23-24 Ekim’de, Kahire’de Al-Ahram Politik ve Stratejik Çalışmalar Merkezi ve Youm Al-Sabea (Yewm el Seb’a) Stratejik Araştırmalar Merkezi ile Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) ortak organizasyonlarla; “Demokratikleşme ve Türkiye ve Mısır’daki Hukuki Anayasal Değişiklikler” ile “Mısır ve Türkiye’de Demokratik Dönüşümler: Karşılaştırmalar ve Dersler” başlıkları ile iki ayrı konferans düzenlendi. Üç düşünce kuruluşundan 25 katılımcının yer aldığı programlara Mısır medyası ve entelektüelleri büyük ilgi gösterdi. Mısır ve Türkiye’de Demokratik Değişimin Dinamikleri, Din-Demokrasi ve Sekülerizm, Anayasa ve Yargı Reformu başlıkları altında 8 ayrı oturum gerçekleştirildi. Yaklaşan seçimlerle Mısır’ın girdiği yolun ve genel olarak Arap Baharının ve bölgemizdeki yeni İslam dünyasındaki değişimin nasıl algılandığı nedenleri, sonuçları ve geleceği üzerine çok faydalı mütalaalar serdedildi. Toplantıları izlerken içimden geçirdiğim ve oradaki dostlarla da paylaştığım değerlendirmelerimi özetlemek ve sizlerle de paylaşmak istiyorum:
Türkiye ile Mısır; ortak bir tarihi paylaşıyorlar. Ortak bir medeniyet ve kültür değerlerine sahipler. İslam kardeşliğinin yanında toplumlararası geçişlerden kaynaklanan akrabalık bağları ile de birbirlerine bağlıdırlar. Osmanlı geçmişleri ortak olan Türkiye ve Mısır’ın Osmanlı sonrası dönemde sosyo-politik ve ekomi-politik sistem işleyişlerinde de benzerlikler bulunmaktadır. Osmanlı sonrası bu deneyimlerinden karşılıklı olarak faydalanabilirler.
Hedef demokrasi, insan hakları, özgürlükler, barış ve refah ise Türkiye’nin demokrasi tecrübesi; tek parti yönetimi, demokrasiye geçiş süreci, askeri müdahaleler ve darbeler nihayet Demirel, Erbakan, Özal çizgisiyle 2002’de iktidara gelen AK Parti tecrübesi ve Erdoğan fenomeniyle Türk demokrasisinin geldiği aşama… AB süreci, Kopenhag kriterleriyle halk iradesinin güçlendiği, devletten çok halkın egemen olduğu, vesayet kurumlarının etkisini azalttığı, ordunun, yargının, üniversitelerin, bürokrasinin yani statükonun kırıldığı “Yeni Türkiye” ve değişim süreci.
Artık toplumun sosyal, siyasal ve ekonomik olarak değişim ve dönüşümünün yaşandığı yeni siyasetin, yeni ekonomik sistemin, yeni toplumsal yapının geliştiği bir yeniden yapılanma dönemi. Nihayet Yeni Anayasa ile taçlanacak Yeni Türkiye gerçeği.
Ekonomik kalkınmasıyla, yenilenen siyaset kurgusuyla, yükselen uluslararası profiliyle, demokrasi ve İslam’ı birarada yaşatma başarısıyla Türkiye; İslam dünyası için bir ilham kaynağı olabilir. Türkiye tecrübesi Mısır’ın geleceği için derslerle doludur. Aynı sebepler, aynı sonuçları doğuracağı için öğretici sonuçlar çıkarılabilir. Ancak, demokrasi için tek bir formül, tek bir yol haritası yoktur. Her ülkenin özel şartları demokratik gelişim sürecinin aşamaları, zaman ayarı ve olgunlaşması farklı yollar izleyebilir.
Hak talepleri, temel insan hakları ve özgürlükleri, demokrasi; çağımızda insanlığın ortak değeri, ihtiyacı ve hedefi halindedir. İnsanlık kendi öz moral-kültürel değerlerinin yanında halkın iradesiyle kendi yöneticileri ve geleceğini belirlediği demokrasi, kalkınmanın, barış içinde birarada yaşamanın, refahın, insan onuruna yaraşan bir toplumsal düzen kurmanın başlıca çaresi ve çözümü olarak dünyaca kabul görmektedir. Demokrasi bir idealler sistemidir. Arap halklarının arayışları da bundan başkası değildir. İnsan hak ve onurunu çiğneyen, baskı rejimlerinin, otoriter kula kul eden uygulamaların, insanların geleceğini çalan, hürriyetlerini kısıtlayan, insanca yaşama şartlarını yok eden, onu yoksullaştıran, fakirleştiren, sömüren ve tüketen baskılara isyan ediyorlar. Öyleyse kendi demokrasilerini dünya tecrübeleriyle inşa edecekler, onu olgunlaştırarak hayat tarzı ve yaşama kültürü haline getireceklerdir.
Bu 10-20-30 yıl alabilir. Ancak Mısır Cumhuriyeti demokratikleşecektir. Bunun yolu meşakkatlidir, uzun ince bir yoldur. Bir anayasa düzeni, halkın seçtiklerinin ülkeyi yönettiği yeni bir dönem. Ancak demokrasinin 100 m koşusu değil bir maraton olduğunu unutmamak gerekiyor.
Burada din-devlet, din-demokrasi ilişkisi, laiklik ve sekülerizm kavramaları çok ayrı bir tartışma konusudur. İslam toplumlarının kültürlerinde diğer inançlara saygı, tolerans, nihayet “Leküm Diniküm veliyedin” anlayışı vardır. Bu çok inançlı, çok kültürlü, farklı etnik, mezhebi kimliklerden oluşan toplumların barış içinde birarada yaşamak için gereken hoşgörü ve uzlaşma kültürünü ortaya koymaktadır. Ancak dünya deneyimlerinden ve Türkiye’nin bugün geldiği noktadan alınacak ciddi sonuçlar olduğunu da söylemeliyiz.
Seçim, anayasa, demokrasi, barış, refah, insani değerlerle gelişim hepimizin ihtiyacı ve parolamızdır. Türkiye halkı bu onurlu mücadelesinde Mısır halkının yanındadır. Desteğiyle, bilgisiyle, tecrübesiyle, duasıyla…