Sözde Öcalan’ın yeni hapishane koşullarının kötüleşmesini ve Gabar Dağı operasyonlarını protesto etmek amacıyla İzmir’de başlayan, gittikçe genişleyen ve şiddeti artırılan terör olayları ve provokasyonlar, İstanbul ve Diyarbakır’da iki genç insanın ölümüyle sonuçlanan boyutlara tırmandırıldı. Bu olaylar, tamda hükümetin bir devlet projesi olarak da açıkladığı Demokratik Açılım projesinin uygulama sürecinin hızlandığı, Kandil’den ve Mahmur kampından gelenlerin Habur sınırından giriş yaptığı bir aşamadan sonra gelişti.
Açılım sürecine başından beri olumlu ve ılımlı yaklaşmaya çalışan DTP’nin genel başkanı Ahmet Türk’ün Başbakan’la ve İçişleri Bakanı ile görüşerek işbirliği görüntüleri sergilediği, TBMM’de açılıma ilişkin oldukça sağduyulu ve yapıcı mesajlar verdiği, aylardır şehit cenazelerinin gelmediği, terör olaylarının pek duyulmadığı bir dönemin arkasından patlayan bu şiddetin gerekçesi Öcalan’ın yeni hapishane koşulları olamazdı. Bu olsa olsa başka bazı taleplerin bahanesi olabilirdi.
Peki, Öcalan neden şiddete yönlendirdi DTP tabanını, PKK’yı ve Kürt çocuklarını? Neden DTP’nin ağzını, duruşunu değiştirdi? Niçin bir anda, Öcalan-PKK-DTP açılımın karşıtı oluverdiler. Ve ‘açılım bitti’ diyebildi, ‘dağa çıkarız’a kadar geldiler. Bu değişikliğin en önemli nedenleri kanımızca şunlar olabilir:
· Açılım sürecinden kendisinin ve PKK’nın dışlanarak, tasfiye edilecekleri hissiyatıyla tepki vermek.
· Kendisinin direkt olmasa da dolaylı olarak DTP ya da başka bir aktör üzerinden muhatap alınmasını temin etmek.
· Sürecin kendine bir fayda ve sonuç getirmesini sağlamak. Geçmişi, günü ve geleceğine dair güvenceler elde etmek.
· Ergenekon savcılarının Öcalan dosyasını mahkemeden isteyerek başlattıkları Öcalan davasını Ergenekon davasıyla birleştirmek suretiyle Ergenekon’un PKK’sı veya PKK’nın Ergenekon’unun ifşa edilerek, Öcalan efsanesinin derin devlet bağlantısıyla Kürtlerin hainliğine kadar gidecek sürece engel olmak.
· Polise taş atan çocuklarla ilgili, cezalarını hafifletici yasal düzenlemeyle birlikte Öcalan davasının da Ergenekon davasıyla birleştirilerek yeniden görülmesine engel olmak çabası.
Öcalan davasının Ergenekon davası ile birleştirilmesi, Danıştay davasının Ergenekon’la birleştirilmesinden çok daha önemlidir. Eğer PKK kurgusu Ergenekon derinliğinde araştırılıp, ifşa edilirse Türkiye’nin yaşadığı karanlık senaryolar, derin komplolar aydınlanır. Türk’te, Kürt’te herkes gerçeği görür, PKK’nın Ergenekon’un en kanlı terör örgütü olduğu belgelenir. Öcalan’ın gizli karanlık kimliği açıklanır. Kürt davasının sivil ve samimi kahramanı olmadığı ortaya çıkar. Başından itibaren neden korunduğu, imhadan, idamdan nasıl sakınıldığı ve hâlâ devlet ile pazarlık yapabilecek konumunu hangi iç ve dış desteklerle koruduğu belli olur. Mazisi karanlık, bu günü muamma olan bu zatın Kürt halkı indinde itibarı biter. Kürt halkının kahramanı değil, Kürt davasının haini olarak anılır. Bunlar az şey mi? Öcalan bunların gün ışığına çıkmasını ister mi? Bu karanlık imajın mahkeme kararıyla tarihe geçmesini ister mi? O istese de onun arkasındaki derin odaklar bunu göze alabilir mi? Ergenekon’un anlı şanlı çok seçkin(!) ve saygın(!) davalıları isterler mi? Statüko ister mi? Derin yapı ister mi? Hiç biri istemez kesinlikle! Çünkü yarasalar aydınlıktan hoşlanmazlar. Öyleyse senaryoya devam oynat gladyo!
Erdoğan’ın Obama ile görüşmesinden bir saat önce, DTP’nin kapatma davasının AYM’de karar için görüşülmesinden iki gün önce, ‘Demokratik Açılım’ın kamuoyunda kanaatleri etkileyeceği en kritik aşamada Reşadiye’de hain pusu yedi askeri şehit eden katliam! Niçin şimdi? Neden böyle bir zamanlama? Erdoğan’ın ABD ziyareti gölgelensin, etkilensin ve dünyaya ses versin. Yani ABD’ye de dünyaya da mesaj.
DTP kapatılsın için en büyük provokasyon ve tahrik. Bu katliam DTP’nin idam fermanı. Halkın tepkileri ve mahkemenin açmazı... Bu katliamı PKK’nın Tunceli birimi üç gün sonra üstleniyor. Genel Kurmay tarafından aynı gün telsiz konuşmalarından olayın PKK işi olduğunun kesinleştiği açıklanıyor. Ama Başbakan öyle düşünmüyor. Bu üstlenmede bazı taktikler, stratejiler olabilir diyor.
Zamanlaması, şiddeti ve etkileri çok ince hesaplanmış bu alçakça katliamın; büyük bir senaryonun parçası olan bir provokasyon olduğunu bu üstlenmeler ve açıklamalar değiştirmez. Türkiye’nin değişimini, açılımını, istikrarını ve yeni vizyonunu baltalayan saldırının şu ya da bu terör örgütü markasıyla sahiplenilmesinin fazla bir önemi yoktur. Bu hain plan, bu stratejik tertip karanlık aktörlerini yarattığı sonuçlarıyla belli ediyor zaten. İnanıyorum ki en kısa zamanda katillerin kirli elleri ve hain emelleri ortaya çıkacaktır.
Tam da bu aşamada, DTP’nin kapatılması arka arkaya dizilen tertiplerin, eylemlerin, şiddetin, cinayetlerin ve katliamın final sahnesi oldu. Kürt davasının temsilcisi gibi lanse edilen DTP temelli kapatılarak, en ılımlı yüzleri siyasetten ve milletvekilliğinden men edildiler. Bu sonucu Öcalan, PKK ve derin yapılar hazırladı. Ancak bu tür oyunlar tek taraflı oynanmıyor dikkat! DTP sürece kurban edildi. Kürt açılımı da Demokratik açılımda büyük yara aldı. Siyasete inanç sarsıldı. Radikallerin eli güçlendi. Açılımlara karşı olanlar şimdi daha güçlü.
Ak Parti hakkında açılacak olası kapatma davasını da bu senaryonun sonuna eklendiğini düşünelim. Bu aşamada açılımdan güç değil yara almış Ak Parti’nin de kapatılması için açılan dava süreci içinde gidilecek erken seçim Türkiye’yi nerelere savurur Allah bilir!
DTP’nin kapatılma davası AYM’de iki yılı aşkın bir süredir bekletiliyordu. Raftan indirilerek böyle kritik bir zamanda yargılama neden gündeme alındı. Karardan çok bu ilginç zamanlamayı da sorgulamak gerekmez mi? Niçin şimdi…
Açılımları durdurmak, değişimi engellemek ve statükoyu sürdürmek isteyen karanlık odakların kaos planı işte bu. Ak Parti’yi bitirmek, demokratik değişimi engellemek isteyenler; irtica ile mücadele eylem planlarına, karanlık kafes planlarına, darbeye ortam hazırlama senaryolarına çok güzel bir pas aldılar. Bunu PKK-DTP üzerinden başarmak istiyorlar. İrticacı gördükleri grupları silahlı terörist olarak gösterebilmek, azınlık unsurlarına suikastlar düzenlemek, denizaltı bombasıyla çocukları havaya uçurmak, kendi komutanlarına suikast düzenleyerek kaos yaratmayı ve Poyraz köyde bulunan silah ve patlayıcılarla hedeflerini belli edenlere, böylece siyasi iktidarı zor durumda bırakarak ülkeyi yönetilemez hale getirerek darbe yapmak isteyenlere lüzum kalmadan aynı kaos senaryosunu Kürtler üzerinden devşirmek istiyorlar. Gelinecek son noktayı: “Halk askeri müdahaleyi isterse, yani o çaresiz bırakılarak istetilirse darbe olur” diyen CHP İstanbul milletvekili İsfendiyar Hoca şecaat arz edeyim derken söyleyivermedi mi? İsmi, cismi, adı, markası ne olursa olsun bu terör katliam timinin, bu savaş lobisinin, bu derin karanlık mihrakların hesabı; açılımı kapatmak, barışı boğmak, terörü, ölümü ve kaosu getirmek. Türkiye’nin istikrarını bozmak, iç ve dış vizyonunu yok etmektedir. Ancak; bu oyun oynanamayacak ve bu senaryo bozulacaktır. Türkiye’nin değişim iradesi sarsılmayacaktır. Sadece tadiller, tehirler, gecikmeler olabilir ve bedeller çoğalabilir o kadar.
Türkiye; bu sancılı süreçte nelerin olmayacağını görerek olacakları tespit edecek ve yoluna devam edecektir. Demokratik açılımlar da, demokratik değişim de devam edecek. Türkiye mutlaka içindeki haini bulacak, evindeki hırsızı yakalayacak yıllardır oynanan tekrarı bıkkınlık veren bu karanlık ve derin oyunu bozacaktır. Milletin sağduyusu ve irfanı aydınlık geleceğinin önünü açacaktır. Türkiye Kürt meselesini de, Alevi sorununu da, Ermeni problemini de azınlıkların şikayetlerini de, mütedeyyin insanlarının demokratik hak ve özgürlüklerini de verecek değişimini mutlaka tamamlayacaktır. Bundan hiç endişem yoktur. Zira zamanın ruhu, tarihin akışı ve konjonktürün emri bunu işaret ediyor. Sancıların kutlu bir doğumla sonuçlanacağına ve “Yeni Türkiye”nin ufuktan berrak bir güneş gibi doğacağına inanıyorum.