ENGLISH
23.05.2012
15.09.2011 18:17


Selvet Çetin
SDE Uzmanı
scetin@sde.org.tr
CV

Palmer Raporu: BM Gözetiminde Hukuk İstismarı

 

                   
2010 yılında Gazze’ye yardım götürmek üzere yola çıkan uluslararası sivil yardım konvoyuna İsrail güçleri tarafından düzenlenen baskın sırasında 9 Türk yardım gönüllüsünün Mavi Marmara gemisinde öldürülmesiyle sonuçlanan olay ve uluslararası hukuka aykırı olarak gemilere el konulması karşısında Türkiye’nin başlattığı hukuk mücadelesinin önemli ayaklarından birini oluşturan BM raporu tam bir hayal kırıklığına yol açmıştır.
 
02 Ağustos 2010 tarihinde BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un talimatıyla oluşturulan soruşturma komisyonunda iki bağımsız üye olarak eski Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe ve eski Yeni Zelanda Başbakanı Geoffrey Palmer’in yanı sıra İsrail tarafından eski dışişleri diplomatı Joseph Ciechanover ve Türkiye adına eski dışişleri müsteşarı Özdem Sanberk yer almıştır. Çalışmalarını 2011 Temmuz ayı sonlarında tamamlayan komisyon, başkan Palmer’in ismi ile anılan raporun açıklanması, çeşitli diplomatik gerekçeler gösterilerek tam 3 kez ertelenmiştir. Bu ertelemelerin en önemli iki nedenini ise Mavi Marmara cinayetlerinden dolayı Türkiye’nin İsrail yönetiminden beklediği özür ve tazminat talepleri oluşturmuştur.
 
Fakat Türk tarafının beklediği siyasi özür ve tazminat talepleri konusunda bir ilerleme sağlanamaması üzerine İsrail raporun 6 ay süreyle açıklanmasının yeniden ertelenmesine yönelik talepte bulunsa da Türkiye bu talebi reddetmiş ve böylece oyalama taktiklerine nokta konulmuştur.Ancak BM yetkilileri tarafından henüz açıklanmayan raporun içerdiği bilgilerin New York Times gazetesine sızdırılmasıyla Türk-İsrail ilişkilerinde tarihi bir kırımla süreci de başlamıştır.
 
Palmer Raporu olarak ta bilinen yaklaşık 100 sayfalık BM Soruşturma Komisyonu Raporunda Mavi Marmara baskını ve diğer yardım gemilerine yapılan saldırılarla ilgili olgular değerlendirilerek her iki ülkeye yönelik tavsiyelerde bulunulmaktadır. Raporun içerdiği bulgu ve sonuçların hukuki bir bağlayıcılığı bulunmamasına rağmen BM adına hazırlanmış olması başlı başına bir anlam taşımaktadır.
 
Rapordaki Başlıca Sorunlar
 
Palmer Raporunda göze çarpan temel yaklaşıma göre İsrail’in Gazze’ye uyguladığı deniz ablukası meşru olarak kabul edilmekte ve bu abluka İsrail’in güvenliği açısından gerekli görülmektedir. BM tarafından hazırlanan bu rapor, deniz ablukasıyla Gazze’ye silah girişinin engellenmesini ise haklı bir güvenlik önlemi olarak nitelendirmekte ve bu engellemeyi uluslararası hukuka uygun bulmaktadır.
 
Raporun "Uygulanabilir Uluslararası Hukuk Prensipleri" başlıklı bölümünde Gazze’nin hukuki durumuna hiç değinilmeden İsrail tarafından uygulanan deniz ablukasının nasıl olup ta yasal ve meşru kabul edilebildiğini anlamak son derece zordur. Ayrıca Gazze’deki insani durum ve İsrail’in yol açtığı insan hakları ihlallerine hiçbir atıfta bulunmayan raporun insan hakları diline olan uzaklığı, bu metnin BM gözetiminde hazırlandığına inanmayı güçleştirmektedir.
 
Palmer Raporu’nun, kimi uluslararası belgelerde yer alan hükümleri İsrail’in yararına kullanma beceriksizliği dikkatlerden kaçmadığı gibi bu hükümlerin uygulanması için gerekli olan koşullara değinmekten kaçınması tam bir hukuk istismarını göstermektedir. Örneğin beşinci paragrafta belirtilen ve Türkiye ile İsrail’in taraf olmadıkları 1982 tarihli Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 110. maddesine göre; “Belirli koşullarda savaş gemilerine yabancı bayraklı gemilere müdahale hakkı tanınması, ancak köle ticareti, deniz korsanlığı veya tabiiyetsiz gemiler için geçerli bir uygulama iken” yardım filosuna müdahale asla bu kapsamda değerlendirilmemelidir.
 
Raporun ilerleyen bölümlerinde ise Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 88. maddesine dayalı olarak açık denizlerde güç kullanımına hangi hallerde yasak getirileceği anlatırken, sözleşmenin 301. maddesine atıfta bulunularak “"Herhangi başka bir devletin siyasi bağımsızlığına veya toprak bütünlüğüne karşı güç kullanmak veya tehdit etmekten" kaçınılması gerektiği hatırlatılmaktadır. Bu ifade ile Palmer Raporu Gazze’yi İsrail’in bir parçası olarak görmekte ve yardım filosunun da İsrail’in toprak bütünlüğüne karşı güç kullanmaya çalıştığını ima etmektedir. Palmer Raporu’nun İsrail tarafından uygulanan Gazze ablukasını ısrarla savunması ve “Uluslararası bir çatışma durumu olduğu sürece” meşru olduğunu belirtmesi, insan hakları hukukuna tamamen aykırı bir durumdur. Ortada uluslar arası hukuk kurallarını keyfi olarak ihlal eden bir devlet ablukası ve ablukanın BM tarafından meşru olarak görülmesi gibi son derece ciddi bir sorun bulunmaktadır.
 
Palmer Raporundaki bir diğer önemli ayrıntı da insani yardım filosunu organize eden uluslar arası sivil toplum çevrelerinin “Amaçları ve faaliyetleri açık olmayan şüpheli unsurlar” olarak ele alınmasıdır. Rapor, her ne kadar yardım gönüllülerinin büyük bölümünün şiddet yanlısı olmasalar da Gazze ablukasını kırmak amacıyla hareket ettiklerini vurgulayarak filo yöneticilerini sorumsuz hareket etmekle suçlamaktadır. Oysa yardım filosu düzenleyicileri, yola çıkmadan önce asla şiddet kullanmayacaklarını ve amaçlarını detaylı olarak uluslararası kamuoyu ile paylaşmışlardır. Dolayısıyla hukuka aykırı biçimde uygulanan deniz ablukasını barışçıl eylemlerle kırmaya çalışarak Gazze’ye yardım ulaştırmak, insan hakları hukuku bakımından meşru ve haklı bir eylem olarak görülmektedir. Goldstone Raporu ile birlikte BM tarafından birçok kez ifade edilen görüşler, Gazze’deki insan hakları durumunu açıkça yansıtmasına rağmen Palmer Raporu bu gerçekleri dikkate almamaktadır.
 
Bununla birlikte uluslararası sularda seyreden yardım filosuna İsrail güçlerinin orantısız ve büyük bir güçle müdahale etmesini aşırı bir eylem olarak gören rapor, şiddet içermeyen yöntemlerin kullanılarak kan dökülmeden sorunun pekala önlenebileceğine değinmektedir. Yardım filosunun İsrail güçleri ile karşı karşıya gelmemeleri için Türk makamlarınca daha fazla uyarılması gerektiği halde bunun yapılmadığını iddia eden Palmer Raporu, Mavi Marmara baskınına katılan İsrail askerlerinin yolculara ateş açmasını meşru müdafa hakkının bir parçası olarak nitelendirirken, aşırı güç kullanımı sonucu yaşanan ölümleri ise kabul edilemez bulmaktadır. Bu bağlamda dokuz kişinin öldürülmesi ve çok sayıda sivilin yaralanması ile sonuçlanan baskın ile ilgili olarak komisyona sunulan delillere karşılık İsrail tarafının yeterli ve tatmin edici bir açıklama yapamadığının altı çizilmektedir. Palmer Raporunun bu konudaki görüşleri, yaşanan olayların gerçek boyutlarını tam olarak yansıtmadığı gibi İsrail askerlerinin saldırısını meşru müdafaa kavramı ile ilişkilendirerek yaşanan hukuksuzluğun faturasını yardım gönüllülerine çıkarmaya çalışmaktadır.Mavi Marmara gemisine ateş açan İsrail askerlerine karşı kendilerini korumaya çalışırken öldürülen sivillerin yaşam hakkının açıkça ihlal edilmesini Palmer Raporu görmezden gelmektedir.  
 
Raporun tavsiyeler bölümünde ise ilgili taraf devletlerin uluslararası barış ve güvenliğin korunması amacıyla benzer bir olayın tekrarlanmasından özenle kaçınmaları istenmektedir. Deniz ablukasını uygulayan devletin insani yardımlara saygı göstermesi tavsiye edilirken, yardım kuruluşları da her türlü güvenlik tedbirine saygılı davranmaya davet edilmektedir. Benzer şekilde insani yardım taşıyan gemilerin istendiği takdirde rotalarının değiştirilmesi veya durdurularak denetimlerinin sağlanması gibi birtakım güvenlik önlemlerine uymaları önerilmektedir. Rapor şu çarpıcı ifadelere yer vermektedir. “Hukuka uygun şekilde uygulanan deniz ablukasını kırmaya çalışmak, yardım gemilerini ve bu gemilerde bulunan sivilleri zora sokacaktır” Dolayısıyla Palmer Raporu’ndaki bu ifadelerden anlaşılacağı üzere komisyon İsrail’in Gazze ablukasını hukuka uygun bulmaktadır. İsrail yönetimine açık denizlerdeki seyrüsefer özgürlüğüne engel olmayacak biçimde deniz ablukasını belli periyotlarla gözden geçirmesi tavsiye edilmekte ve mutlak bir zorunluluk olmadıkça kuvvet kullanılmaması istenmektedir.Raporda ayrıca İsrail BM Güvenlik Konseyinin 1860 sayılı kararına uygun davranmaya çağırılmaktadır.[1]
 
Türkiye’nin Beklentileri Açısından Palmer Raporu
 
BM Gözetiminde hazırlanan soruşturma komisyonu raporuna başından beri destek olan ve açıkçası çıkacak raporun uluslararası hukuk ve insan hakları ilkelerine göre şekilleneceğini hesaplayan Türkiye büyük bir hayal kırıklığına uğramıştır. Zira siyasi ilişkilerin normalleşme aşamasına gelebilmesinin şartlarından biri olan özür dilenmesi konusunda rapor herhangi bir öneri getirmezken, komisyon yalnızca olayın sonuçları nedeniyle İsrail tarafının üzüntülerini ifade etmesini yeterli görmektedir. Diğer taraftan iki tarafın kabul edeceği bir tazminat miktarı üzerinde anlaşılmasını sağlayacak ortak bir fon kurulması, ölen sivillerin yakınlarına ve olayda yaralanan kişilere tazminat ödenmesi tavsiye edilse de İsrail’in bu konudaki tutumu negatiftir.
 
Rapordaki bulgular genel olarak Türkiye’nin ileri sürdüğü argumanlarla örtüşmemektedir. Türkiye İsrail tarafından Gazze’ye yönelik uygulanan deniz ablukasının hukuka aykırı olduğu görüşünü ısrarla savunmasına rağmen, BM Raporu İsrail ablukasını meşru göstererek büyük bir hukuk trajedisine neden olmuştur. Her ne kadar raporun bazı bölümlerinde İsrail’e yönelik eleştiriler bulunsa da bu eleştirilerin dozu oldukça sınırlı tutularak hafifletilmekte ve genel olarak askeri eylemlerin idaresi tenkit edilmektedir. Ya yoksa rapor, yardım filosuna müdahaleyi prensip olarak doğal karşılamaktadır.
 
Raporda dikkat çeken bir diğer ayrıntı da, ileride yapılacak yardım çalışmalarının İsrail’in denetiminde olması gerekliliğinin ifade edilmiş olmasıdır. BM gözetimindeki bir raporda yer alan bu ifadeler tam bir hukuk faciasını yansıtmaktadır. İnsani yardım faaliyetlerinin işgalci bir devletin kontrolünde yapılmasını savunmak ne ahlaken, ne vicdanen ve ne de hukuken kabul edilemez.
 
Türkiye’nin Lahey Adalet Divanı ve UCM Başvurusu
 
Türkiye BM Raporu’nun basına sızmasıyla birlikte İsrail’e karşı bir dizi yaptırım kararı alarak uygulamaya sokmuştur.Bu yaptırımlardan biri de İsrail’in uluslararası hukuku ihlal eden uygulamalarına karşı Lahey Adalet Divanı’na başvurulmasıdır. Bilindiği gibi Divan’dan İsrail aleyhine bağlayıcı sonuç doğuracak bir karar alabilmek ancak İsrail’in bu nitelikteki davalarda Divan’ın yetkisini tanıması ile mümkündür. İsrail Türkiye ile ihtilaflarında Divana bu tür bir yetki vermediğine göre hukuken bağlayıcı bir karar almak güçtür.Bununla birlikte Türk Hükümetinin izlemeyi düşündüğü ikinci yol çok daha makul ve sonuç alıcı niteliktedir.
 
Türkiye hem Gazze ablukası ve hem de Mavi Marmara cinayetlerine ilişkin Divan’dan danışma görüşü alma hakkına sahiptir. Bunun için BM Genel Kurulu kararı ile Divan’a soru sorularak danışma görüşünün çıkması sağlanabilir. Aslında BM Genel Kurulundan danışma görüşü doğrultusunda bir karar alınmasıyla bu talep BM Genel Kurulu talebine dönüşmüş olacak ve bu tür bir davada isteyen tüm devletler görüşlerini beyan etme fırsatı elde edeceklerdir. Danışma görüşleri bağlayıcı olmamakla birlikte Gazze ablukasının hukuken geçerli olmadığına dair bir karar çıkması halinde, İsrail uluslararası toplum karşısında çok zor durumda kalacaktır.Divan tarafından ablukanın gayrı meşruluğu ilan edildiği taktirde İsrail’e karşı yeni hukuk davalarının açılması ve uluslararası kamuoyu baskısının artması mümkün olacaktır.
Diğer önemli bir hukuki mücadele yöntemi olarak, Türkiye’nin konuyu Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) taşıması mümkündür. Bu durumda İsrail Hükümeti UCM’nin yargı yetkisini tanımamasına rağmen BM Güvenlik Konseyi kararı ile soruşturmaya dahil edilebilir. Mavi Marmara gemisinin Komor Adaları’nın bayrağı taşıması açılacak dava için oldukça önemlidir. Zira Komor Adaları UCM’ye taraf bir devlettir ve Türkiye Komor Adalarını ikna ederek bu devletin UCM’ye başvurmasını sağlayabilir. Şayet bu yol izlenir ve Komor Adaları zarar gördüğü gerekçesiyle UCM’ye devlet başvurusu yaparsa, UCM Savcısı Mavi Marmara’ya saldırı emri veren tüm siyasi liderler hakkında iddianame hazırlayabilir.
Sonuç olarak; BM Palmer Raporu’nun geçmişte yayınlanan benzerleri gibi İsrail’in güvenlik ve çıkarlarını tüm hukuk kurallarının üzerinde gören ve önceleyen yaklaşımını sürpriz karşılamamak gerekir. Komisyon üyelerinin siyasi kişiliklerine bakıldığında da bu raporun tarafsız ve adaleti esas alan bir rapor olarak çıkabilmesi oldukça güçtür.Başkan Palmer böylesi uluslararası öneme sahip bir konuda yeterli donanıma sahip değildir.Diğer bağımsız üye Kolombiya eski Cumhurbaşkanı Uribe’nin ülkesinde görev yaptığı dönemdeki ürpertici insan hakları ihlallerini ve İsrail'le kurduğu yakın ilişkileri bilmeyen yoktur.Dolayısıyla raporun (Özdem Sanberk’in düştüğü şerhler dışında) İsrail tezlerini haklı çıkarmak için çırpındığını görmemek mümkün değildir.
 
Türkiye’nin bundan sonra atacağı adımlar uluslararası insancıl hukukun egemenliği ve siyasi müdahalelerden arındırılmasını sağlamaya yönelik olmalıdır. Bu çabayı anlamlı hale getiren ise Palmer Raporu gibi “yok hükmünde” görülmesi gereken sözüm ona BM raporlarının acıklı durumudur.

 


YAZARIN TÜM YAZILARI
Üçüncü Putin Döneminde Kafkasya Sorunu - 13 Mayıs 2012 Pazar 17:44
Makedonya’da Etnik Kriz Nasıl Aşılabilir? - 25 Nisan 2012 Çarşamba 14:34
Şiddeti Önlemedeki Rolü Açısından 6284 Sayılı Yasa - 26 Mart 2012 Pazartesi 09:28
Ortadoğu’da “Balkanlaşma” Riski - 13 Mart 2012 Salı 17:12
Devlet Denetleme Kurulu Raporundaki Dink Davası - 29 Şubat 2012 Çarşamba 14:42
4.Bağımsızlık Yılında Kosova’nın Sorunları - 17 Şubat 2012 Cuma 17:28
Suriye Ateşi Bölgeyi Sararken - 13 Şubat 2012 Pazartesi 10:29
Hukukun Normalleşmesi - 09 Ocak 2012 Pazartesi 09:22
Uludere Faciası: Kontrolsüz Güç, Güç Değildir - 02 Ocak 2012 Pazartesi 13:47
2012 Yılında Balkan Üçlü Mekanizmasından Beklentiler - 29 Aralık 2011 Perşembe 18:51
Sarkozy Gemileri Yaktı mı? - 20 Aralık 2011 Salı 17:50
Geçmişle Yüzleşmenin Kuralları - 08 Aralık 2011 Perşembe 17:56
Balkanlarda Arnavut-Sırp Restleşmesi - 27 Kasım 2011 Pazar 22:20
Sivilleşme Aracı Olarak Vicdani Ret - 21 Kasım 2011 Pazartesi 09:07
Arap Baharının Adalet Arayışına Etkisi - 27 Ekim 2011 Perşembe 15:44
İlerleme Raporu: AB Cephesinde Yeni Bir Şey Yok - 20 Ekim 2011 Perşembe 10:51
Makedonya Ziyareti ve Bulgaristan Gerginliği - 06 Ekim 2011 Perşembe 08:51
Bağımsız Filistin Rüyasını Gerçekleştirmek - 19 Eylül 2011 Pazartesi 13:15
Palmer Raporu: BM Gözetiminde Hukuk İstismarı - 15 Eylül 2011 Perşembe 18:17
Mülklerin İadesi: Azınlık Haklarında Önemli İlerleme - 30 Ağustos 2011 Salı 01:21
Ses Kayıtları ve Silahlı Kuvvetlerin Denetimindeki Zorluklar - 26 Ağustos 2011 Cuma 17:39
Suriye’de Sona Yaklaşırken - 09 Ağustos 2011 Salı 14:40
Kosovalı Sırpların Ateşle Dansı - 01 Ağustos 2011 Pazartesi 16:18
İlerleme ve Gerileme Arasındaki Sırbistan-ABD İlişkileri - 22 Temmuz 2011 Cuma 09:32
Yunanistan-İsrail İttifakı: Doğu Akdeniz’de Güç Gösterisi mi ? - 12 Temmuz 2011 Salı 09:12
Boykot ve Ergenekon - 30 Haziran 2011 Perşembe 16:17
Cenevre Sözleşmesinin 60.Yılında Mülteci Sorunu - 21 Haziran 2011 Salı 09:16
Bölgesel İnsani Kriz ve Suriyeli Mülteciler - 13 Haziran 2011 Pazartesi 09:14
Bir Dönem Noktası Olarak Cuntacıların Yargılanması - 09 Haziran 2011 Perşembe 17:49
Bosnalı Sırpların Tehlikeli Oyunu - 25 Mayıs 2011 Çarşamba 16:41
Balkanlarda Kültürel Kimlikler Çatışmayı Önleyebilir mi? - 12 Mayıs 2011 Perşembe 21:17
Türk Hukuk Düzenine Etkileri Açısından İzmir Deklarasyonu - 05 Mayıs 2011 Perşembe 15:51
Sırbistan Görüşmeleri ve Balkanlarda Artan Endişe - 30 Nisan 2011 Cumartesi 15:29
Suriye’de Esen Ölüm Rüzgarına Direnmek - 25 Nisan 2011 Pazartesi 14:22
Avrupa’da Üniter Kültüre Doğru - 22 Nisan 2011 Cuma 17:10
12 Eylül’le Hesaplaşmaya Hazır mıyız? - 11 Nisan 2011 Pazartesi 15:02
Goldstone Skandalı ve Hukukun İtibarsızlaştırılması - 05 Nisan 2011 Salı 15:36
Hakikat Komisyonlarının Geçiş Dönemindeki Rolü - 30 Mart 2011 Çarşamba 14:38
Birleşmiş Milletlere İnsani Müdahale Zamanı - 23 Mart 2011 Çarşamba 17:11
Kosova-Sırbistan Görüşmeleri Başlarken - 14 Mart 2011 Pazartesi 11:16
Arnavutluk Siyasi Krizi Aşabilir mi? - 07 Mart 2011 Pazartesi 08:55
28 Şubat ve Ordunun Sivil Denetimi - 28 Şubat 2011 Pazartesi 14:24
Diktatörler Üreten Uluslararası Düzeni Sorgulamak - 25 Şubat 2011 Cuma 08:25
Mısır’daki Halk Hareketinin Etkileri - 29 Ocak 2011 Cumartesi 15:53
Jüristokratik Vesayetin Gücü: Danıştay Örneği - 21 Ocak 2011 Cuma 11:22
Tunus’ta Halk İsyanı ve Değişimin Rengi - 17 Ocak 2011 Pazartesi 16:42
Berlin’den Meriç’e: Avrupa’nın Yeni Duvarı - 04 Ocak 2011 Salı 15:55
Yer İsimlerinin (Bir Hakkın) İadesi - 29 Aralık 2010 Çarşamba 18:31
Yeni Türkiye İçin Bir Fırsat: Balyoz Davası - 18 Aralık 2010 Cumartesi 14:16
Orantısız Güç - 10 Aralık 2010 Cuma 22:04
Askerler Sivil Denetime Ne Kadar Hazır? - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:39
AB İlerleme Raporu; Şartlar Değişti mi? - 12 Kasım 2010 Cuma 09:49
Kosova’da Hükümet Düşerken - 03 Kasım 2010 Çarşamba 10:31
Almanya Kritik Bir Dönemeçte - 18 Ekim 2010 Pazartesi 12:30
Bosna-Hersek Seçimleri: Çözüm mü, Belirsizlik mi? - 08 Ekim 2010 Cuma 21:06
Hrant Dink Kararından Ders Çıkarmak - 22 Eylül 2010 Çarşamba 12:32
Amerika: İslamofobiden Anti-İslamizme Doğru mu? - 14 Eylül 2010 Salı 17:27
İsrail-Filistin Müzakere Masasında Neler Var? - 01 Eylül 2010 Çarşamba 09:23
BM Raporunda Türkiye’ye Son Uyarılar - 24 Ağustos 2010 Salı 11:33
Kosava ve Balkanlarda Yeni Gerilimler - 13 Ağustos 2010 Cuma 13:05
Asker Hesap Vermezse Ne Olur? - 04 Ağustos 2010 Çarşamba 14:06
Kürt Sorunu ve Güvenlik İlişkisi - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 10:51
Yetimhane Kararını Nasıl Okumalı - 07 Temmuz 2010 Çarşamba 15:02
17. Yılında İki Katliam ve Toplumsal Barışı Korumak - 06 Temmuz 2010 Salı 12:31
Fergana Vadisi’nden Orta Asya’ya Yaklaşan Tehlike: Etnik Çatışmalar - 21 Haziran 2010 Pazartesi 17:16
BM Saldırganı Cezalandırabilir (mi?) - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:41
Uluslararası Sulara Gömülen Hukuk ve İsrail Korsanlığı - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:54
Mülteci Politikalarında Yeni Riskler - 26 Mayıs 2010 Çarşamba 17:49
Derin İlişkilerde Her Yol Ergenekon’a Çıkıyor - 12 Mayıs 2010 Çarşamba 16:08
Kamu İdaresi ve Sivil Aktörlerin İnsan Haklarının Geleceğindeki Rolü - 06 Mayıs 2010 Perşembe 21:46
Özel Hayata Yıkıcı Etkisiyle Bir İhlal Uygulaması “Fişleme” - 23 Nisan 2010 Cuma 10:43
Kırgızistan: Güvenlik ve Özgürlük Arasında Kaybolmak - 09 Nisan 2010 Cuma 18:01
Sırbistan'ın Özür Dileme Siyasetinin Etkileri - 02 Nisan 2010 Cuma 12:19
Roman Açılımı ya da En Alttakilerin Sesini Duyabilmek - 24 Mart 2010 Çarşamba 13:43
İklim Mültecileri Nereye Gidecek - 17 Mart 2010 Çarşamba 10:32


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya