ENGLISH
23.05.2012
21.11.2011 09:07


Selvet Çetin
SDE Uzmanı
scetin@sde.org.tr
CV

Sivilleşme Aracı Olarak Vicdani Ret

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından Eylül ayında gerçekleştirilen toplantıda Türkiye’nin AİHM kararlarına uygun davranarak vicdani ret konusunda Aralık ayına kadar atacağı adımları belirlemesini istemesiyle başlayan süreç, hükümet çevrelerinin açıklamalarıyla yeni bir boyut kazanmış görünüyor.

Kişinin dini inanç, politik görüş ya da ahlakî değerlerine dayanarak zorunlu askerliği reddetmesi olarak tanımlanan vicdani ret, BM İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası organlar tarafından temel bir insan hakkı olarak kabul edilmektedir. Kişi askere gitmeden önce dini, felsefi veya vicdani gerekçelerle reddini açıklayabildiği gibi askerlik görevi sırasında da vicdani ret ilanında bulunabilmektedir. Zorunlu askerlik hizmetini de bu hizmet karşılığı önerilen alternatif sivil görevleri de kabul etmeyen kişiler ise “total retçi” olarak nitelendirilmektedir. Bunların dışında askerlikle bir sorunu bulunmadığı halde ülkeleri adına savaşmayı reddeden kişilerin varlığı söz konusudur. Birinci Körfez savaşı döneminde bir grup Amerikan askerinin vicdani retlerini açıklayarak silah kullanmayı reddetmesi ve İsrail ordusundaki bazı subayların Filistinlilere yönelik saldırı emirlerine karşı çıkmaları bu kategorideki kişiler için verilebilecek çarpıcı örneklerdir.
 
BM İnsan Hakları Komitesi, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 18.maddesiyle ilgili yorumunda vicdani ret hakkını din ve inanç özgürlüğü kapsamında değerlendirirken, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin 2001 tarihli tavsiye kararı, Konseye üye devletlere vicdani ret hakkını tanıyarak alternatif sivil hizmetle ilgili yasal düzenlemeleri yönünde çağrı yapmaktadır. Bu tür tavsiyelerin bir benzeri BM Dinsel Hoşgörüsüzlük Özel Raportörü tarafından 2001 yılında Türkiye’ye yapılmış, vicdani ret ve alternatif sivil hizmet konularında hukuki düzenlemelerin gerçekleştirilmesi istenmişti.
 
Türkiye’de henüz tartışılmaya başlanan vicdani ret bir hak olarak Hollanda’da 1549 tarihinden bu yana tanınıyor. İsveç, Norveç ve Danimarka ise 1900’lü yılların başlarında vicdani reddi hukuk normlarına göre benimsemiş ülkeler olarak dikkat çekiyor. Günümüzde Belçika, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İtalya, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Portekiz, Slovakya ve Slovenya'da zorunlu askerlik hizmeti bulunmuyor. Diğer ülkelerde ise vicdani ret alternatif kamu hizmeti şeklinde uygulanıyor. Uzun bir süre özel şartlar ileri sürerek vicdani ret hakkını tanımayan Yunanistan Avrupa Konseyi’nin artan baskısı sonucu 1997 yılında bu hakkı kabul etti. Türkiye, Konseye üye ülkeler arasında Azerbaycan ile birlikte zorunlu askerlik hizmetinin yürürlükte olduğu iki ülkeden biri görünse de vicdani ret hakkı ile ilgili yasal düzenleme hazırlığı yapmak bakımından çok önemli bir adım atmaya niyetleniyor.
 
Vicdani ret insan hakları kategorisi içinde değerlendirilse de bizdeki askeri vesayet düzeni nedeniyle bu konuda söz söylemek dahi yakın tarihe kadar “halkı askerlikten soğutmanın” gerekçesi yapılmaktaydı. Türkiye’deki ilk vicdani retçilerden olan Osman Murat Ülke’nin defalarca gözaltına alınması ve tutuklanması neticesinde ucu açık hak mahrumiyetine uğraması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde hukuk mücadelesi başlatması, vicdani ret hakkında önemli gelişmelere zemin hazırladı. Ülke’yi başka vicdani retçiler izledi ve bu kişilerin tamamı da benzer uygulamalara maruz bırakıldı. AİHM Osman Murat Ülke’nin başvurusunu 2006 yılında karara bağlayarak Türkiye’yi mahkum etti. Mahkeme Ülke/Türkiye davasında, Ülke'nin emre itaatsizlikte ısrar, firar gibi nedenlerle defalarca yargılanıp cezalandırılmasını ve her serbest kalışının ardından tekrar baskı altına alınmasını sonsuz bir mahkumiyete yol açacak hukuksuzluk örneği olarak nitelendirdi. Karar, Ülke’nin karşı karşıya olduğu durumu sözleşmenin “işkence ve kötü muamele yasağını” düzenleyen 3.maddesinin ihlal edilmesi biçiminde değerlendirdi.
 
 
“Bize Özgü Şartlar” Mazereti ve Vicdani Ret  
 
Ne zaman ülkemizde insan hakları ve hukuk alanında özgürlükçü düzenlemeler yapılmak istense “bize özgü şartlar” gündeme getirilerek konu amacı dışına çıkarılmak istenir. Vicdani ret karşıtlığı yapan çevrelerin başkaca önemli konularda olduğu gibi bu mevzuda da aynı bahanelerin arkasına saklanarak yapılacak düzenlemeleri “abesle iştigal” görmeleri de “bize özgü koşullara” dayandırılmaktadır. Vicdani ret hakkının yasal olarak tanınması halinde askere gidecek insan bulunamayacağını ileri süren malum çevreler, zorunlu askerlik uygulamasını ısrarla savunarak militarist yapıdan taviz verilmemesini savunmaktadır. Bu yaklaşım sahiplerinin bir diğer argümanı da ülkenin jeopolitik konumuyla ilgilidir. Geleneksel siyasi algıyı özetleyen “üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrili” ülke tanımına bağlı olan söz konusu kesimler, Türkiye’nin dış tehditlerle mücadele edebilmesini zorunlu askerliğin kayıtsız şartsız sürdürülmesinde görmektedir. Oysa bu tür temelsiz yaklaşımların aksine vicdani reddi hukuken tanıyan ülkelerin neredeyse tamamına yakınında zorunlu askerliğe karşı alternatif sivil hizmet uygulaması bulunmaktadır. Bir başka önemli ayrıntı ise kendisini vicdani retçi olarak niteleyen kişilerin farklı özelliklerdeki birtakım testlerden geçirilmesiyle ilgilidir. Aralarında psikologların da yer aldığı uzman heyetlerin değerlendirdiği retçilerin inanç, düşünce ya da vicdani durumlarını çok güçlü olarak temellendirebilmesi gerekir.
 
 
Alternatif Sivil Hizmette Dikkat Edilmesi Gerekenler
 
Vicdani retçilerin askere alınmak yerine alternatif sivil hizmetten yararlandırılmasıyla ilgili olarak yasal düzenleme yapan ülkelerin dikkat etmesi gereken önemli hususlar bulunmaktadır. Bazı ülke uygulamalarının alternatif sivil hizmeti vicdani retçiler için bir tür cezalandırmaya dönüştürmesine karşı uluslararası hukuka konu olan davalar açılmaktadır.Vicdani retçi olan ve sivil bir hizmetle görevlendirilen Frederic Foin tarafından Fransa aleyhine yapılan başvuruda, BM İnsan Hakları Komitesi ilginç bir kararın altına imza atmıştır.Fransız vatandaşı olan Foin bir yıl çalıştığı milli parktaki sivil hizmet görevini terk eder ve firar suçlamasıyla mahkum olur.Fransa’da normal askerlik süresi bir yıl olmasına rağmen Foin, iki yıl sivil hizmet zorunluluğu getirilmesinin ayrımcılık olduğunu iddia etmiştir.Fransa bu iddiaları reddetse de Komite, iki yıllık sivil hizmet süresinin makul ve nesnel gerekçeleri bulunmaması sebebiyle ayrımcılığın oluştuğunu kabul etmiştir.Dolayısıyla zorunlu askerlik süresini çok aşan alternatif sivil hizmet yükümlülüklerinin makul ve ispatlanabilir özel ihtiyaçlar dışında vicdani retçilere yönelik bir ayrımcılığa dönüşme riskine dikkat etmek gerekmektedir.
 
 
Sonuç
 
Uluslar arası insani hukukun bir parçası haline gelen vicdani ret konusunu her şeyden önce kamuoyunun serbestçe ve önyargılardan arınmış olarak tartışabilmesi önemlidir.Bu konuda yapılacak bir düzenlemenin sadece Avrupa Birliği müktesebatına uyum bağlamındaki bir yükümlülük olarak görülmemesi gerekir.Çünkü “asker millet” olarak övünen ve hayatın hemen her alanında militarist duyguları öne çıkaran toplumsal bir yapımızın varlığı söz konusu olduğuna göre yaygın bir sivilleşmeye duyulan ihtiyaç kendiliğinden anlaşılmaktadır. Halen toplumumuzda askerlik çağına gelip zorunlu askerlik hizmetini yapmak istemeyen veya çeşitli nedenlerle bu yükümlülüğü ertelemek zorunda kalan gençlerin evlenmesi,iş kurabilmesi ve birçok kamu hizmetinden yararlanabilmesi oldukça güçtür.Dolayısıyla zorunlu askerlik uygulamasının toplumsal hayatın olağan akışını bütünüyle değiştiren bir özellik taşıdığını kabul etmeliyiz.
 
Genelde otoriter düzenlerin güç aldığı bir uygulama olarak görülen zorunlu askerlik sisteminin hem sosyo-ekonomik gerçekler bakımından hem de gelişen teknolojinin bir sonucu olarak kademeli biçimde kaldırılması, bu süreçte vicdani ret hakkının da yasal bir düzenlemeye kavuşturulması önem arz etmektedir. Bu düzenlemenin başta Avrupa’daki örnekler olmak üzere uluslar arası uygulamalar incelenerek ve uluslar arası hukuki standartlar dikkate alınarak hayata geçirilmesinde yarar vardır. Vicdani ret hakkına karşı büyük bir kampanya başlatan jakoben çevrelerin çıkardıkları gürültüye aldırmadan bu konuda makul ve tutarlı bir hukuki düzenlemeyi gerçekleştirmek “bize özgü şartların” anlamsızlığını da göstermiş olacaktır. Evrensel hukuk normları doğrultusunda mesafe almak bakımından Türk siyasi kurumunun önünde vicdani ret gibi çok ciddi bir yüzleşme aracı bulunmaktadır.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Üçüncü Putin Döneminde Kafkasya Sorunu - 13 Mayıs 2012 Pazar 17:44
Makedonya’da Etnik Kriz Nasıl Aşılabilir? - 25 Nisan 2012 Çarşamba 14:34
Şiddeti Önlemedeki Rolü Açısından 6284 Sayılı Yasa - 26 Mart 2012 Pazartesi 09:28
Ortadoğu’da “Balkanlaşma” Riski - 13 Mart 2012 Salı 17:12
Devlet Denetleme Kurulu Raporundaki Dink Davası - 29 Şubat 2012 Çarşamba 14:42
4.Bağımsızlık Yılında Kosova’nın Sorunları - 17 Şubat 2012 Cuma 17:28
Suriye Ateşi Bölgeyi Sararken - 13 Şubat 2012 Pazartesi 10:29
Hukukun Normalleşmesi - 09 Ocak 2012 Pazartesi 09:22
Uludere Faciası: Kontrolsüz Güç, Güç Değildir - 02 Ocak 2012 Pazartesi 13:47
2012 Yılında Balkan Üçlü Mekanizmasından Beklentiler - 29 Aralık 2011 Perşembe 18:51
Sarkozy Gemileri Yaktı mı? - 20 Aralık 2011 Salı 17:50
Geçmişle Yüzleşmenin Kuralları - 08 Aralık 2011 Perşembe 17:56
Balkanlarda Arnavut-Sırp Restleşmesi - 27 Kasım 2011 Pazar 22:20
Sivilleşme Aracı Olarak Vicdani Ret - 21 Kasım 2011 Pazartesi 09:07
Arap Baharının Adalet Arayışına Etkisi - 27 Ekim 2011 Perşembe 15:44
İlerleme Raporu: AB Cephesinde Yeni Bir Şey Yok - 20 Ekim 2011 Perşembe 10:51
Makedonya Ziyareti ve Bulgaristan Gerginliği - 06 Ekim 2011 Perşembe 08:51
Bağımsız Filistin Rüyasını Gerçekleştirmek - 19 Eylül 2011 Pazartesi 13:15
Palmer Raporu: BM Gözetiminde Hukuk İstismarı - 15 Eylül 2011 Perşembe 18:17
Mülklerin İadesi: Azınlık Haklarında Önemli İlerleme - 30 Ağustos 2011 Salı 01:21
Ses Kayıtları ve Silahlı Kuvvetlerin Denetimindeki Zorluklar - 26 Ağustos 2011 Cuma 17:39
Suriye’de Sona Yaklaşırken - 09 Ağustos 2011 Salı 14:40
Kosovalı Sırpların Ateşle Dansı - 01 Ağustos 2011 Pazartesi 16:18
İlerleme ve Gerileme Arasındaki Sırbistan-ABD İlişkileri - 22 Temmuz 2011 Cuma 09:32
Yunanistan-İsrail İttifakı: Doğu Akdeniz’de Güç Gösterisi mi ? - 12 Temmuz 2011 Salı 09:12
Boykot ve Ergenekon - 30 Haziran 2011 Perşembe 16:17
Cenevre Sözleşmesinin 60.Yılında Mülteci Sorunu - 21 Haziran 2011 Salı 09:16
Bölgesel İnsani Kriz ve Suriyeli Mülteciler - 13 Haziran 2011 Pazartesi 09:14
Bir Dönem Noktası Olarak Cuntacıların Yargılanması - 09 Haziran 2011 Perşembe 17:49
Bosnalı Sırpların Tehlikeli Oyunu - 25 Mayıs 2011 Çarşamba 16:41
Balkanlarda Kültürel Kimlikler Çatışmayı Önleyebilir mi? - 12 Mayıs 2011 Perşembe 21:17
Türk Hukuk Düzenine Etkileri Açısından İzmir Deklarasyonu - 05 Mayıs 2011 Perşembe 15:51
Sırbistan Görüşmeleri ve Balkanlarda Artan Endişe - 30 Nisan 2011 Cumartesi 15:29
Suriye’de Esen Ölüm Rüzgarına Direnmek - 25 Nisan 2011 Pazartesi 14:22
Avrupa’da Üniter Kültüre Doğru - 22 Nisan 2011 Cuma 17:10
12 Eylül’le Hesaplaşmaya Hazır mıyız? - 11 Nisan 2011 Pazartesi 15:02
Goldstone Skandalı ve Hukukun İtibarsızlaştırılması - 05 Nisan 2011 Salı 15:36
Hakikat Komisyonlarının Geçiş Dönemindeki Rolü - 30 Mart 2011 Çarşamba 14:38
Birleşmiş Milletlere İnsani Müdahale Zamanı - 23 Mart 2011 Çarşamba 17:11
Kosova-Sırbistan Görüşmeleri Başlarken - 14 Mart 2011 Pazartesi 11:16
Arnavutluk Siyasi Krizi Aşabilir mi? - 07 Mart 2011 Pazartesi 08:55
28 Şubat ve Ordunun Sivil Denetimi - 28 Şubat 2011 Pazartesi 14:24
Diktatörler Üreten Uluslararası Düzeni Sorgulamak - 25 Şubat 2011 Cuma 08:25
Mısır’daki Halk Hareketinin Etkileri - 29 Ocak 2011 Cumartesi 15:53
Jüristokratik Vesayetin Gücü: Danıştay Örneği - 21 Ocak 2011 Cuma 11:22
Tunus’ta Halk İsyanı ve Değişimin Rengi - 17 Ocak 2011 Pazartesi 16:42
Berlin’den Meriç’e: Avrupa’nın Yeni Duvarı - 04 Ocak 2011 Salı 15:55
Yer İsimlerinin (Bir Hakkın) İadesi - 29 Aralık 2010 Çarşamba 18:31
Yeni Türkiye İçin Bir Fırsat: Balyoz Davası - 18 Aralık 2010 Cumartesi 14:16
Orantısız Güç - 10 Aralık 2010 Cuma 22:04
Askerler Sivil Denetime Ne Kadar Hazır? - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:39
AB İlerleme Raporu; Şartlar Değişti mi? - 12 Kasım 2010 Cuma 09:49
Kosova’da Hükümet Düşerken - 03 Kasım 2010 Çarşamba 10:31
Almanya Kritik Bir Dönemeçte - 18 Ekim 2010 Pazartesi 12:30
Bosna-Hersek Seçimleri: Çözüm mü, Belirsizlik mi? - 08 Ekim 2010 Cuma 21:06
Hrant Dink Kararından Ders Çıkarmak - 22 Eylül 2010 Çarşamba 12:32
Amerika: İslamofobiden Anti-İslamizme Doğru mu? - 14 Eylül 2010 Salı 17:27
İsrail-Filistin Müzakere Masasında Neler Var? - 01 Eylül 2010 Çarşamba 09:23
BM Raporunda Türkiye’ye Son Uyarılar - 24 Ağustos 2010 Salı 11:33
Kosava ve Balkanlarda Yeni Gerilimler - 13 Ağustos 2010 Cuma 13:05
Asker Hesap Vermezse Ne Olur? - 04 Ağustos 2010 Çarşamba 14:06
Kürt Sorunu ve Güvenlik İlişkisi - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 10:51
Yetimhane Kararını Nasıl Okumalı - 07 Temmuz 2010 Çarşamba 15:02
17. Yılında İki Katliam ve Toplumsal Barışı Korumak - 06 Temmuz 2010 Salı 12:31
Fergana Vadisi’nden Orta Asya’ya Yaklaşan Tehlike: Etnik Çatışmalar - 21 Haziran 2010 Pazartesi 17:16
BM Saldırganı Cezalandırabilir (mi?) - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:41
Uluslararası Sulara Gömülen Hukuk ve İsrail Korsanlığı - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:54
Mülteci Politikalarında Yeni Riskler - 26 Mayıs 2010 Çarşamba 17:49
Derin İlişkilerde Her Yol Ergenekon’a Çıkıyor - 12 Mayıs 2010 Çarşamba 16:08
Kamu İdaresi ve Sivil Aktörlerin İnsan Haklarının Geleceğindeki Rolü - 06 Mayıs 2010 Perşembe 21:46
Özel Hayata Yıkıcı Etkisiyle Bir İhlal Uygulaması “Fişleme” - 23 Nisan 2010 Cuma 10:43
Kırgızistan: Güvenlik ve Özgürlük Arasında Kaybolmak - 09 Nisan 2010 Cuma 18:01
Sırbistan'ın Özür Dileme Siyasetinin Etkileri - 02 Nisan 2010 Cuma 12:19
Roman Açılımı ya da En Alttakilerin Sesini Duyabilmek - 24 Mart 2010 Çarşamba 13:43
İklim Mültecileri Nereye Gidecek - 17 Mart 2010 Çarşamba 10:32


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya