İsrail’in Mavi Marmara saldırısı, Türkiye’ye savaş için çok ağır bir tahrik olmuştur. Kıbrıs Rum kesiminin Doğu Akdeniz’de bir ABD şirketine, İsrail’in güvenlik desteğini alarak petrol ve doğalgaz çıkarmak için platform kurarak çalışmalara başlaması toplumlararası barış görüşmelerini yürüten KKTC üzerinden Türkiye’ye karşı açık bir provokasyondur. Bu bağlamda Doğu Akdeniz’de İsrail’in askeri hareketliliği bir başka meydan okumadır.
6 aya yakın bir süredir kendi halkını öldüren Suriye yönetiminin giderek artırdığı şiddet ve katliam 850 km sınırı olan ve akrabalık bağları bulunan Türkiye için büyük bir çatışma riski taşımaktadır. Bu risk her geçen gün artıyor.
Öncelikle komşu ve çevre ülkelerden desteklenen, Türkiye’nin başının belası olan PKK terörünün tırmandırılarak, istikrarın bozulması, iç barışın sarsılması ve çatışma sürecinin sürdürülmesi Türkiye’yi içeriden durdurma ve engelleme amacını taşıyor.
Özetle uluslararası profili giderek yükselen, bölgesel güç statüsünden ekonomik, siyasi, diplomatik, yumuşak gücüyle uluslararası kurallar ve değerler üzerinden giderek küresel aktör durumunu kuvvetlendiren Türkiye’nin dışarıdan ve içeriden önünü kesebilecek riskleri ve engelleri bulunmaktadır.
Yükselen ülkeler etrafına rahatsızlık verirler. Türkiye tam da böyle bir süreci yaşamaktadır. İçeriden ve dışarıdan savaşa, meydan okumalara ve tahriklere uğruyor. Türkiye sabırlı ve dikkatli davranmalı, savaştan ve çatışmadan sakınmalıdır. Bunun yolu ve aracı, barış ve diplomasidir. Bu aşamada Türkiye durdurulmazsa sonra hiç durdurulamaz. Türkiye; İsrail, Rum ve diğerlerinin tahrik ve provokasyonlarına gelmemelidir. Aksi hal Türkiye’nin doğal yükselişini durdurur. Çatışan ve savaşan ülkeden herkes kaçar. Barışçı ve istikrarlı ülkeye herkes yaklaşır. Güveni artmış, özgüveni patlamış olan Türkiye’nin bu ruh hali riskli ve yanıltıcı olabilir. Türkiye gücünün sınırlarını bilerek bu süreci çok iyi yönetmelidir.
Devletin değil toplumun, halkın etkili olduğu bir dönem yaşanıyor. Gerginlik artarsa demokratik, barışçı ve ekonomik kalkınma önceliklerimizi kaybederiz. Türkiye yumruk mesafesine girmemelidir. Kaybedeceklerimiz muhataplarımızdan çok daha fazladır.
“Kontrollü gerilim politikası” uyguluyoruz, devam edelim. Ancak yumuşak gücümüzü daha etkin kullanmalıyız. Mücadeleyi siyasetle, diyalogla ve diplomasiyle daha etkili sürdürmeliyiz. İsrail’den de hiç kimseden de “korkuyor” görüntüsünü vermeden süreci stratejik akılla ve siyaset becerisiyle yönetmeliyiz. On yıl böyle götürebilirsek sonra zaten kimse bize yan bakamaz ve kötü niyetini ortaya koyamaz.
Türkiye gücünün büyüklüğünü ve potansiyelini bilerek muhatap ve rakiplerini stratejik bir akılla ve basiretle belirlemelidir. Fil’in karıncaya saldırması ne kadar anlamsız ise Türkiye’nin Kardak Kayalıkları için Yunanistan’la ya da Mavi Marmara için İsrail’le savaşması o kadar anlamsızdır ve Türkiye’nin gücünü harcayan, potansiyelini tüketen ve onu küçülten sonuçlar doğurur. Türkiye, kendi sıkletinde ve kalibresindeki güçleri dikkate alarak politikalarını hazırlamalıdır. Büyük düşünmeli, taktik değil stratejik hedefler için planlar yapabilmelidir.
Yumuşak gücü, tarih, coğrafya ve kültür çevresi, medeniyet derinliği Balkanlar, Kafkaslar, Avrasya, Ortadoğu ve Afrika havzalarına uzanmaktadır.
Arap Baharı’nın, Yeni Ortadoğu’nun ve Yeni Afrika’nın geleceğinin Türkiye ilhamına, Türkiye gerçeğine göre şekilleneceğini herkes gözlemliyor. Türkiye’nin kendisinden öte bu coğrafyalar içinde tarihi bir sorumluluğu vardır. Pire için yorganı yakmayalım. Her zaman yeneceğimiz taşeronlarla ve tetikçilerle uğraşmayalım. Büyük hedefler Yeni Türkiye’nin ufkudur, geleceğidir.