Fransa’da iktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) tarafından hazırlanan ve “Ermeni soykırımını inkar edenlerin 1 yıl hapis ve 45 bin Euro para cezasına mahkum edilmelerini” isteyen yasa tasarısının Perşembe günü Ulusal Meclis’in gündemine gelecek olması, Nicolas Sarkozy hükümetinin yeni bir siyasi manevrası olarak görülmektedir. Tarihi olayların toplumlar tarafından özgürce tartışılmasını açık bir şekilde engelleyen söz konusu yasa tasarısı doğrudan ifade özgürlüğü alanına yapılmış ürkütücü bir müdahale niteliğindedir. Ne yazık ki Avrupa’nın başkaca ülkelerinde örnekleri görüldüğü gibi Fransa, Yahudi soykırımı ile ilgili de özgür düşüncenin açıklanmasını yasaklayarak insan hakları hukukunu vahim biçimde ihlal etmişti. Oysa tarihte yaşanmış acı ve trajik olayların siyasal amaçlar uğruna kullanılmaması veya seçim malzemesi yapılmaması başlı başına ahlaki bir kural olarak kabul edilmektedir.
Son hamle ile birlikte Sarkozy ülkesinde dibe vurmuş bulunan siyasi itibarını kurtarmaya çalışmak için sıkça başvurduğu “Soykırım” kozunu yeniden kullanmayı ve böylece Ermeni diasporasının gücünü iyi bir seçim yatırımına dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra Ortadoğu ve Afrika’da Fransız çıkarlarını tehdit eden önemli bir aktör olarak Erdoğan hükümetini sarsmaya çalışmak Sarkozy için önemli bir hedef olabilir. Bazı analistlerin yorumlarının aksine Sarkozy hükümetinin gündemdeki yasa tasarısının mecliste görüşülmesine engel olması zor görünmektedir. Dolayısıyla Türkiye ile siyasi ve ekonomik ilişkilerin bozulması pahasına sergilenen bu yaklaşımın arkasında çok daha belirleyici bir siyasi iradenin varlığı görülebilir. AB mevzuatı dikkate alındığında ise Türkiye ile Fransa arasındaki ekonomik ilişkilerin derin bir krize girme sürüklenmesi ise zayıf bir olasılık olarak değerlendirilmektedir.
Ermeni diasporası tarafından 1915 olaylarının 100. yıldönümü olan 2015’e doğru özellikle Avrupa’da ciddi bir kampanya başlatıldığı düşünüldüğünde Fransa dışında başkaca ülkelerde de benzer girişimlerin yaşanabileceği görülmektedir. Kıta Avrupa’sında çeşitli kesimler soykırım inkarını nefret söylemi olarak nitelendirip yasaklama yoluna giderken, ifade özgürlüğünün alanı dramatik biçimde daralmaktadır. Kanaatimizce somut olarak nefret içeren beyanların dışında tarihi tezlerin özgürce yorumlanabilmesi ve eleştirilmesi düşünce özgürlüğü bağlamında değerlendirilmeli ve kesinlikle suç sayılmamalıdır. Aksi takdirde farklı düşüncelerin ifade edilmesinden korkan ve eski çağ dogmatizmine kapı aralayan bir zihinsel sendromun yaşanması kaçınılmazdır.
Fransa bir kez daha Ermeni diasporasının en önemli siyasi malzemesi olan 1915 olayları yüzünden ikili ilişkileri zehirlemeyi göze alabilmektedir. Aynı zamanda Ermeni toplumunu da zor durumda bırakan bu tür girişimlerin ahlaki değil siyasi nedenlerle sıkça tekrarlanması büyük bir talihsizlik örneğidir. Geçmişte yaşandığı ifade edilen olaylar hakkında bağımsız nitelikteki tarihi araştırmaların sürdürülmesini engelleyen Fransız siyasetçiler, insan hakları hukukunun temel unsurlarından biri olan ifade özgürlüğünü de ihlal etmektedir.
Türkiye’nin Fransa ve buna benzer girişimlerin yaşanacağı diğer ülkelere vereceği en iyi yanıt, kendi kamuoyunda 1915 olaylarıyla ilgili farklı görüş ve yorumların olabildiğince özgür bir ortamda ifade edilmesini sağlamak olacaktır. Böylece Türkiye batılı demokrasilerin sınırlandırmaya çalıştıkları düşünce ve ifade özgürlüğünü ısrarla savunarak tarihçilerin ve uzman araştırmacıların çalışmalarını kolaylaştırıp soykırım iddialarının bilimsel olarak aydınlatılmasına öncülük edebilir.