ENGLISH
23.05.2012
03.02.2012 16:52


Aydın Bolat
SDE Stratejik Planlama Kurulu Başkanı
abolat@sde.org.tr
CV

TSK Reformu Acilen Yapılmalıdır

Her rütbeden muvazzaf askerler Hasdal askeri cezaevinde tutuklu, yine her rütbeden emekli askerler Silivri cezaevinde tutuklu, bir kısmı da tutuksuz olarak yargılanıyorsa, hele bunların arasında üst düzey komutanlık yapmış, ordu komutanlığı, kuvvet komutanlığı ve nihayet genelkurmay başkanlığı yapmış komutanlar bulunuyorsa, bu asker kişiler “hükümeti devirmek, görevini yapamaz hale getirmek, darbe hazırlamak için silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek” gibi ciddi iddialarla şüpheli görülüp sorgulanıyor ve yargılanıyorlarsa askerlik kurumu adına ortada ciddi bir sorun var demektir. 

TSK’nın bu gün içinde bulunduğu ve bazı bakımlardan acıklı ve üzücü olarak nitelendirilebilecek bu durumun nedenleri temelden sorgulanabilmelidir. Aksi halde; bütün bunlar demokratik sistem içerisinde, hukuk devleti çerçevesinde ve devletin bekası bakımından kabul edilmesi mümkün olmayan çılgınca bir tasarruf olurdu. Ergenekon davaları, Balyoz davaları, irtica ile mücadele eylem planı davası, İnternet Andıcı davası ve diğer davalarla ilgili hazırlanan iddianamelere delil teşkil eden binlerce klasör ve on binlerce sayfa belgelerin hukuk müktesebatı ve kanunlar karşısında bir gerçekliği olmasaydı yani bütün bunlar birer ‘kâğıt parçası’ olsaydı bu davalar hiçbir hukuk devletinde örneği görülemeyecek akıl dışı bir garabet olurdu. Bu durum ancak Patagonya gibi ilkel kabile devletlerinde yaşanabilecek hukuk dışı despot bir uygulama olurdu. Ancak darbelerin, ihtilallerin hukuku ve kanunu olmaz. Demokratik hukuk devletinde, bağımsız yargı ve mahkemelerin sorgulamaları ve yargılamaları söz konusu olduğunda olaya daha ciddi bir perspektiften bakılması gerekiyor.
 
Darbe anayasalarıyla ve darbe süreci kanunlarıyla düzenlenen devlet sistemi içerisinde darbeciler öncelikle kendilerini koruyup kollayacak yasaları, kanunları ve uygulamaları o metinlere yerleştirmişlerdir. Bundan dolayı darbe yapmak ve bunun için cunta oluşturmak bizim ceza yasalarımızda suç olarak yer almadığından bu nevi suç iddiaları ancak o meşum amaçlar için ‘silahlı terör örgütü kurmak’ olarak isnat edilebilmektedir. Yoksa ordu komutanı, genelkurmay başkanlığı yapmış kişiler ironik olarak algılanan ‘silahlı terör örgütü yöneticisi’ olmakla neden suçlansınlar ki?
 
Bundan dolayı Türkiye’de darbe yapanlar, demokratik usullerle seçilmiş hükümetleri devirenler, meclisi kapatanlar, milletin vekillerini tutuklayanlar, bakanları, başbakanları idam edenler, devlet yönetimine silah zoruyla el koyanlardan hesap sorulamamış ve yargılanamamışlardır. İlk defa 12 Eylül 2010 anayasa referandumu ile son 1982 darbe anayasasından darbecileri koruyan geçici 15. madde iptal edilince 12 Eylül darbecilerine yargılama yolu açılabilmiştir. 12 Eylül darbecilerine mahkeme 4 Nisan’a gün verdi. O sürecin mağdurları binlerce dilekçeyle davaya müdahil olmaya çalışıyor.
 
Teşebbüs halindeki darbelerle yüzleşen Türkiye, tam tekmil yapılmış becerilmiş darbelerle de tarih önünde millet vicdanında hesaplaşabilecektir artık. 12 Eylül darbe düzeninin doğurduğu 28 Şubat post modern darbesi de, demokrasiye balans ayarı yapan askerler, sivil bürokratlar ve sorumluluk taşıyan siyasetçilerde yargılanacaklardır. 27 Nisan internet muhtırasıyla Cumhurbaşkanlığı seçimini bloke etmeye çalışan ve ülkeye akort çeken sanal müdahalenin baş aktörü de bunun hesabını ödemelidir. “e-muhtıra”yla ilgili soruşturma başlamıştır. Herkes anayasal ve yasal sınırlarını bilmeli kimse kendisini hukukun üstünde ve ‘de facto’ bir güç içinde vehmetmemelidir. Türkiye bu tarihi yüzleşmeleri bitirmeden, hukuk, demokrasi dışı müdahalelerin yargılamalarını yapmadan, ileri demokratik hukuk devletine ulaşamaz ve demokratikleşmesini tamamlayamaz. Bundan böyle artık darbeci, cuntacı asker veya sivil herkes bilmelidir ki halkın iradesine silah zoruyla tasallut eden cezasını er ya da geç çekecektir. Bu hesaplar ahirete kalmayacak, bağımsız yargı yakalarına yapışacaktır.
 
Bugün artık; demokratik hukuk devletine tehdit oluşturan darbecilerle, cuntacılarla, darbeye teşebbüs edenlerle hukuk sistemi içerisinde mücadele edebilecek ve darbe düzenleriyle yüzleşebilecek demokratik değişim iradesi vardır ve yapılan işlem de tam olarak budur.
 
Darbe süreçlerinde; militarist demokrasi uygulamalarıyla asker, sistem içerisinde yanlış yapılandırılmış, kendisini ülkenin tek sahibi ve tek seveni olarak görmüş, rejimin sigortası olarak kabul etmiş anti demokratik işlere girmiş, hukuk dışı, kanun dışı yetkiler üstlenmiş ve hatalar yapmıştır. Asker kendisini seçilmiş hükümetlerin üstünde görmüş, bırakın iç ve dış güvenliği, devleti, ülkeyi milli güvenlik kurulu kanalıyla yönetmeye kalkmış, hatta yönetmiştir.
 
MGK kararlarıyla, MGSB ile iç düşmanı, iç tehdidi ve dış tehdidi asker tek başına tek başına tanımlamıştır. Genelkurmayın MSB’na değil Başbakana karşı sorumluluğu lafta kalmış, Cumhurbaşkanının Başkomutanlık yetkisi hiç ciddiye alınmamıştır. TSK, hükümetin her türlü denetiminin dışında, özerk bir yapı olarak devletin her işine karışmaya kendini görevli saymış adeta devlet içinde paralel bir devlet işlevi görmüştür. Bırakın güvenlik, dış politika, Milli Eğitim ve RTÜK’ü, YÖK’e bile müdahale etmiş bütün ülke politikalarını vesayeti altına almıştır. Her on yılda yapılan darbeler, aralarda verilen muhtıralar ve andıçlarla verilen uyarılar seçilmiş hükümetlerin ülkeyi yönetemeyeceği bir duruma getirmiştir. Daha düne kadar ‘egemenlik kayıtsız şartsız askerin’ olmuş, son sözü hep o söylemiş, Türkiye ‘Askeri bir Cumhuriyet’ olarak askerin vesayetinde ve güdümünde maalesef sözde bir demokrasi ile yönetilmiştir.
 
MGSB de iç düşman ve iç tehdit tanımlamasında “bölücülük”ün yanında ‘irtica’ ülke için tehdit ve tehlike olarak açıklanmıştır. Asker, güç ve kudretini muhakkak bir tehdidin var olması halinde koruyabileceğine inanmış ve mevcut tehditlerin ortadan kaldırılması öncelikli bir korku olarak algılanmıştır. Ne olduğu, neyi kapsadığı ve kimleri hedef aldığı tam olarak tarif edilemeyen siyasi bir kavram olarak herkesin içini başka türlü doldurduğu ‘irtica paranoyası’ neredeyse bütün mütedeyyin sade Müslümanları bile hedef tahtasına oturtmuştur.
 
‘Milletin ordusuyuz’ diyeceksiniz fakat yargınızı, eğitiminizi, hastanenizi ve bütün yaşantınızı milletten ayıracaksınız. Milletin evladını şehit olarak bayrağa sarıp camiye getireceksiniz, şehidin cenaze namazına katılmaktan imtina edecek kenarda bekleyeceksiniz. Şehidin aksakallı hacı dedesini, başörtülü anasını orduevine ve sosyal tesislere sokmayacaksınız. Halkın inancına dudak bükecek ona tepeden bakacaksınız. Bu böyle gidemezdi, gidemiyor işte.
 
‘İrtica’ tehdit ve tehlike olarak algılanıp, AK Parti de irticanın odaklarından biri olarak sayılır, sonra da AK Parti iktidara geldiğinde ve Cumhurbaşkanını da kendi içinden seçerek devletin başına geçirirse, birileri için devleti ve milleti korumak ve kollamak adına durumdan vazife çıkarmak en acil görev haline gelebiliyor!
 
Öyle ya tehdit ve tehlike olarak görülen ‘irtica’ iktidara gelmiş ve devleti ele geçirmiş oluyor. Belki bu durum çok korkulan ama beklenmeyen bir durumdu. İç Hizmet Kanunu 35. maddeye göre durumdan vazife çıkaran TSK kurumsal olarak devleti ve ülkeyi bu tehditten korumak ve kurtarmak için harekete geçerse hükümeti devirmeyi, devleti iskata uğratmayı, meclisi kapatmayı hedef haline getirmiş olur. Halkın seçtiği demokratik, meşru sivil yönetime bu el koyma niyeti ve çabasının da, kaçınılmaz olarak, 2002 yılından itibaren Sarıkız, Ay Işığı, Balyoz gibi darbe plan seminerlerinden İnternet Andıcı’na, irtica ile mücadele eylem planlarından EMASYA provalarına, Ergenekon derin planlarından psikolojik savaş operasyonlarına kadar kurumsal bir görev haline geldiği anlaşılıyor. Bütün bu operasyon hazırlıkları; psikolojik harekât merkezinin araştırma, analiz, takip, istihbarat ve planlama olarak bir yığın psikolojik harekât teknik ve tedbirlerinin hazırlanıp uygulanmasını gerekli kılmıştır.
 
Bu hal TSK’nın darbe süreçlerinde her zaman yaptığı kurumsal çalışmaları anlatan ve son durumu açıklayan örnek bir uygulamadır aslında. Belki dün bu hazırlıklar gizlenebiliyordu, üzerine gidilemiyordu ve hukuki soruşturmalara konu olamıyordu bundan dolayı da herkes bu hatalı ve kanunsuz çalışmaları esas görevi olarak kabul ediyor ve olağan buluyordu. Ancak bugün halkın desteklediği demokratik sivil siyaset kurumu güçlenmiştir. Soğuk Savaş şartları 1990’da ortadan kalkmış, küresel güç dengeleri değişmiş ve bölge konjonktürü farklılaşmıştır. Türkiye demokratikleşme hamleleriyle demokrasi standartlarını yükseltmiştir. Yani Türkiye’de değişmiştir artık.
 
Eski Türkiye geride kalmış, Yeni Türkiye’de halk, iradesine sahip çıkmış hak ve özgürlük taleplerini güçlendirmiştir. İşte TSK kurumsal olarak bu değişimi algılayamamış, reformları ve yeniden yapılanmasını başaramamış, çağa ve zamana uygun olarak modernizasyonunu gerçekleştirememiştir. Askerlerimiz adeta savaşın bittiğinden habersiz Okinava ormanlarında saklanan Japon askerleri gibi zamanı ve süreci kaçırmışlardır.
 
Bir TV programında Emekli Koramiral Atilla Kıyat, TSK’nın durumunu şöyle açıklamıştı: “Her şeye maydanoz olduk, ülkeyi yönetmeye kalktık, kanun dışı işler hatalar yaptık, TSK’ya zarar verdiğini bile bile üç darbe yaptık, kendimizi tel örgülerin içine çektik, toplumdan soyutladık, kendi içimizde rütbeler üzerinden ayırımcılık yaptık, sorumsuzca yaşadık, eşlerimiz terfiyi bizden çok istediler, personel reformu yapamadık, Türkiye’de solu yok ettik…”
 
Bu itiraflara bir de önceki Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner’in ifşa edilen ses kaydındaki itiraf gibi konuşmaları eklerseniz ya da sadece şu sözleri hatırlarsanız:
 
“Halimiz tam kepazelik, PKK’lı diye kendi masum askerimizi alnından vurduk!”
 
Denecek fazla bir şey kalıyor mu?
 
Bu düşündürücü açıklamalar ve artık herkesin bildiği gerçeklikler TSK’nın bir sorgulama dönemini başlatarak, kendi içine dönüp bir yeniden yapılanma ve reform sürecine girmesi gerektiğini açıklıkla ortaya koyuyor.
 
Bu çalışmaların başladığını ve hazırlıkların yapıldığını biliyoruz. İnanıyoruz ki; Yeni Anayasa süreci TSK’nın demokratik sistem içindeki yerinin yeniden tanımlanması için bir fırsat olur. TSK’nın demokratik sivil denetimi ordumuzu güçlendirir, siyasetin dışında, seçilmiş sivil hükümetlerin emrinde, asli görevi olan ülkenin harici savunmasını şerefle ve başarıyla sürdürür, böylece kuruma yönelik endişeler ve ithamlar ortadan kalkar. Zira Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yedeği yoktur. Tarihi şeref ve şanla dolu kahraman ordumuz milletine layık olarak ve onun emrinde yurt savunmasındaki görevini başarıyla yerine getirir.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Milli Eğitim Sisteminde Üç Dörtlük Değişim - 02 Nisan 2012 Pazartesi 21:12
28 Şubat Ergenekon’un Çocuğu, Balyoz’un Ebesidir - 29 Şubat 2012 Çarşamba 19:21
TSK Reformu Acilen Yapılmalıdır - 03 Şubat 2012 Cuma 16:52
Yeni Yılda Neler Olacak? - 02 Ocak 2012 Pazartesi 19:20
Joe Biden Neden Geldi? - 07 Aralık 2011 Çarşamba 19:39
Türkiye ve Mısır'da Demokratik Dönüşümler - 27 Ekim 2011 Perşembe 18:26
Yükselen Türkiye'nin Risk ve Engelleri - 11 Ekim 2011 Salı 15:40
Türkiye’de NATO Füze Radarları / Doğu-Batı Denklemi - 07 Ekim 2011 Cuma 14:30
Teröre Karşı Yeni Strateji ve Demokratik Açılım - 25 Ağustos 2011 Perşembe 13:02
Yeni İslam Dünyası - 02 Temmuz 2011 Cumartesi 17:07
Türkiye’nin Seçimi: Yeni Anayasa İle Tam Demokrasi - 14 Haziran 2011 Salı 15:25
Türkiye’nin Seçimi Ya Vesayet Ya Tam Demokrasi - 06 Haziran 2011 Pazartesi 11:37
Seçim Virajında MHP, Terör ve PKK - 30 Mayıs 2011 Pazartesi 16:17
Türkiye Bölgenin Vicdanı... Filistin Birleşti, Libya Nereye? - 27 Mayıs 2011 Cuma 19:38
Suriye Nereye Gidiyor? - 18 Mayıs 2011 Çarşamba 14:20
Bin Ladin 3,5 Yıl Önce Eceliyle Ölmüştü! - 03 Mayıs 2011 Salı 18:26
Sorgulanan Devlet / Ergenekon - 28 Mart 2011 Pazartesi 14:21
Ortadoğu Değişim Sürecinde Aktörler ve Gerçek Dinamikler - 28 Şubat 2011 Pazartesi 16:24
Kadim Bir Dostun Tüm Sevdiklerine Mesajı - 05 Ocak 2011 Çarşamba 13:38
NATO Füze Savunma Sistemi - 26 Ekim 2010 Salı 16:43
12 Eylül: Darbe Değil Demokrasi - 08 Ağustos 2010 Pazar 18:44
Türkiye’nin Batıya Bağlılığını Göstermeye İhtiyacı Var mı? - 03 Temmuz 2010 Cumartesi 16:22
Referandum Sürecinde Türkiye’nin Ateşle Sınavı - 23 Haziran 2010 Çarşamba 15:37
Yalnızlaşan İsrail, Büyüyen Türkiye - 07 Haziran 2010 Pazartesi 15:47
Değişim CHP’yi de Etkiledi (mi?) - 03 Haziran 2010 Perşembe 13:18
Yakın Geleceğe Dair: Statüko Bitecek Değişim Sürecek - 29 Nisan 2010 Perşembe 16:02
Demokrasiye Evet Vesayet Rejimine Hayır! - 27 Mart 2010 Cumartesi 18:56
Balyoz Darbe Planlarına Hukuk Tokmağı - 26 Şubat 2010 Cuma 14:05
Plan Semineri Balyoz Darbe Planına Nasıl Dönüşür? - 25 Ocak 2010 Pazartesi 20:20
Aslında Ne Oluyor? Değilse Ne? - 15 Ocak 2010 Cuma 16:35
Ne ist(em)iyoruz? - 29 Aralık 2009 Salı 14:57
Eksen Kayması Değil Yeni Türkiye Vizyonu - 29 Aralık 2009 Salı 14:39
Açılıştan Kapanışa mı? Yoksa Kaos Bitecek Değişim Sürecek mi? - 28 Aralık 2009 Pazartesi 15:27
Ermenistan Açılımı - 28 Aralık 2009 Pazartesi 15:24
Demokratik Değişim Sürecinde Devlet, Siyaset ve Halk - 28 Aralık 2009 Pazartesi 14:57
Demokratik Açılım ve Yeni Türkiye - 28 Aralık 2009 Pazartesi 14:50


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya