Son bir hafta içinde Kosova’nın kuzeyinde, Sırplar ve Arnavutlar arasında yeniden tırmanan gerginliğin çatışmaya dönüşmesi üzerine Brüksel’de yapılması planlanan görüşmeler ertelenirken, bölgedeki etnik ayrılıkçılık rüzgarları daha güçlü esmeye başladı. Priştine’nin bağımsızlık ilanından bu yana Sırp ve Arnavut toplumunun bölünmüşlüğünü sembolize eden Mitroviça’da hayat normale dönemiyor. Sırp azınlığın Kosova yönetimini ve bağlı kurumları tanımamakta ısrar etmesi ve Sırbistan ile birleşme niyetlerini terk etmemesi üzerine gittikçe büyüyen krize geçen hafta NATO askerleri müdahale etti. KFOR askerlerinin kuzeydeki iki gümrük kapısına giden yollara Sırplar tarafından yerleştirilen barikatları kaldırmak istemesi üzerine alevlenen çatışmalarda ölen ve yaralananlar oldu.
Priştine hükümeti, Sırbistan sınırındaki denetimini daha sıkı biçimde oluşturmayı istese de şu ana kadar bunu sağladığı söylenemez. Elbette bağımsız bir devletin kendi sınırları içinde barış ve güvenliği sağlamak istemesinden daha doğal bir istek olamaz. Fakat yaklaşık 60 bin Sırp’ın yaşadığı bölgede etnik ayrışmayı önlemek gittikçe zorlaşıyor. Sırplar özellikle bölgedeki iki gümrük kapısının denetimini Sırbistan ile her türlü iletişimi sağladığı gerekçesiyle aylardır ellerinde tutmaya çalışırken, aynı zamanda bu eylemin kendilerine bir tür siyasi güvence sağladığına inanıyorlar. Bu yüzden Kosova yönetiminin sınır kapılarına gönderdiği memurların görev yapmasını engellemeye ve kontrolü sağlamaya çalışıyorlar.
Belgrad yönetiminin AB adaylık sürecindeki en kritik mesele olan Kosova ile ilişkilerini normalleştirmek zorunda oluşu ve Brüksel tarafından bu konuda sürekli taciz edilmesi bölgedeki Sırpları oldukça rahatsız ediyor. Milliyetçi Sırp gruplar, Kosova’nın AB adaylığı karşılığında resmi olarak tanınması gibi bir durumun asla söz konusu olamayacağını ve bölgenin Sırbistan toprağı olarak kalacağını seslendirseler de liberal çevreler Priştine ile ilişkilerin aşamalı olarak normalleşmesinden yanalar. Belgrad’daki asıl hesaplaşmanın gelecek yıl yapılacak parlamento seçimlerinde yaşanacağı ve bu seçimlerin en önemli gündem maddesini Kosova’nın oluşturacağı tahmin ediliyor.
Arnavutların Preşova Vadisi Kozu
Sırp azınlığın Kosova’nın kuzeyinde bağımsızlık ilan etmeye çok yakın olduklarına dair kamuoyuna yansıyan iddialar hem Priştine hem de Belgrad tarafından yalanlanmış olsa da etnik çözümsüzlüğün daha nereye kadar süreceği belirsizliğini koruyor. Kosova’daki Sırp ayrılıkçılığına karşılık Sırbistan’ın Preşova vadisindeki Arnavutların da bağımsızlık ilanı yönünde girişim başlattıklarına dair haberler yeni bir tartışma başlattı. Sırp-Arnavut çekişmesinin her iki tarafta da öfke patlamasına yol açabileceği bu gelişmeler kaygı verici restleşmelere dönüşecek gibi görünüyor. Gerçekten de Kosovalı Sırpların bir çılgınlık yaparak “Kuzey Kosova Cumhuriyeti” adı altında ayrı bir devlet kurma girişimleri gerçeğe dönüşürse, Arnavutların bu tür bir eylemi hoş karşılamayacakları çok açık. İnternet üzerinden yayın yapan "İndeks Online" isimli haber portalına göre; Sırpların niyeti çok ciddi ve “Kuzey Kosova Cumhuriyeti” bağımsızlık bildirgesi hazır sayılır. Taslak bildirgede bağımsızlık ilanı sonrasında Mitroviça’nın başkent ilan edilmesi ve uluslararası toplumdan resmi tanınma istenmesi dahi yer alıyor.
Batı Balkanlarda etnik ve dini bölünmüşlük nedeniyle yeni bir kaos ve silahlı çatışmanın yaşanmasına ihtimal verilmese de yakın tarihin acı veren olaylarla dolu olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle özellikle tansiyonun yükselmekte olduğu Arnavut-Sırp toplumları arasındaki etnik farklılık ve husumetlerin sınır çatışmalarına ve karşılıklı bağımsızlık restleşmelerine fırsat verilmeden minimize edilmesi gerekmektedir. Türkiye, üçlü müzakereler yoluyla bölgede daha önce başlattığı pro-aktif siyasi girişimlerini son olaylar ekseninde yeniden güncellemeli ve yükselen gerilimi düşürmek için tarafları müzakere masasına davet edebilmelidir. Bosna-Hersek’te tıkanmış olan siyasi sürecin neden olduğu belirsizlik ortamı devam ederken, bu kez Arnavut-Sırp anlaşmazlığının bölgede yeni ve çok daha zor çözülebilecek bir krizi tetiklemesinden tüm Balkan coğrafyası zarar görecektir. Bu nedenle Türkiye vakit yitirmeden Arnavutluk, Kosova ve Sırbistan devlet ve hükümet yetkililerini bir araya getirerek sorunun diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesine katkıda bulunabilir.
Her üç ülkenin de AB ilerleme süreciyle ilgili taahhütlerini yerine getirme yükümlülükleri bu krizin barışçıl yollarla çözülmesi bakımından avantaj gibi görülse de tarihi olayların birçok kez siyasi gelişmeleri engellediği unutulmamalıdır. Kosovalı Sırpların atacağı adımlar bölgenin hangi yöne evrileceğini göstermesi bakımından kritik bir öneme sahiptir. Bölünmeye dönük bir hamle sadece Kosova’yı değil, Sırbistan, Bosna-Hersek, Arnavutluk ve Makedonya’yı da ateşin içine atacaktır. Balkanlarda yeni bir ateşin tutuşturulmasını heyecanla bekleyen güçlerin eline bu kozu vermemek için soğukkanlı ve akıllıca hareket etmek gerekecektir.