Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından Eylül ayında gerçekleştirilen toplantıda Türkiye’nin AİHM kararlarına uygun davranarak vicdani ret konusunda Aralık ayına kadar atacağı adımları belirlemesini istemesiyle başlayan süreç, hükümet çevrelerinin açıklamalarıyla yeni bir boyut kazanmış görünüyor.
Kişinin dini inanç, politik görüş ya da ahlakî değerlerine dayanarak zorunlu askerliği reddetmesi olarak tanımlanan vicdani ret, BM İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası organlar tarafından temel bir insan hakkı olarak kabul edilmektedir. Kişi askere gitmeden önce dini, felsefi veya vicdani gerekçelerle reddini açıklayabildiği gibi askerlik görevi sırasında da vicdani ret ilanında bulunabilmektedir. Zorunlu askerlik hizmetini de bu hizmet karşılığı önerilen alternatif sivil görevleri de kabul etmeyen kişiler ise “total retçi” olarak nitelendirilmektedir. Bunların dışında askerlikle bir sorunu bulunmadığı halde ülkeleri adına savaşmayı reddeden kişilerin varlığı söz konusudur. Birinci Körfez savaşı döneminde bir grup Amerikan askerinin vicdani retlerini açıklayarak silah kullanmayı reddetmesi ve İsrail ordusundaki bazı subayların Filistinlilere yönelik saldırı emirlerine karşı çıkmaları bu kategorideki kişiler için verilebilecek çarpıcı örneklerdir.
BM İnsan Hakları Komitesi, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 18.maddesiyle ilgili yorumunda vicdani ret hakkını din ve inanç özgürlüğü kapsamında değerlendirirken, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin 2001 tarihli tavsiye kararı, Konseye üye devletlere vicdani ret hakkını tanıyarak alternatif sivil hizmetle ilgili yasal düzenlemeleri yönünde çağrı yapmaktadır. Bu tür tavsiyelerin bir benzeri BM Dinsel Hoşgörüsüzlük Özel Raportörü tarafından 2001 yılında Türkiye’ye yapılmış, vicdani ret ve alternatif sivil hizmet konularında hukuki düzenlemelerin gerçekleştirilmesi istenmişti.
Türkiye’de henüz tartışılmaya başlanan vicdani ret bir hak olarak Hollanda’da 1549 tarihinden bu yana tanınıyor. İsveç, Norveç ve Danimarka ise 1900’lü yılların başlarında vicdani reddi hukuk normlarına göre benimsemiş ülkeler olarak dikkat çekiyor. Günümüzde Belçika, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İtalya, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Portekiz, Slovakya ve Slovenya'da zorunlu askerlik hizmeti bulunmuyor. Diğer ülkelerde ise vicdani ret alternatif kamu hizmeti şeklinde uygulanıyor. Uzun bir süre özel şartlar ileri sürerek vicdani ret hakkını tanımayan Yunanistan Avrupa Konseyi’nin artan baskısı sonucu 1997 yılında bu hakkı kabul etti. Türkiye, Konseye üye ülkeler arasında Azerbaycan ile birlikte zorunlu askerlik hizmetinin yürürlükte olduğu iki ülkeden biri görünse de vicdani ret hakkı ile ilgili yasal düzenleme hazırlığı yapmak bakımından çok önemli bir adım atmaya niyetleniyor.
Vicdani ret insan hakları kategorisi içinde değerlendirilse de bizdeki askeri vesayet düzeni nedeniyle bu konuda söz söylemek dahi yakın tarihe kadar “halkı askerlikten soğutmanın” gerekçesi yapılmaktaydı. Türkiye’deki ilk vicdani retçilerden olan Osman Murat Ülke’nin defalarca gözaltına alınması ve tutuklanması neticesinde ucu açık hak mahrumiyetine uğraması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde hukuk mücadelesi başlatması, vicdani ret hakkında önemli gelişmelere zemin hazırladı. Ülke’yi başka vicdani retçiler izledi ve bu kişilerin tamamı da benzer uygulamalara maruz bırakıldı. AİHM Osman Murat Ülke’nin başvurusunu 2006 yılında karara bağlayarak Türkiye’yi mahkum etti. Mahkeme Ülke/Türkiye davasında, Ülke'nin emre itaatsizlikte ısrar, firar gibi nedenlerle defalarca yargılanıp cezalandırılmasını ve her serbest kalışının ardından tekrar baskı altına alınmasını sonsuz bir mahkumiyete yol açacak hukuksuzluk örneği olarak nitelendirdi. Karar, Ülke’nin karşı karşıya olduğu durumu sözleşmenin “işkence ve kötü muamele yasağını” düzenleyen 3.maddesinin ihlal edilmesi biçiminde değerlendirdi.
“Bize Özgü Şartlar” Mazereti ve Vicdani Ret
Ne zaman ülkemizde insan hakları ve hukuk alanında özgürlükçü düzenlemeler yapılmak istense “bize özgü şartlar” gündeme getirilerek konu amacı dışına çıkarılmak istenir. Vicdani ret karşıtlığı yapan çevrelerin başkaca önemli konularda olduğu gibi bu mevzuda da aynı bahanelerin arkasına saklanarak yapılacak düzenlemeleri “abesle iştigal” görmeleri de “bize özgü koşullara” dayandırılmaktadır. Vicdani ret hakkının yasal olarak tanınması halinde askere gidecek insan bulunamayacağını ileri süren malum çevreler, zorunlu askerlik uygulamasını ısrarla savunarak militarist yapıdan taviz verilmemesini savunmaktadır. Bu yaklaşım sahiplerinin bir diğer argümanı da ülkenin jeopolitik konumuyla ilgilidir. Geleneksel siyasi algıyı özetleyen “üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrili” ülke tanımına bağlı olan söz konusu kesimler, Türkiye’nin dış tehditlerle mücadele edebilmesini zorunlu askerliğin kayıtsız şartsız sürdürülmesinde görmektedir. Oysa bu tür temelsiz yaklaşımların aksine vicdani reddi hukuken tanıyan ülkelerin neredeyse tamamına yakınında zorunlu askerliğe karşı alternatif sivil hizmet uygulaması bulunmaktadır. Bir başka önemli ayrıntı ise kendisini vicdani retçi olarak niteleyen kişilerin farklı özelliklerdeki birtakım testlerden geçirilmesiyle ilgilidir. Aralarında psikologların da yer aldığı uzman heyetlerin değerlendirdiği retçilerin inanç, düşünce ya da vicdani durumlarını çok güçlü olarak temellendirebilmesi gerekir.
Alternatif Sivil Hizmette Dikkat Edilmesi Gerekenler
Vicdani retçilerin askere alınmak yerine alternatif sivil hizmetten yararlandırılmasıyla ilgili olarak yasal düzenleme yapan ülkelerin dikkat etmesi gereken önemli hususlar bulunmaktadır. Bazı ülke uygulamalarının alternatif sivil hizmeti vicdani retçiler için bir tür cezalandırmaya dönüştürmesine karşı uluslararası hukuka konu olan davalar açılmaktadır.Vicdani retçi olan ve sivil bir hizmetle görevlendirilen Frederic Foin tarafından Fransa aleyhine yapılan başvuruda, BM İnsan Hakları Komitesi ilginç bir kararın altına imza atmıştır.Fransız vatandaşı olan Foin bir yıl çalıştığı milli parktaki sivil hizmet görevini terk eder ve firar suçlamasıyla mahkum olur.Fransa’da normal askerlik süresi bir yıl olmasına rağmen Foin, iki yıl sivil hizmet zorunluluğu getirilmesinin ayrımcılık olduğunu iddia etmiştir.Fransa bu iddiaları reddetse de Komite, iki yıllık sivil hizmet süresinin makul ve nesnel gerekçeleri bulunmaması sebebiyle ayrımcılığın oluştuğunu kabul etmiştir.Dolayısıyla zorunlu askerlik süresini çok aşan alternatif sivil hizmet yükümlülüklerinin makul ve ispatlanabilir özel ihtiyaçlar dışında vicdani retçilere yönelik bir ayrımcılığa dönüşme riskine dikkat etmek gerekmektedir.
Sonuç
Uluslar arası insani hukukun bir parçası haline gelen vicdani ret konusunu her şeyden önce kamuoyunun serbestçe ve önyargılardan arınmış olarak tartışabilmesi önemlidir.Bu konuda yapılacak bir düzenlemenin sadece Avrupa Birliği müktesebatına uyum bağlamındaki bir yükümlülük olarak görülmemesi gerekir.Çünkü “asker millet” olarak övünen ve hayatın hemen her alanında militarist duyguları öne çıkaran toplumsal bir yapımızın varlığı söz konusu olduğuna göre yaygın bir sivilleşmeye duyulan ihtiyaç kendiliğinden anlaşılmaktadır. Halen toplumumuzda askerlik çağına gelip zorunlu askerlik hizmetini yapmak istemeyen veya çeşitli nedenlerle bu yükümlülüğü ertelemek zorunda kalan gençlerin evlenmesi,iş kurabilmesi ve birçok kamu hizmetinden yararlanabilmesi oldukça güçtür.Dolayısıyla zorunlu askerlik uygulamasının toplumsal hayatın olağan akışını bütünüyle değiştiren bir özellik taşıdığını kabul etmeliyiz.
Genelde otoriter düzenlerin güç aldığı bir uygulama olarak görülen zorunlu askerlik sisteminin hem sosyo-ekonomik gerçekler bakımından hem de gelişen teknolojinin bir sonucu olarak kademeli biçimde kaldırılması, bu süreçte vicdani ret hakkının da yasal bir düzenlemeye kavuşturulması önem arz etmektedir. Bu düzenlemenin başta Avrupa’daki örnekler olmak üzere uluslar arası uygulamalar incelenerek ve uluslar arası hukuki standartlar dikkate alınarak hayata geçirilmesinde yarar vardır. Vicdani ret hakkına karşı büyük bir kampanya başlatan jakoben çevrelerin çıkardıkları gürültüye aldırmadan bu konuda makul ve tutarlı bir hukuki düzenlemeyi gerçekleştirmek “bize özgü şartların” anlamsızlığını da göstermiş olacaktır. Evrensel hukuk normları doğrultusunda mesafe almak bakımından Türk siyasi kurumunun önünde vicdani ret gibi çok ciddi bir yüzleşme aracı bulunmaktadır.