İran’ın Orta Asya’da Stratejik Rakipleri (Rusya, ABD, Çin, Türkiye ve AB)
İran’ın tarih ve kültür coğrafyası ile jeopolitik etkisi arasında doğrudan bir ilişki vardır ve bu ilişki İran’da politika oluşumunun da temel paradigmasını inşa etmektedir. İran’ın yüzyıllardır siyasal eğilimlerinin merkezi olan coğrafyalar, bugünün koşullarında bizatihi hükmettikleri yerler olmasa da bu coğrafyalar her zaman hükmetmeyi düşündükleri ve kendilerinin ayrılmaz bir parçası olarak görülen topraklardır. İran tarihindeki mitolojik kahramanlar ve coğrafyalar, İranlı yönetici ve elitlerin dünyevi ideallerini süsleyen ve bugün de İranlı elitlerin zihinsel altyapısını oluşturan perspektiftir. İranlı elitler Orta Asya’yı da mitolojik kahramanları ve coğrafyalarının merkezi olarak görmektedir. İran tarihini oluşturan bu coğrafyalar, bugün tüm İranlı elitlerin zihinsel arka planında İran’ın bir parçası ve kültür tarihinin derinliğinin bir uzantısı olarak algılanır. Bu yüzden bugünkü Orta Asya coğrafyası, İranlı elitler açısından İran’ın siyasi, kültür ve medeniyet tarihinin nostaljik kalpgâhı olarak görülür.
Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya ve nihayetinde Avrasya coğrafyasında farklı stratejik eksen olmayı hedefleyen, jeopolitik ve jeostratejik konumuyla bu potansiyele sahip olan İran, Avrasya’nın kalbi olan önemli enerji kaynaklarına, jeopolitik ve jeostratejik konuma sahip Orta Asya’yı kuzey jeopolitiğinin vazgeçilemez coğrafyası olarak görmektedir. Ayrıca İran, SSCB döneminde her ne kadar siyasal ve ekonomik yapısıyla kuzeyinde Moskova’ya bağlı olan Orta Asya’yı kültürel, sosyal, dini ve tarihi dokusuyla güneyde İran medeniyet ve kültür havzasının özelikle de Horasan bölgesinin bir parçası olarak algılamaktadır.
Tahran yönetimi açısından SSCB’nin dağılması ardından Orta Asya coğrafyası, ABD’nin jeopolitik sınırlarının Rusya ile bu bölgede buluştuğu ve nihayetinde ABD’nin İran’ı kuzeyden de fiziki olarak kuşattığı bir bölgeye dönüşmüştür. SSCB’nin dağılmasının ilk yılları ve bölgede yeni devletlerin ortaya çıkmasıyla birlikte İran açısından Orta Asya, Tahran yönetiminin kuzey jeopolitiğinin savunma ve güvenlik maliyetlerini artırmıştır. İran batısında ve güneyinde uluslar arası güçlerin hedefi olan sekiz yıl boyunca savaştığı Saddam rejimiyle ilgili gelişmelere odaklandığı bu dönemde kuzeyinde yaşadığı büyük jeopolitik değişimi de öncelikle güvenlik eksenli değerlendirmiştir. Tahran, XX. yüzyıl boyunca SSCB’yi karşısına almak istemediği için tarihi ve kültürel bağlarının güçlü olduğu Orta Asya’yı gözden çıkarmışken 1991 yılında bölgede yeni oluşan jeopolitik ortamı, güvenlik kaygılarının yanında siyasi ve ekonomi izolasyonlarını kıracak yeni bir çıkış noktası olarak da görmüştür. Zira bu dönemde uluslar arası siyasetin temel konularından biri Orta Asya’da kurulan yeni devletlerin sahip oldukları petrol ve doğalgaz kaynaklarının Avrasya anakarasından ihraç edileceği güzergâhların kontrolü olmuştur. Orta Asya devletlerinin sahip olduğu petrol ve doğalgaz rezervlerinin büyüklüğüne bakıldığında tüm dünyanın Orta Asya’ya yönelmesi de daha iyi anlaşılacaktır. Zira petrol ve doğalgaz rezervleriyle bazı bölge ülkeleri dünyada ilk 10 ülke arasına girmektedir.
İran jeopolitik avantajlarını ekonomik ve siyasal yaptırımları hafifletecek uluslararası politikalara eklemlenebilecek stratejilere dönüştürmek istemiştir. Bu noktada İran’ın izlediği strateji, bölgesel yaklaşmayı hedefleyen, bölgedeki ECO ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi örgütlerle ilişkilerini en üst düzeye çıkarmaya çalışmak olmuştur.
Orta Asya İran için bölgesinde en önemli rakipleri olarak gördüğü, Türkiye ve Rusya ile ayrıldığı ve aynı zamanda birleştiği bir coğrafyadır. XVIII ve XIX. yüzyılda Osmanlı, İran ve Rus Çarlığı arasında rekabet ve savaş alanı olan Orta Asya, aslında Tahran yönetimi açısından SSCB’nin dağıldığı 1991 yılından itibaren tekrar tarihi düzlemine geri dönmüştür.
Orta Asya sınırları Rusya, Çin, Afganistan ve İran ile çevrelenmiş ve aynı zamanda Hindistan’ın da Afganistan üzerinden etkili olmaya çalıştığı, siyasi ve ekonomik açıdan yoğun ilgi gösterdiği bir bölge olarak yeni uluslar arası konjonktürde nükleer güce de sahip büyük devletlerinin ortasında yer almaktadır. İran devrim sonrası en büyük düşmanı olarak gördüğü ABD’nin bölgeye nüfuz etmesinden duyduğu kaygılarının Rusya ve Çin gibi büyük güçlerce de paylaşılmasını bir avantaj olarak değerlendirmekte ve Orta Asya’yı Rusya, Çin ve İran ekseninde bölgesel yeni oluşumların kaynağı olarak görmektedir.
SSCB’nin dağılması ardından Orta Asya, jeostratejik ve jeopolitik açıdan yeniden yapılanması, bölgede beş yeni devletin kurulması, sahip olduğu enerji kaynakları ve Asya’nın önemli geçiş noktalarıyla dünyanın en stratejik bölgesine dönüşmüştür. Bölgesel ve küresel aktörlerin güç mücadelesine sahne olan Orta Asya’da ABD bizatihi fiziki varlığıyla doğrudan, Türkiye ve Pakistan gibi bölgesel güçler aracılığıyla da dolaylı olarak bölgedeki çıkarlarını temin yoluna giden en önemli küresel güçtür. ABD, 1979 yılında Sovyetlere karşı Afgan mücahitleri destekleyerek dolaylı şekilde varlık gösterdiği Orta Asya’ya 90’lı yıllarda SSCB’nin dağılması ardından ürettiği politikalarla doğrudan müdahale etmeye başlamıştır. Daha sonraları Orta Asya ülkelerinin NATO’nun Barış İçin Ortaklık programına katılması, bölgedeki hidrokarbon rezervlerinin dünya pazarlarına açılması için ABD menşeli şirketlerin bölgedeki faaliyetleri, bölgede radikal İslamî unsurların pasifize edilmesi, SSCB’den kalan kitle imha silahlarının bu bölgeden ABD’nin karşı olduğu İran gibi ülkelere ve terör örgütlerine aktarılmaması, bölgenin uyuşturucu üssü olmaması ve bölgenin serbest piyasa ekonomisine geçmesi gibi hedefler, zamanla Washington yönetiminin Orta Asya politikalarının ana hatlarını oluşturmuştur.
ABD Kongresi’nde 1999 yılında “İpek Yolu Strateji Yasası” da onaylanarak Washington yönetiminin Orta Asya’ya yönelik stratejileri politik çerçevesine de oturmuştur.
[i] Yüzyıllarca bölgeyi elinde bulunduran SSCB’nin dağılma sürecinde çeşitli nedenlerle kısa bir süreliğine bölgeye olan ilgisini kaybeden ama çok geçmeden tekrar politik, stratejik ve askeri ilgisini Orta Asya’ya odaklandıran Rusya da Orta Asya için en önemli bölgesel aktördür. Rusya, SSCB’nin dağılmasının siyasal şokunu yavaş yavaş üzerinden atarak, 1993 yılında tekrar bölgeyi ilgi alanına dönüştürmüş ve bölgenin enerji kaynakları üzerindeki etkiliğini artırma yoluna gitmiştir. Son yıllarda küresel aktör olarak karşımıza çıkan Çin de Orta Asya’nın en önemli aktörlerinden biri olarak kabul edilmektedir. 1991 yılında SSCB ve Çin arasında Orta Asya’da üç yeni sınır devletinin oluşması ve uluslar arası sisteme dahil olmasıyla Pekin yönetimi harekete geçmiş ve Orta Asya’ya yönelik stratejik hesaplar yapmaya başlamıştır. Çin, sınırlarının güvenliği, Orta Asya enerji kaynaklarına ve yer altı zenginliklerine erişim imkanlarının sağlanması için politikalar geliştirmiştir. Bu çerçevede enerji nakil hatlarının kara, hava ve demiryolu güvenliğinin sağlanması, Pekin’in odaklandığı konular olmuştur. Özellikle de NATO’nun 2002 yılında Prag Zirvesi’nde Orta Asya’nın NATO için bölge dışı görülmediğinin ilan edilmesi ve ABD’nin 11 Eylül olayları ardından Orta Asya’da askeri varlığını artırma çabaları, Çin’i birçok açıdan ciddi rahatsız etmiş ve Pekin yönetimi Orta Asya’yla ilgili stratejik hedeflerini pekiştirme yoluna gitmiştir.
[ii]
Enerji kaynaklarına olan ihtiyacı, küresel güç olma çabalarıyla AB de Orta Asya’da varlık göstermeye çalışan bir aktör olarak algılanmaktadır. Daha çok ABD ile çıkarlarını entegre etmeyi hedefleyen ve bölgesel aktörlere yakınlaşarak Orta Asya’da politika üretmek isteyen AB, özellikle de enerji nakil hatları ve bölgenin enerji kaynaklarının batıya açılımı, demokratikleşme ve liberal ekonomi modeline ağırlık verilmesi, bölge ülkelerine ekonomik reform, devletleşme ve yabancı yatırımcıyı teşvik etme konularında maddi ve teknik yardım sağlanmasıyla ilgilenmektedir. AB, Türkiye ve ABD ile bölgenin enerji kaynaklarının batıya açılımı konusunda planlanan stratejik işbirliğine dayalı politikalarını takip ederken aynı zamanda Orta Asya’da farklı açılımları da gözden geçirmekte hatta ABD’nin karşı çıktığı İran senaryolarına da ilgi göstermektedir.
[iii] Orta Asya’da İran’ı zorlayan en önemli bölgesel aktörün Türkiye olduğu tartışılmaktadır. Türk cumhuriyetlerinden oluşan Orta Asya’da kültürel, dil ve tarihi bağlarının güçlü olduğu Türkiye’nin bölgesel ağırlığının yanında Ankara’nın ABD gibi küresel güçle bölgeye yönelik stratejik ortaklığının Tahran’ı bölgeyle ilgili politika üretmekte zorladığı, Tahran ve Ankara yönetiminin zaman zaman Orta Asya üzerinden karşı karşıya geldiği düşünülmektedir. Özellikle de Türkiye’nin 90’lı yıllarda İsrail ile de gelişen politik ilişkileri ve Orta Asya üzerine ikili işbirliği stratejileri, Tahran yönetimini kaygılandırmıştır.
[iv]
İran’ın Orta Asya’ya yönelik politikalarını etkileyen ve stratejik hesaplarına yön veren faktörlerin başında bölgeyle ilgili diğer güçlerin politikaları ve stratejik hesapları da gelmektedir. Özelikle de ABD, Rusya, Türkiye, AB ve Çin’in Orta Asya’ya yönelik ekonomi, enerji ve kültür politikalarını yakından takip eden Tahran yönetimi, rejimin getirdiği siyasal yapı, iç politik yapılanması, kurumsal ve lider profilinin yanı sıra bölgesel ve küresel güçlerin politikalarına göre bölgesel yaklaşımını belirlemektedir.
İran bölgesinde Rusya ve Çin’i, AB-ABD ve Türkiye’nin Orta Asya’ya nüfuz etme çabaları karşısında doğal stratejik ortağı olarak görmekle birlikte Pekin ve Moskova yönetimleriyle Orta Asya bağlamında stratejik açmazlar da yaşamaktadır. Tahran, Orta Asya’da yeni kurulan devletlerin Rusya ekseninden kaçışının sonucunda küresel güçlerin bölgeye çekilmesiyle birlikte, dolaylı olarak İran ve Rusya’nın karşı karşıya geldiğini de görmektedir. Ancak Tahran yönetimi SSCB’nin dağılması ardından Orta Asya’da yeni kurulan devletlerle birlikte İran’ın bölgesel ve küresel konumunun daha da önem kazandığını, Orta Asya’nın açık denizlere ulaşabileceği en uygun coğrafyanın İran olduğunu, bölgede uygulanacak doğru stratejilerle sanayi, ticaret, kalkınma ve hatta güvenlik açısından bölgesel gelişmenin yakalanabileceğine inanıyor. Ama İran bu noktada Orta Asya ülkelerinin Rusya’ya bağımlılığını azaltmak için bölgesel ve küresel güçlerle işbirliği yaparak bu güçleri bölgeye çektiğini, özellikle de ABD’nin bölgesel varlığının Tahran yönetiminin önünde ciddi engel oluşturduğunu düşünüyor.
[v] Kimi İranlı uzmanlar da, İran ve Çin arasında Orta Asya pazarları, ticari ve ekonomik ilişkiler noktasında rekabetin bölgesel ve küresel diğer rakiplerin işine yaradığını düşünmektedir. Bu doğrultuda İran’ın Orta Asya’da enerji kaynaklarına kolay ulaşabilecek en önemli enerji müşterisi Çin’i kaybetme kaygısı yaşadığı, ABD karşısında Çin ile işbirliği stratejisi peşinde olan İran’ın aynı zamanda Çin’in Orta Asya’da nüfuzunu çok da artırmaması gerektiği gibi bir açmaza düştüğü görülmektedir. İranlı uzmanlar, İran ve Çin arasında bölgede Türkçülük akımı, radikal dini akımlar, uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizmle mücadele gibi alanlarda işbirliğinin derinleştirilmesi gerektiğini vurgulamaktadırlar. İran’ın özellikle Orta Asya enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaştırılması konusunda kuzey-güney koridorunu bir an önce hayata geçirebilecek stratejiler geliştirmesi gerektiği üzerinde durulmaktadır. İran burada ABD’nin politikaları ve Orta Asya’daki varlığının İran’ın önündeki en önemli engel olduğunu ileri sürmektedir.
[vi]
İran, kuzey bölgesi Orta Asya’da jeopolitik değişimi bir yandan ticari ve ekonomik yalnızlaştırılmasının giderilmesi ve yeni çıkış yolları olarak olumlu karşılarken diğer taraftan bölgede Türkçülük ekseninde milliyetçiliğin artmasını, Hazar Denizi’nin hukuki statüsünün tartışılır olmasını, bölgede yeni enerji koridorları arayışını, bölgedeki ülkelerin ABD ile ilişkileri üzerinden bölgesel güvenlik dengelerini değiştirmelerini doğrudan üst düzey ülke güvenliği konuları olarak değerlendirmiştir. Tahran yönetimi Türkiye ve ABD işbirliği içinde Orta Asya’ya yönelik uygulanan politikaları yoğun bir güvenlik gündemine dönüştürürken, bir yandan da bölge ülkeleri arasında özellikle de Hazar Denizi sahili ülkeleriyle yeni oluşan jeopolitik durumla birlikte güven sorunları ve anlaşmazlıklar yaşamıştır. Özellikle de Türkiye ve ABD’yi bölgeye çeken Orta Asya ülkelerine yönelik İran’ın en büyük eleştirisi ise bölge ülkelerinin siyasi ve ekonomik çıkarlarını küresel ve bölgesel güçleri bölgeye çekerek temin etmek istemeleridir.
[vii]
Tahran yönetiminin bugüne kadar Orta Asya ülkelerine yönelik izlediği politikaların hedeflenen başarıyı göstermediği görülmektedir. İran dış politikasında Orta Asya’ya yönelik ortak tarih, kültür, dil ve dini mirasa vurgu yapan ve jeokültürel yaklaşımı benimseyen stratejilerin yerine daha gerçekçi yaklaşımların sergilenmesi gerektiği düşünülmektedir. İran’ın Orta Asya ülkeleriyle kalkınma odaklı dış politika yaklaşımının daha olumlu sonuçlar vereceği ve özellikle enerji alanında işbirliğini artırıcı stratejilerin, Tahran yönetimini ABD, Rusya, Türkiye, Çin ve AB gibi rakipleri karşısında daha güçlü kılacağı varsayılmaktadır.
[viii]
[iii] Ertan Efegil, “Avrupa Birliği’nin Orta Asya Politikasının Analizi: Proje Bazlı Yaklaşımdan Stratejik İşbirliği Anlayışına Geçiş”, Akdeniz İ.İ.B.F. Dergisi (16) Antalya, 2008, s. 65-82
[iv] Ali Rıza Senai, Huzur o Nufuz-i Kudrethay-i Mıntıkay-i o Fera-Mıntıkay-i Der Asyay-i Merkezi: Forsetha o Tehdidat Beray-i Cumhuriy-i İslamî İran, Faslname-i Asyay-i Merkezi o Kafkas, Sayı, 64, Tahran, 2008, s. 86
[v] Emir İbrahimi, Said Ahevan, Berresi Mevani o Rahkarhay-i Tosiey-i Revabet-i İran o Kazakistan (İran ve Kazakistan Arasında İlişkilerin Geliştirilmesi Önündeki Engellerin İncelenmesi), İran ve Orta Asya Ülkeleri İlişkilerinin Yeniden Gözden Geçirilmesi Konferansı Makaleleri, Meşhed, 2010
[vi] Huseyn Ahmedi, Hemgerayi o Vagerayi İran o Çin Der Asyay-i Merkezi (İran ve Çin Arasında Orta Asya’da Yakınlaşma ve Uzaklaşma), İran ve Orta Asya Ülkeleri İlişkilerinin Yeniden Gözden Geçirilmesi Konferansı Makaleleri, Meşhed, 2010
[vii] Zehra Ahmedipur, Tahavvulat o Çaleşhay-i Jeopolitik-i İran Der Asyay-i Merkezi Der Garn-i Bistoyekom (21. Yüzyılda İran’ın Orta Asya’da Jeopolitik Sorunları ve Gelişmeleri), İran ve Orta Asya Ülkeleri İlişkilerinin Yeniden Gözden Geçirilmesi Konferansı Makaleleri, Meşhed, 2010
[viii] Fehimeh Azmudeh, Hemkarihay-i Estratejik-i İran o Asyay-i Merkezi Ber Payey-i Seyaset-i Harici-i Tosie Mehver (Kalkınma Odaklı Dış Politika Ekseninde İran ve Orta Asya Stratejik İşbirliği), İran-Orta Asya İlişkilerini Yeniden Gözden Geçirmek Konferansı Makaleleri, Meşhed, 2010