muhalefet Ne İstiyor? - 02 Ocak 2010 Cumartesi 09:34
ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları - 15 Aralık 2009 Salı 13:26
Erdoğan Obama’ya Ne Söylemeli? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 01:05
Gıda Güvenliği Yada Malthus'un Geri Dönüşü - 29 Kasım 2009 Pazar 14:36


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya