Son bir yılda Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da yaşanan halk hareketleri doğal olarak Türk dış politikasının bu bölgelere yoğunlaşmasında etkili olmuştur. Bunun yanı sıra dış politikanın Ortadoğu ile birlikte iki ağırlık merkezinden biri olan Balkanlardaki siyasi gerginliklerin azaltılması ve bölgesel ilişkilerin geliştirilmesi bakımından yürütülen çalışmalarda önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Türkiye'nin girişimleriyle oluşturulan ve 2009 yılından itibaren aktif hale gelen Türkiye-Hırvatistan-Bosna-Hersek ve Türkiye-Sırbistan-Bosna-Hersek üçlü danışma mekanizmaları bu ilerlemeye yön veren gösterge niteliğindedir.
Üçlü mekanizmalar çerçevesinde 24 Nisan 2010 tarihinde Türkiye, Bosna-Hersek ve Sırbistan Devlet Başkanlarının katılımıyla İstanbul'da gerçekleşen Üçlü Balkan Zirvesinde ilk kez Bosna-Hersek ve Sırbistan liderleri bir araya gelmişlerdir. Balkanlarda kalıcı barış ve istikrarın sağlanması amacıyla gerçekleştirilen üçlü müzakereler 26 Nisan 2011 tarihinde Sırbistan'da yapılan toplantıyla devam etmiştir. Bölgenin coğrafi, tarihi ve kültürel bir parçası olan Türkiye’nin girişimleriyle Batı Balkanlarda soğuk savaş döneminin izlerini silmek ve hayatın normalleşmesini sağlamak için geçmişe oranla çok daha elverişli bir siyasi ortamın bulunduğunu ifade etmek gerekir.
Nitekim üçlü müzakereler süresince yaşanan gelişmeler bölgesel güvenlik ve siyasi istikrarın sağlanması açısından önemli sonuçlara yol açmıştır. Sırbistan Meclisi’nin Srebrenitsa soykırımını kınayan bir kararı kabul etmesi ve savaş boyunca yaşanan trajedi nedeniyle Boşnaklardan özür dilemesi bu sonuçlardan biridir. Sırbistan Cumhurbaşkanı Tadiç'in Srebrenitsa soykırım anma törenlerine katılması da aynı şekilde üçlü danışma toplantılarının güven artırıcı etkisi sayesinde gerçekleşmiştir. Buna karşılık Bosna-Hersek'in Belgrad'da büyükelçilik açması kararlaştırılmış ve üçlü mekanizmaların ülkeler arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla sürdürülmesi öngörülmüştür.
Üçlü mekanizmaların Türk dış politikasına Balkanlarda geniş bir hareket alanı açtığını söylemek mümkündür. İkili uyuşmazlık yaşayan bölge ülkeleriyle çapraz ilişkiler kurabilme avantajına sahip olan Türkiye’nin Bosna-Hersek-Sırbistan, Kosova-Sırbistan, Makedonya-Yunanistan krizlerine stratejik müdahalelerde bulunabilmesi ve sorunların çözümünü kolaylaştırıcı bir rol üstlenmesi yumuşak (soft) güç anlamında yükselişini ifade etmektedir.
Türkiye’nin yeni Balkan politikası, siyasi istikrarsızlığın ve buna bağlı çatışma risklerinin ortadan kaldırılması ve bölgesel barış ile refahın sağlanmasına odaklanırken özellikle Sırp etnik ayrılıkçılığının yeniden tırmanmasıyla üçlü mekanizmaların 2012 yılında nasıl işleyeceği tartışılmaktadır. Aslında son birkaç yıldır birikmekte olan sorunlar Batı Balkanlarda esmekte olan AB rüzgarından çok fazla etkilenmişe benzememektedir. Bu bağlamda Sırbistan’ın AB adaylık müzakerelerinden sonuç alabilmesi için Kosova ile arasındaki sorunları çözmek zorunda oluşu üçlü mekanizmanın işlevselliği bakımından bir avantaj gibi görülebilir. Ancak Sırp milliyetçi akımların Kosova ve Bosna-Hersek yönetimleriyle uzlaşmaz tutumları Belgrad yönetiminin AB serüvenini fazlasıyla engelleyici bir özellik taşımaktadır.
Diğer yandan Bosna-Hersek’te siyasi reformların durma noktasına gelmesinde Sırp etnik gruplarının önemli bir payı bulunmaktadır. Bosna-Hersek’te federatif yapının tıkanmış olması ve Kosova’nın kuzeyindeki siyasi belirsizliğin derinleşmesi önümüzdeki dönemin en ciddi meseleleri haline gelecektir. Toplumlararası bütünleşme çabalarına rağmen Bosna-Hersek’in bölünme riskinin gittikçe daha çok konuşuluyor oluşu Türkiye’nin bölgede sağlamaya çalıştığı çoklu işbirliği ortamına zarar verecektir. Makedonya’nın başta Yunanistan ile yaşadığı isim sorunu olmak üzere bölgesel meseleler konusunda bugüne kadar Türkiye’den aldığı desteğin artarak süreceği öngörülmektedir. Ancak ülkedeki Makedonlar, Arnavutlar ve Türkler arasındaki hukuki anlaşmazlıkların 2012 yılında da giderilebilmesi pek mümkün görünmemektedir.
Üçlü mekanizmaların Balkanlarda istenen sonuçları sağlayabilmesi için 2012’de şu hususlara dikkat edilmelidir;
a) Bosna ve Kosova’daki Sırpların bu iki ülkeyi etnik bölünmeye zorlayacak davranışlarına daha fazla müsamaha gösterilmemeli, Sırbistan’ın milliyetçi gruplara karşı somut adımlar atması teşvik edilmelidir.
b) Bosnalı Sırpların “ Devlet seviyesindeki mahkeme ve savcılık yetkilerinin otonom yapılara devredilmesi için” referandum düzenlemekte ısrarcı olmalarına karşılık Sırbistan devlet başkanı Boris Tadiç’in Karadyordyevo toplantısı sırasında ifade ettiği "Sırbistan, Bosna Hersek'in dağılmasına yol açacak hiçbir referandumu desteklemeyecek" sözüne uygun davranmasını sağlayıcı önlemler alınmalıdır.
c) Sırpların ayrılma şantajlarına karşılık Bosnalı Hırvatların Mostar merkezli bir otonomi kurma isteklerini yüksek sesle dile getirmelerinden kaygı duyulmalı ve biran önce Bosna-Hersek’te siyasi istikrarın sağlanmasına destek olunmalıdır.
d) Bağımsız ve egemen bir Kosova’yı tanımadan AB üyesi olamayacağı neredeyse kesinleşen Belgrad yönetiminin gerginlik politikasını sona erdirmesine yardımcı olacak stratejik adımlar atılmalıdır.
e) Batı Balkanlarda uzun sürelere yayılan ve büyük özveri gerektiren politikaların hayata geçirilmesine ihtiyaç vardır.Dolayısıyla bölge ülkeleri arasındaki ihtilafların dünden bugüne çözülmesi zor ve zaman alacağına göre üçlü mekanizmaların 2012 yılındaki performansı bu sorunların giderilmesinde belirleyici olacaktır.