Kıbrıs’tan Türkiye’nin İç Politikasına Mücadeleci Bir Hayatın Hatırlattıkları
Birkaç neslin dış politika deyince aklına gelen ilk konusu olan Kıbrıs meselesiyle özdeşleşen bir isim olan Rauf Denktaş vefat etti. “Çatla da patla da Makaryos, Kıbrıs bizim olacak” nakaratının mahalle arasında çocukların ağzından düşmediği dönemlerin dava adamı ve o dönemin ifadesiyle mücahidi Rauf Denktaş, bir dönemin kahramanlarındandı.
80’lı ve 70’li yıllarda Türkiye toplumunun en çok desteklediği isimlerden biri olan Denktaş, 1983’de Türkiye’de Başbakan Turgut Özal’a haber vermeden federal devletten vazgeçerek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etikten sonra şüphe ve endişe ile takip edilir olmuştu. Bu hareketiyle Kıbrıs’ı ve Türkiye’yi bugün dahi içinden çıkılamayan bir çıkmaz sokağa hapseden Denktaş, bu tarihten sonra sadece Kıbrıs’ın içinde değil Türkiye içinde de bir iç politika figürüne dönüşmüştür.
Bu şekilde hem Kıbrıs’ta hem Türkiye’de tartışılan bir figüre dönüşen Denktaş, zamanla Türkiye’deki iç siyasete müdahale edecek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin dış politikasına karşı bir meşruluğu tartışmalı bir takım odaklarla beraber muhalefet etmesi dikkat çeker hale gelmiştir.
Kıbrıs’ın içinde Türkiye’nin Büyükelçiliği ve Barış Kuvvetleri marifetiyle bir muhalefet gelişmesine izin vermeyen Denktaş, içerideki bütün kötü yönetimin tek sorumlusu haline gelmiştir. Kıbrıs’ın üretmeyen ve Türkiye kaynaklarını dağıtan bir rantiyer devlet haline gelmesinin sorumluluğu da yaklaşık 30 yıl Kıbrıs’ı yöneten Denktaş’ın hanesine yazılmıştır.
Bu 30 yıl zarfında Türkiye Cumhuriyeti dışında hiçbir devletin tanımadığı Kıbrıs’ın yarattığı yük, Türkiye Dışişleri’nin en önemli meşguliyet alanı haline gelmiştir. 3 Kasım 2002 sonrasında kurulan AK Parti Hükümetinin Annan Planı hakkındaki politikaları sonrasında hükümete karşı bugün yargılanan bir takım isimlerle müşterek faaliyete girişen Denktaş, açıkça Türkiye iç politikasında darbe isteyen kesimlerin müttefiki haline gelmiştir. ABD’deki görüşmelere sırasında, AK Parti hükümeti aleyhine askerlerden bir muhtıra yayınlanmasını bekleyen Denktaş ve ekibi giderek marjinalize olmuşlardır. Bu şekilde Kıbrıs Türk kesimi üzerindeki hegemonyası sona eren Denktaş’ın karşısındaki muhalefet bu şekilde ilk defa önce iktidara bilahare Cumhurbaşkanlığı makamına gelmiştir.
Denktaş’a rağmen ilerleyen müzakereleri takiben, yine Denktaş’a rağmen Annan Planı Kıbrıs Türk kesiminde yüzde 60’ın üzerinde bir oyla kabul edilmiştir. Plan, Kıbrıs Rum kesiminin reddetmesiyle hayat şansı bulamamıştır. Avrupa Birliği’nin basiretsiz politikası neticesinde Kıbrıs Rum kesiminin AB’ye üye kabul edilmesiyle Kıbrıs meselesi bir kez daha çıkmaza girmiştir. Denktaş’ın vefatından sonra bu son çıkmazı Denktaş’ın haklılığına karine olarak sunanların, Kıbrıs hakkında Kıbrıs harekatı öncesi ve sonrasındaki politikasızlık halini devam ettirdikleri görülmektedir.
Denktaş’ın vefatı Kıbrıs meselesinde hafızaları tazelerken, bürokratik vesayet kurumlarının dış politikadaki hâkimiyetlerinin milli menfaat ve davalara yarardan çok zarar verdiğinin bir göstergesi olarak kaydedilmelidir. Şayet 1974 harekatı askeri başarının yanında politik bir perspektife sahip olabilse ve Kıbrıs Türk halkının kendi içindeki demokratikleşmesine imkan verilmiş olsaydı, belki de bugün Türkiye’nin AB ve Kıbrıs performansı çok daha başarılı olabilecekti. Neticede insanlar geçici ancak toplumlar kalıcıdır. Kişiler her ne kadar kahraman olsalar da, İngiltere’de Churchill ve Fransa’da De Gaulle örneklerinde oldukları gibi vazgeçilmez değillerdir. Zaman geçtikçe Denktaş’ın Kıbrıs meselesindeki, Türkiye’nin iç ve dış politikasında rolü daha iyi anlaşılacaktır.