ENGLISH
23.05.2012
01.12.2011 16:01


Dr. Kaan Dilek
SDE Uzmanı
kdilek@sde.org.tr
CV

İran ve Türkiye, Suriye’yi Kurtarabilir mi?

Obama’nın değişim söylemiyle ABD’de başkan seçildiğinde dünyanın nasıl bir değişim yaşayabileceği üzerine birçok senaryolar konuşulmuş ve planlar üzerinde tartışılmıştı. Ama son bir yıl içinde yaşanan “Arap Baharı” olarak adlandırılan gelişmelerin bugünkü gelinen noktaya ulaşacağını kimse tahmin edememişti.
 
Suriye ile ilgili uluslararası ve bölgesel baskıların ve ambargoların arttığı bir dönemde bu ülkede yaşanması muhtemel gelişmelerle ilgili zihinleri meşgul eden ve bölge ülkelerini kaygılandıran birçok konu var. Bu konular içinden çıkan en can alıcı sorular ise; Suriye’de yaşanan gelişmelerin ulaştığı sürecin geri döndürülüp döndürülemeyeceği, Şam yönetimi ve muhalif gruplar arasında bir uzlaşmanın sağlanıp sağlanamayacağıdır. Şam yönetiminin yıkılması sonrası ortaya çıkacak güç boşluğunu hangi güçlerin dolduracağı da pek net değildir ve bu net olmayan tablo en çok bölge ülkelerini tehdit etmektedir. Bu noktada beğensek de beğenmesek de bölge ülkeleri arasında Suriye konusunda uygulanabilir rasyonel politika üretebilecek iki ülke vardır ve bunlar Türkiye ve İran’dır.
 
Mısır, Tunus ve Libya’da yaşanan gelişmeler karşısında Türkiye açısından olduğu gibi Tahran yönetimi tarafından da bu gelişmeler olumlu karşılanırken bugün Şam yönetiminin karşı karşıya kaldığı zorunlu değişim ve dönüşüm süreci İran’da derin kaygılara neden olmaktadır. İranlı elitler bölgede yaşanan gelişmeler karşısında halkların demokrasi, refah ve özgürlük arayışının mı yoksa başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin yeni bir bölgesel sistem kurulmasına dair geniş kapsamlı yeni bir senaryonun mu hayata geçmekte olduğu yönünde farklı görüşlere sahipler. Tahran yönetimi, Suriye’ye muhtemel her türlü dış müdahalenin içinden çıkılamaz karmaşaya neden olacağını ve aynı zamanda bölge dışı birçok gücün yeniden bölgede var olabilmesi için zemin hazırlayacağını düşünmektedir. Ayrıca Suriye’nin karmaşaya sürüklenmesi sonucunda Irak’ta olduğu gibi öncelikle sınır güvenliğinin, mülteci akınının ve silahlanmayla artabilecek radikal yapılanmaların güvenliği tehdit eder konuma geleceği, Tahran’ın kaygılarının merkezine oturmaktadır.
 
Yemen’de konuşlanan El-Kaide güçlerinin Suriye’yi hedef seçtiğine ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle Selefi akımların Suriye üzerine yeni planlar yaptığına inanan Tahran, Suriye’deki kötü gidişatı akl-ı selim politikalarla yönetilebilir bir kriz haline dönüştürmenin yolunun Türkiye ile işbirliğinden geçtiğini düşünmektedir. İranlı elitler tarafından Türkiye’yi Suriye konusunda ikna etmek için kullanılan argümanların başında da başta ABD olmak üzere Batılı güçlerin güç mücadelesinin zamanla Asya’nın derinliğine kayacağı, bölgede oluşacak güç boşluğunun İran-Türkiye stratejik işbirliğiyle doldurulabileceği gelmektedir. Tahran yönetimi, Suriye gelişmelerinin bölgedeki ideolojik düşmanları ve stratejik rakipleri Suudi Arabistan ve İsrail’i İran ile karşı karşıya getirdiğine ve sürecin bölgede çatışma doğurmaktan, istikrarın bozulmasından ve bölge dışı güçlerin bölgeye nüfuz etmesinden başka bir sonuç doğurmayacağını ileri sürmektedir.
 
Türkiye’nin bölgede yaşanması muhtemel tüm kötü senaryoların sona erdirilmesi konusunda en etkin aktör olduğunu itiraf eden Tahran, Ankara’dan Esed’in yerini dolduracak güçlerin netleşmesini görmeden aceleci bir şekilde Suriye konusunda politikalarıyla Şam yönetimini sıkıştırılmaması gerektiğini ısrarla savunmaktadır. Esed’in Arap Birliğinin şartlarını kabul etmesi için yoğun diplomatik girişimler uyguladığını öne süren İran, aslında Şam yönetimi için Türkiye’den zaman istemektedir.
 
İran’ın Esed sonrası Suriye senaryolarına da hazırlık yaptığı, muhalif güçlerle ilişkilerini geliştirmek istediği de görülmektedir. Özellikle de Mısır ile ilişkilerini geliştirerek, bölgede İslamcı gruplar aracılığıyla Suriye İslamcı muhaliflerine uzanmaya hatta Hamas’ı bu konuda ısrarla kullanmaya çalıştığı da göz önüne alınırsa, Tahran’ın Ankara’yı ikna etmekten başka şansı olmadığı düşünülmektedir. Ama Tahran’ın Ankara’yı Şam yönetimi için ikna etmesi ne kadar mümkün olduğu ise oldukça tartışmalı bir konudur. Türkiye, bölgede yaşanan gelişmeleri yakın takip etmekte ve bu gelişmelerin sonuçlanmasının Ankara’nın desteklerinden geçtiğini çok iyi okumaktadır. ABD Başkan Yardımcısı J. Biden’ın bu akşam başlayacağı Türkiye ziyareti öncesi, Washington gelen mesajlar da Ankara’nın bölgede yaşanan gelişmeler konusunda nasıl merkezi bir rol oynadığını çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.[1] Ankara’nın Esed ile devam edecek Şam yönetimi noktasında sona geldiği ve alternatif siyasi yapıları öncelemeye başladığı görülmektedir. Tahran’ın Esed veya Suriye Baas’ını dönüştürmeyi başaracak bir başka isimle dış müdahale olmadan Türkiye ile ülkede reformları hayata geçirmenin senaryoları üzerine çalışmaları artık Ankara’da karşılık bulmamaktadır. İran’ın Esed konusunda direnç noktası da Suriye’de “insani koridor” oluşturulmasıdır. Tahran yönetimi, böyle bir kurtarılmış bölge oluşması durumunda bu sürecin artık geri dönülemez bir hareketi tetikleyeceği, Suriye’deki ortamın silahlanmanın artması ve karşılıklı çatışmalarla sürecin Esed’in sonunu hazırlayacağını çok iyi görmektedir.
 
Tüm bu stratejik tartışmalar bir yana aslında sorulması gereken en can alıcı soru, Suriye konusunda İran ve Türkiye’nin ortak strateji izleyip izleyemeyeceğidir. Daha net sorulursa Şam yönetiminin dengeli ve istikrarlı dönüşümüyle yeni siyasi elitlerinin kimler olabileceği konusunda iki ülkenin iradesi yeterli olacak mıdır? Ya da İran ve Türkiye’nin Suriye’nin geleceğiyle ilgili çıkarları örtüşmekte midir?
 
Burada çıkarların örtüştüğü konular olduğu kadar, bu uzlaşmayı zorlayabilecek ihtilaf konuları da mevcuttur. Bu ihtilaflı konuların başında ise İran’ın kurguladığı ve stratejik bir koz olarak kullandığı İsrail karşıtı cepheleşme gelmektedir. Zira İran, açısından Suriye’nin birinci derecede stratejik önemi herkesin çokça bahsettiği mezhepsel yapı değildir. Şam yönetiminin Tahran açısından önemi, Hizbullah ve Hamas üzerinden realize ettiği ve İslam dünyası için kullandığı İsrail karşıtı cephenin lojistik ve ideolojik desteğini sağlamasıdır.
 
Son dönemlerde Türkiye-İsrail arasında ilişkilerin gerilmesiyle, İran’ın Türkiye-İsrail ilişkilerindeki soğuk savaşı yanlış okumuş olması muhtemeldir. Eğer Tahran yönetimi, kısa vadeli Türkiye ile İsrail karşıtı bir stratejik ortaklığı planlıyorsa bu çok büyük bir hata olacaktır. Zira Türkiye hiçbir zaman Batılı ittifaklarını, işbirliği ve ilişkilerini kısa vadeli pragmatik stratejik ortaklıklara feda etmeyecektir.
 
İran ve Türkiye’nin Şam yönetiminin reformları hayata geçirmesi ya da daha net ifade edilmesi gerekirse Şam yönetiminin yeni siyasi yapısının nasıl olacağına dair görüşleri arasında başta İsrail karşıtı cepheleşme olmak üzere ekonomik, politik ve stratejik birçok ayrılıklar vardır. Bugün Esed ya da Baas Suriye’sini İran-Türkiye işbirliği kurtaramayacaktır ama iki ülke, Esed’in ve Baas’ın aşamalı olarak ortadan kaldırılması için işbirliği yapabilirler. Bu da İran’ın şu anda Suriye konusundaki yapmak istediği en son işbirliğidir.

YAZARIN TÜM YAZILARI
İran ve Türkiye, Suriye’yi Kurtarabilir mi? - 01 Aralık 2011 Perşembe 16:01
Ortadoğu’da Arap Baharı ve İran’da Yeşil Hareketi - 10 Kasım 2011 Perşembe 09:39
Bağımsızlıklarının 20. Yılında Türk Cumhuriyetleri - 09 Ekim 2011 Pazar 04:27
Esad Rejimi Nasıl (D)Evrilir? - 17 Ağustos 2011 Çarşamba 12:57
İsrail Özür Diler mi? - 26 Temmuz 2011 Salı 13:03
İran ve Suriye’nin Türkiye Karşıtlığı - 15 Haziran 2011 Çarşamba 13:18
İran ve S. Arabistan Rekabetinde Yeni Cepheler - 02 Mayıs 2011 Pazartesi 12:56
Suriye, Ortadoğu’da Mezhep Savaşlarını Başlatır mı? - 12 Nisan 2011 Salı 12:24
İran-Suudi Çekişmesinde Son Cephe: Bahreyn mi? - 23 Mart 2011 Çarşamba 14:45
İran’da Dijital ve Renkli Devrimler Mümkün mü? - 02 Mart 2011 Çarşamba 14:55
İran’da “Fitne” ve Politik Oyunlar - 09 Şubat 2011 Çarşamba 11:41
İran’da Kritik Bir Süreç mi Başlıyor? - 07 Şubat 2011 Pazartesi 12:27
İran Nükleer Meselesinin Çözümü Kimin İşine Yarar? - 24 Ocak 2011 Pazartesi 12:39
İran’ın Nükleer Bilmecesinde Yeni Gelişmeler - 27 Eylül 2010 Pazartesi 11:40
Halkın Mücahitleri Kandil’e Çıkarsa! - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 13:09
İsrail’in “Sivil Yardım Katliamı”, Türkiye-İsrail İlişkileri ve Ortadoğu - 05 Haziran 2010 Cumartesi 12:09
Türkiye Açısından “Nükleer Takas Anlaşması” - 20 Mayıs 2010 Perşembe 12:34
Irak'ı Bekleyen Kader: Kaos mu İstikrar mı? - 12 Nisan 2010 Pazartesi 14:38
İran’da Yeni Yıl: Umutlar-Kaygılar-Korkular - 30 Mart 2010 Salı 15:07
Nükleer Ortadoğu’ya Doğru - 15 Mart 2010 Pazartesi 10:21
Jeopolitik Savaşın Arenası Irak - 06 Mart 2010 Cumartesi 13:03
Petrol Oyunlarında Bir Darbe İki Ülke: İran-Türkiye - 19 Şubat 2010 Cuma 14:53
İran Nükleer Meselesindeki Yeni Gelişmeler Ve Türkiye - 08 Şubat 2010 Pazartesi 11:50


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya