Değiştirilemeyen tek şey değişimdir. Değişim hayatın özü, eşyanın tabiatı ve bir yaşam dinamiğidir. Değişime direnmek tarihin akışına ve zamanın ruhuna karşı koymaya çalışmak kadar boşuna bir gayrettir. Çünkü sonucu kesin yenilgidir. Hayatı durduramaz, zamanı frenleyemezsiniz. Hergün güneş yeniden doğar, dünya yeniden kurulur, hiçbir seher diğerine benzemez, hergün yepyeni ve taze bir başlangıçtır.
Yaradılış, diriliş, yenilenme, yeniden yapılanma ve ölüm... iç içe birbirini izleyen bir diğerini hazırlayan gelişmeler hayatı oluşturur. Yani hayat değişimdir.
İnsanlar, toplumlar ve ülkeler için değişim, bir küresel gerçekliktir. “Change” sihirli sözcüğü Amerika’yı sarstı. Obama’yı Başkanlığa getiren ve 40 yıllık Japon liberal iktidarı alaşağı eden hep değişim rüzgârıdır. Toplumları dönüştüren, büyük inkılâpları hazırlayan, ekonomiden siyasete, eğitimden teknolojiye, yaşam biçiminden, küresel dengelere kadar herşey yeniden tanımlanıyor. Statükolar sarsılıyor, algılar farklılaşıyor, tabular yıkılıyor, ezberler bozuluyor, önyargılar sorgulanıyor... Yaşama hakkı, özgürlükler, temel insan hakları, insani değerler her geçen gün yükselen toplumsal kıymetler olarak dünyayı etkiliyor. Sonuç olarak değişim evrensel bir süreç olarak işliyor ve dünya dönüyor, dönüşüyor. Türkiye’de bu gezegende bulunuyor. Biz de dünya ile birlikte dönmek durumundayız. Değişim, yenilenme, yeniden yapılanma ve açılımlar kaçınılmaz; ancak yönetilebilir. Değişim; akılla, bilgiyle, soğukkanlılıkla gelişme, ilerleme, atılım, refah, barış, kalkınma ve istikrar rotasında yönlendirilebilir.
Türkiye son on yıllık periyotta statüko ile değişimin mücadele arenası oldu. Çok şey değişti daha da değişecek. Bu demokratik değişim süreci halkın iradesiyle, onun gücü ve talebiyle sürdürüldü. Olmaz denen şeyler oldu. Halkın değerleri, daha ileri bir demokrasi öncelik kazandı. Kürt açılımı, Alevi açılımı, Ermeni açılımı, Kıbrıs açılımı, başörtüsü açılımı, dış politika açılımları bu dönemde gündeme geldi. Bunların hepsi birden demokratik değişim sürecinde yaşanan “Demokratik Açılımlar” olarak nitelendirilebilir. Gündemin en sıcak açılımı ise “Kürt Açılımı”. AB sürecinde, demokratikleşme hedefinde, temel haklar ve özgürlükler kapsamında bu açılımlar Türkiye’nin acil ihtiyacı. Hele de çeyrek yüzyıldır bu ülkeye maddi ve manevi büyük bedeller yükleyen bu yakıcı ve yıkıcı sorunu çözmek için çok önemli. İç ve dış konjonktür müsait ve ciddi bir toplumsal destek varken üstelik bu kadar büyük bir beklenti yaratıldıktan sonra Türkiye bu açılımını cesaretle ama dikkatle sonuçlandırabilmelidir.
Türkiye’de çok boyutlu bir değişim dinamiği var. Türkiye değişiyor, yenileniyor ve yeniden yapılanıyor. Artık “Yeni Türkiye” gerçeği var. Demokratik değişim devam ediyor ve statükoyu sarsan açılımlar yaşanıyor. Ergenekon davasında ortaya çıkan bütün gerçekler Türkiye’nin nasıl bir derin kumpasta olduğunu belgelendiriyor. Eğer böyle bir dava ile Türkiye kendisiyle yüzleşmeseydi bu açılımların hiçbirinin sözü bile edilemezdi. Bu süreç ülkenin başına yıkılırdı. Alevi çalıştayları, Ermenistan’a yakınlaşma, Kıbrıs’ta çözüm iradesi, dış politikada yeni vizyon ve Kürt açılımı devam eden değişim sürecinin basamaklarını oluşturuyor. Konjonktürel değil hayatın akış trendine uygun gelişmeler, kalıcı ve geri dönülemez süreçler...
Açılım paketi açıklanmadan bu konuda kesin şeyler söyleyebilmek de mümkün görünmüyor. Elbette Türkiye’nin varlık sebebi olan, korunması gereken çizgileri ve değerleri var. Sorun çözerken sorunlar üretmekten sakınmak gerekir. Bu süreci serinkanlı, dikkatli ve bilgiyle götürmek gerekiyor. Türkiye’nin devlet geleneği ve tecrübesi, medeniyet iklimi, kültür ve moral zenginliği bunu taşıyacak olgunluktadır. Türkiye bir taraftan evinin içini düzenlerken diğer taraftan çevresini ve bölgesini de aynı çabanın içinde değerlendirmelidir. Türkiye’nin çözeceği her sorun sadece kendinin değil komşularının, bölgenin ve dünyanın sorunlarıdır. Bunu başarabilen bir Türkiye, büyük devlet vizyonuyla halkını, vatandaşını barış, refah ve huzur iklimine taşıyacak, tarih ve kültür coğrafyasına yepyeni ufuklar açacak ve örnek olacak, liderlik yapacaktır. Bu yeni Türkiye misyonudur. Türk ve İslâm dünyası bu Türkiye’ye özlem duymaktadır. (Ekim 2009)