NATO Füze Kalkanı 2010 Lizbon kararlarına göre adım adım konuşlandırılıyor. NATO ülkeleri birer birer projenin gerekleriniyerine getirmek için sıradalar. Türkiye, İspanya, Hollanda, Romanya…
Malatya’da NATO Füze Radarı
Aslında bir ABD projesi olan Füze Kalkanı 10 ay önce 18 Kasım 2010 tarihinde Lizbon zirvesinde yeni stratejik konseptin içinde NATO şemsiyesi altında üye ülkelere sunuldu. Türkiye, NATO çerçevesinde olmalı, Türkiye genelini kapsamalı, herhangi bir ülkeyi özellikle İran’ı hedef almamalı, Türkiye’nin denetimine açık olmalı… gibi şartları kabul edilince füze bataryaları ve erken uyarı sisteminden oluşan füze kalkanı kararına onay verdi. Bu kararla Malatya Kürecik’teki askeri üsse füze kalkanı alarmı görevini ifa edecek radar sisteminin konuşlanacağı 1 Eylül 2011 günü dışişleri tarafından açıklandı.
Savunma amaçlı olduğu belirtilen füze kalkanının radar unsurları, Türkiye’nin doğusundan gelebilecek olası füze saldırısını erkenden uyarı işlevini görüp, hedefine ulaşmadan füzenin imha edilmesini sağlayacak. Yani radarlar ve uydular, olası tehditleri 24 saat izleyecek, tehdit (füze) harekete geçtiğinde bunu yakalayıp, tehdidi yok edecek silahları (avcı füzeler) çalıştıracak. Harekete geçecek avcı füzeler, tehdidi hedefine ulaşamadan havada etkisiz hale getirecek. Füze Kalkanı’nın avcı füzelerine ait füze bataryaları Türkiye dışında Romanya’ya da Doğu Akdeniz’deki ABD savaş gemilerinde bulunacak. Füze kalkanı en az on yıl sürecek üç aşamalı bir proje; Türkiye şimdilik sadece I. Aşamasında yer alacak.
I. Aşama 2011 yılı: Bölgesel yani kısa menzilli füzelere karşı savunma kalkanının oluşması. SM-3 (IA) füzelerin yerleşmesi ve AN/TPY-2 mobil radarların konuşlanması.
II. Aşama (2011-2015): Orta ve uzun menzilli füzelere karşı savunma ağı kurulması.
III. Aşama (2018-2020): Kıtalararası balistik ve nükleer füzelere karşı kalkan oluşturulması.
“Soğuk Savaş” İran’a mı? İsrail’e mi?
NATO füze kalkanı kararının ve ona entegre olan radar unsurlarının Malatya’ya konuşlanacağının açıklanmasının gösterdiği reel-politik durum şudur:
- Türkiye hâlâ Batı savunma sisteminin içindedir.
- Füze Kalkanı’na “evet” kararı ulusal ve uluslararası güvenlik kaygılarıyla alınmıştır.
- İran’a dolaylı da olsa “soğuk savaş” ilanı sayılır.
- NATO ülkelerine doğudan gelecek tehdit olarak kastedilen resmen adı konmasa da İran, Rusya, Çin, Kuzey Kore’dir.
(Türkiye’nin erken uyarı radarına ev sahipliği yapmayı kabul etmesinin ardından, ABD Füze Kalkanının bazı unsurlarını Güney Kore ve Tayvan’a yerleştirmeyi planlıyor. Bu gelişmenin; “Washington’un, iddia ettiği, İran ve Kuzey Kore kaynaklı tehdidi, Çin ve Rusya’yı hedeflemek için bahane olarak kullandığını” açıkça gösterdiği yorumları yapıldı.
NATO’nun Türkiye’ye kuracağı erken uyarı radar sistemi nedeniyle İran’ın tepkisi devam ederken, Rusya, Çin ve İran’ın Türkiye’ye kurulacak radar sistemine karşı ortak füze kalkanı kurmak amacıyla görüşmeler yaptığı bildirildi. İran’da yayınlanan Kayhan gazetesinin haberi sonrasında Rusya, İran’la füze kalkanı haberini yalanladı ise de füze kalkanı üzerinden stratejik dengelerin ne kadar hassas olduğunu bu gelişmeler apaçık gösteriyor.)
- “Füze Kalkanı Projesi”nin asli hedefi İran ve İslam ülkeleri coğrafyasıdır.
- İran’ın Avrupa için bir tehdit olabileceğinin Türkiye tarafından kabul edilmesidir.
- İran füzelerine karşı dolaylıda olsa Türkiye’nin İsrail’e kalkan olması anlamına gelir.
- Türkiye’nin İran konusunda endişeler taşıdığı ve politika değişikliğine yöneldiğini gösterir.
- Dışişlerinin radar yeri olarak Malatya Kürecik’i açıklamasının İsrail’e yaptırımların ve “soğuk savaş”ın ilan edildiği güne rastlaması Türkiye’nin doğu-batı stratejik denge hassasiyetini gösterir. Aynı gün hem İsrail’e hem de İran’a biri direkt, sesli, gürültülü diğeri dolaylı, sessiz, “soğuk savaş” ilan etmiş olduk.
- Türkiye bu stratejik tercihi, istemese de konjonktürel bir zorunlulukla, reel politik durumun gereklerine dikkat ederek ve NATO üyesi olmasının icabı olarak yapmıştır.
- Karardan ve durumdan Batı memnun, İran ve İslam ülkeleri üzgün ve kaygılıdır.
- İran ve Rusya’nın başından beri direkt karşı olduğu bir silah sisteminin radar unsurlarının da olsa Türkiye’ye konuşlandırılması, ABD denetiminde yeni Atom Bombasının yerleştirilmesi anlamına gelir.
Radarlar Ne Gösterir?
Füze kalkanı kararının ve radarların yerleştirilmesi açıklamasının olumlu ve olumsuz yönleri için şunlar söylenebilir:
NATO’daki Türkiye’nin konumu üzerindeki kuşkuları gidermiştir. Kötü niyet taşıyabilecek komşularına karşı alternatiflerinin olduğunu gösterir. “Balistik füze tehdidi” algılandığını da resmen kayda geçirmiş oldu. Ayrıca komşularla “sıfır sorun” politikasının üzerinde endişeler ve güvensizlik oluştururken Türkiye’yi İran’a karşı bir cephe ülkesi durumuna getirme riski taşımaktadır. Türkiye’nin savunma ve güvenliğine katkısı tartışılırken kendi hava savunma sahasını kurmak gereğini de bir kez daha ortaya koymaktadır.
Doğu-Batı Paradoksu
Batı ile Güvenlik ve Savunma ilişkilerinin zayıflaması Türkiye’ye dış politikada bölgesel ve küresel ölçekte geniş bir serbestlik ve bağımsızlık sağladı.
Bu serbestlik ve bağımsızlık sürecinde “güvenlik” yerine “milli çıkar” öncelikli proaktif politikaların belirlediği “yeni Türkiye vizyonu” batı mahfillerinde kuşkular uyandırdı. “Türkiye’nin ekseni kaydı, Batı’ya sırtını döndü, İranlaştı, Araplaştı, Doğululaştı…” gibi analizler yapıldı. NATO ile ilişkilerde yaşanılan durumlar, füze kalkanı kararına Türkiye’nin katılması, Mısır’da “laiklik” üzerine Erdoğan’ın söylemleri “Türkiye batının bölgedeki ajanı. Arap Baharının taşeronu…” gibi yorumların yapılmasına neden oldu. Tunus, Mısır, Libya ve Suriye’de aynı yolu izleyen hak taleplerine, demokrasi ve özgürlüklere sıcak yaklaşan Türkiye “Füze Kalkanı” oyununda tavrını batıdan yana koydu. Ulusal, bölgesel ve küresel güvenlik kaygılarıyla reel politik durum dikkate alınarak bir karar alındı.
Türkiye, NATO’yu Sorguluyor ve Test Ediyor
Türkiye komşu ülkeleri hedef alacak bir füze savunma sisteminden endişe ediyor. NATO’nun bugüne kadar Türkiye için yanlış yaptıklarından ve ihtiyaç olduğu halde yapmadıklarından güven kaybı yaşıyor. Yine de NATO ve ABD ile ilişkileri germek istemiyor. Ancak ittifakı sorgulamaktan ve belli konulardan teste tabi tutmaktan geri durmuyor. Tabi ki onlarda Türkiye’yi…
Füze Kalkanı ve radar yerleştirilmesiyle ilgili olarak New York Times, “ABD’li generaller memnun” derken, Wall Street Journal, “Anlaşma İran ile Türkiye arasındaki gerilimi arttırabilir” yorumunu yapıyor. Türkiye’nin füze kalkanı içinde yer alacak olması Ankara’nın Batı’dan uzaklaştığı algısını bertaraf eder ancak İran’ın, İslam Dünyasının en öncede Türkiye kamuoyunun kaygıları nasıl bertaraf edilecek? Hangi argümanlarla izah edilecek? İsrail’e yönelik Mavi Marmara ve Filistin eksenli çıkışlar buna yeterli olur mu? Bir yanda İsrail’e açıktan salvolar diğer yan da “İran füzelerine karşı İsrail’e kalkan olmak” ithamı. İlginç ve dramatik bir paradoks değil mi?
Radar Anlaşması ve İttifakının Dokusu
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Ricciardone ABD kongresinde “Radar anlaşması ABD için olağanüstü bir başarıdır” derken Dışişleri Bakanı Davutoğlu: “sistemin zorunlu olduğunu, Türkiye’nin şartları sağladıktan sonra sisteme itiraz etmenin ittifakın dokusu ve Türkiye’nin güvenliği için sıkıntı oluşturur” dedi.
Türkiye’ye NATO füze radarları yerleştirmek çok zor bir karardır hatta bir zafiyet olarak da görülebilir. Radar İran’la istişare edilerek kabul edilmiştir. Türkiye’nin “İsrail istifade edemez” tezine ABD “hayır” dese de biz de o zaman “İran’la paylaşırız” diyebiliyoruz. Bu karar biraz da İran’ın son dönemlerde ki Suriye ve Kandil tavrına bağlı olarak alındı. İran hala halkını öldüren Suriye rejiminin en önemli destekçisi, PJAK’ı bitme noktasına getiren İran PKK’lı Kandil’de Türkiye’ye daha fazla yardımcı olması gerekiyor…
Türkiye NATO’dan Çıkmalı mı?
NATO’nun yeni stratejik konseptte tehdit algısını Yakın doğu ve Ortadoğu'ya kaydırması, İslam dünyasını kapsayan coğrafyayı hedef alırken, NATO’nun İran’a karşı İsrail ile birlikte hareket etmesi daha akla yatkın gelirken; Türkiye NATO ile nasıl devam edebilir? NATO’dan çekilebilir mi? Soruları daha sıklıkla zihinleri meşgul ediyor.
Stratejistler “ittifak” kavramını “ülkeler arasındaki mücadelenin barış ortamında devam etmesi” olarak da tanımlıyorlar. Uluslararası kuruluşlarda Türkiye’nin tek veto hakkı bulunan kuruluş NATO’dur. Bugünkü konjonktürde Türkiye’nin NATO’da olmasından İran memnun olmalı…
“Türkiye’nin NATO’dan ayrılması” Türkiye kadar Batı’nın da göze almakta zorlanacağı bir durumdur. Türkiye NATO’yu sorgulayabilir, her kararında batı ile ahenk içinde hareket etme gereksinimi duymayabilir, ittifakı zaman zaman uyum testine tabi tutabilir hatta NATO içerisinde bazı hallerde gerilime ve krize neden olabilir ancak tavrı, ittifaka bağlılık ve kendi çıkarlarını gözetmek arasında akıllı bir dengeye işaret ediyor ve üyelikten mümkün olduğunca faydalanmaya çalışıyor. Bu şartlarda NATO’dan çıkmak Türkiye’ye de bölgesine de bir şey kazandırmaz. Alternatifi olmadan, gerekli reel politik stratejik dengelerin oluşacağı zamanı görmeden böyle bir karar macera olur.
Sonuç
Günümüzde Türkiye, NATO üyeliğini bölgesel ve küresel çok kapsamlı savunma ve güvenlik politikasının sadece bir parçası olarak görüyor. Bölgesel güç olmanın yanında küresel politikalarda etkin rol oynama arayışında olan “Yeni Türkiye”nin siyaseti sonuç olarak her zaman NATO’nun diğer üyelerinin çoğuyla paralellik arz etmiyor. Ancak NATO’daki uyumu ve örgütün etkinliğini azaltan faktör Türkiye değil. Bu ortamda Türkiye’nin çabası; NATO’daki pozisyonunu kendi hedef ve amaçlarını daha iyi gerçekleştirecek şekilde güvence altına almaktır. Kırmadan, dökmeden uluslararası bir sorumlulukla, hukuk ve meşruiyet içinde kalarak yeni Türkiye kendini yeni Ortadoğu’ya ve Yeni Dünya’ya hazırlıyor…