İktidara geldiğinden bu yana, dış politika konularında, bir türlü istenen hareketliliği kazanamayan ve sonuca varılması için uluslararası kamuoyunda fazla umut yaratmayan önemli konularda Başkan Obama sürekli bir gayret içinde olmuştur. Buna rağmen, mevcut sorunların çok girift ve sonuca götürecek yolların engellerle dolu olması olgusu, Amerikan Başkanı’na, 2010 yılı içinde de, ümitsizliğe düşmeden, sabırla bu çabalarını yürütmekten başka alternatif sunmamaktadır.
Başkan Obama’nın öncelikli dış politika gündeminde en önemli madde olan Afganistan konusunda uygulamaya yönelik gayretlerin, askeri ve sivil Yönetim katlarında da, giderek arttığı görülmektedir. Bu çerçevede, Afganistan’a 30 bin ilave Amerikan askerinin gönderilmesi gibi zor bir karara imza atan Obama’ya NATO üyesi müttefik ülkelerden de beklediği destek, yavaş da olsa, kendini göstermektedir. Örneğin, İspanya, Afgan kuvvetlerinin eğitimi amacıyla 511 ilave asker gönderme planlarını açıklamıştır. Parlamento’nun onayına sunulacak olan bu öneri kabul edilirse Afganistan’daki İspanyol askerlerinin sayısı 1500’ü bulacaktır. Öte yandan 800 Fransız lejyoneriyle birlikte 200 Amerikalı ve İngiliz askerden oluşun 1000 kişilik bir kuvvetle, Kabil’in doğusunda Taliban’ın önemli merkezlerinden birine karşı harekat başlatılmıştır. Bilindiği gibi, bir süre önce bu bölgede 11 Fransız askeri Taliban güçlerince esir edilerek öldürülmüş idi.
Bu arada, Afganistan’da çalışan bazı özel güvenlik şirketlerinin aşiret liderleri ve Taliban’a düzenli olarak para ödediği yolunda haberlerin yaygınlaşması üzerine, Amerika’nın da inisiyatifiyle, El-Kaide ve Taliban örgütleriyle ilişkili kişi, şirket ve örgütlere yaptırımların daha etkili uygulanması amacıyla yeni önlemler içeren bir karar tasarısı Güvenlik Konseyi’nde oy birliğiyle onaylanmıştır.
Taliban ve El-Kaide’nin artan saldırı ve tacizleri karşısında ülkeyi terk ederek komşu ülkelere sığınanların sayısında da bir artış gözlenmektedir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin son verdiği rakamlara göre, Ocak 2008 tarihinden bu yana 3600 Afganlı bu kez Tacikistan’a sığınmıştır. Zaten büyük ekonomik zorluklar içinde fakirlikle mücadele eden Tacikistan için bu yükü kaldırmak giderek zorlaşmaktadır. Ancak yine de Afganistan denkleminde Pakistan bir numaralı role sahiptir ve Amerikan siyasetinin dikkatini üzerine çeken başlıca odak noktasıdır. Pakistan’da yaşanan ekonomik ve siyasi zorlukların üstesinden gelinebilmesi için ABD, bir kez daha, bu konuda da, Avrupalı dostlarından yardım talep etmekte ancak bu yardımları elde etmekte çok zorlanmaktadır.
Başkan Obama’nın iç politika bağlamında da önem taşıyan iklim konusunda toplanan ve dün sona eren Kopenhag İklim Zirvesi, muhtemelen görüntüyü kurtarabilmek çabasıyla, bir “mutabakat metninin” imzalanması ile sonuçlanmış bulunmaktadır. Hiçbir yasal bağlayıcılığı bulunmayan ve ülkeler nerede buluşabildilerse orada formüle edilen uzlaşı maddelerinden müteşekkil “Kopenhag Mutabakatı” arzulanan sonuçları getirmiş değildir. Bu mutabakat metninde, küresel ısınmada başlıca etken olan sera gazı salımının kısıtlanması gereğine vurgu yapılmakta ancak gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere yapmaları beklenen büyük orandaki yardımlardan söz edilmemektedir. Mutabakat metninde, bu konuda bulunabilecek tek elle tutulur ifade: “Gelişmiş ülkeler, gelişme yolundaki ülkelerin uyum çalışmaları için yeterli, öngörülebilir ve sürdürülebilir finansal kaynak, teknoloji ve kapasite geliştirme desteği sağlayacaktır” şeklindedir. Bu ifadenin yanında, Okyanustaki bazı ada ülkelerle Afrika’daki en az gelişmiş ülkelerin desteğe olan gereksinimi vurgulandıktan sonra, “Gelişmiş ülkelerin gereksinim içindeki gelişme yolundaki ülkelere 2020 yılına kadar 100 milyar dolarlık yardım yapmasının amaçlandığı” belirtilmektedir. “Uzlaşı” metninde birtakım vaadlerden de söz edilmektedir. Örneğin, AB’nin 10,6 milyar dolar, Japonya’nın 11 milyar dolar ve ABD’nin 3,6 milyar dolar vaat ettiği ifadesine rastlanmaktadır. Görülen odur ki üzerinde en fazla tartışılan konuyu, Çin’in uluslararası denetime karşı çıkması oluşturmuştur.
Başkan Obama’yı olduğu kadar, kendinden önceki Amerikan yönetimlerini de yıllardan beri uğraştıran ve üzerinde bir türlü ilerleme kaydedilemeyen konu ise 5 Aralık 2009 tarihinde süresi dolan “Stratejik Silahlarda İndirim Anlaşması”nın (START–I) yerini alacak yeni anlaşmanın akıbeti oluşturmaktadır. Daha önce yeni anlaşmanın Kopenhag İklim Zirvesi sırasında imzalanacağı beklentileri yaratılmışken, Başkan Obama ve Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’in Kopenhag’daki buluşmaları sonrası yeni anlaşmanın imzalanabilmesinin 2010 yılının Ocak ayına sarktığı açıklanmıştır. Oysa Başkan Obama’nın Temmuz 2009 ayındaki Moskova ziyaretinde Medvedev’le yeni anlaşma konusunda mutabakata varıldığı bildirilmişti. Buna göre taraflar hem nükleer başlık sayısını hem de fırlatma sistemi sayısını azaltacaklardı.
Kopenhag Zirvesi’nin sonlandığı 18 Aralık tarihinde, Başkan Obama, ülkesinin ve Rusya’nın START-II konusunda bir anlaşmaya varmaya çok yakın olduklarını ve böylece her iki ülkenin nükleer stoklarını azaltarak birbirlerini daha kolay izleme olanağına kavuşacağını bildirmiştir. Ancak bunun yılsonuna kadar bitirilemeyeceğini ve görüşmelerin 2010 Ocak ayında yeniden başlatılacağını sözlerine eklemiştir.
Bilindiği gibi, Mayıs 2010 ayında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Sözleşmesi’nin gözden geçirilmesi amacıyla bir uluslararası konferansın toplanması bahis konusudur. START-II’nin bu konferanstan önce yürürlüğe girmesi kuşkusuz anılan uluslararası konferansın başarısına katkı sağlayacaktır. Ancak, START-II imzalansa bile, Kongre’de Demokratların karşısında aşırı bir muhalefet içindeki grup yüzünden START-II’nin Mayıs’tan önce onaylanmasının imkan dahiline girip girmeyeceği kuşku götürür. Ruslar, tıpkı Çinliler gibi, ne konuda olursa olsun, fazla işlerine karışır düzeyde bir denetlemeye ötedenberi karşı çıkmaktadır.
Sonuç itibariyle, baştanberi ele alınan konulardaki engeller de gözönünde bulundurulduğunda, Başkan Obama’nın önünde, dış politika konularındaki gayretlerine, 2010 yılında da ümit ve sabırla devam etmekten başka çıkar yol bulunmamaktadır.
(Büyükelçi (E) Nüzhet Kandemir, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı )