Bunun yanında, ülkede Taliban saflarını bırakanlara para ödülü verilmesi gündeme getirildi. Ancak, sayıları 130 bini aşan bu ‘yabancı’ ordu, çoğunluğunu Peştun halkının oluşturduğu Taliban’la mücadelede yeterli miydi? ABD bu sorunun yanıtını aramak için 2010 yılı başında Taliban’ın çoğunlukta olduğu Helmand Eyaletine geniş çapta bir operasyon düzenledi ve önümüzdeki günlerde de Kandahar’a büyük bir operasyon başlatma hazırlığında. Ancak mevcut duruma bakıldığında bu soru o kadar da kolay yanıtlanmayacak gibi görünüyor.
ABD’nin içine düştüğü Afganistan çıkmazında gelişen bir diğer sorun da “Kabil’deki Adamı”nın gitgide gün ışığına çıkan uyuşmaz tavırları. Özellikle Başkan Obama’nın 28 Mart’ta Afganistan’a yaptığı sürpriz ziyaret, bu konunun ABD için ne denli önemsendiğinin bir göstergesi gibi. Peki, ne oldu da Karzai bağımsızlığını ispat etme çabasına girdi?
2001 yılında, ABD’nin Afganistan’a girmesi ve Taliban’ı devirmesi üzerine adeta bir kurtarıcı olarak Afganistan’ın başına getirilen Hamid Karzai, Amerika’nın Afganistan’a sözde terörle mücadele ve demokrasi adı altında başlattığı savaşta asıl amaçlarına ulaşmasını kolaylaştırmak için iyi bir oyuncuydu. Yani ipleri ABD’nin elinde olacak bir ‘kukla hükümet’ ABD çıkarlarına hizmet verecekti.
2001 yılını izleyen dönemde, Amerika tüm kozlarını Karzai üzerinden oynadı. Karzai’ye destek vererek, onu elde tutmaya çalışarak Afganistan’ı kazanacağını düşündü. Oysa göremediği ya da görmek istemediği ‘Afgan halkı’ vardı. Karzai’yi yanına alan ABD, Afgan halkını şekillendirebileceğini düşündü. Ancak büyük bir bölümü ile milliyetçi his ve davranışlara sahip ve birbirinden kopartılması zor olan Peştunlardan oluşan bu yapıyı kırmak, parçalamak zordu. İşte Amerika daha önceden de pek çok yerde yaptığı hatayı bugün Afganistan’da da yapıyor. Oradaki halkı görmezden gelerek, onların hayat tarzlarını, inanışlarını ve kültürlerini yok sayıp sadece Karzai üzerinden oyuna devam etmeye çalışıyor, bu da ona Afgan halkının düşmanlık ve nefretinden başka bir şey kazandırmıyor. Çünkü toplumları birbirine bağlayan en büyük unsur olan kültür, yabancılara karşı da en güçlü direnci oluşturmakta… ABD’nin algılayamadığı da bu unsur oluyor.
Kendi halkını iyi tanıyan Karzai, bu durumun ayırdına vardığı içindir ki, son zamanlarda ABD ile uyuşmazlığını iyice açığa vurdu. Önceleri Afganlarca sevilmeyen, hükümetinde artan yolsuzluklar yüzünden iyice tepki alan Hamid Karzai’nin Amerika’dan başka tutunacak dalı yoktu. Fakat özellikle sivil halkın savaşta öldürülmesi yüzünden, ABD’ye sık sık karşı çıkan Karzai bugüne gelindiğinde Afgan halkının da desteğini almaya başladı gibi duruyor. Güçlendiğini hisseden Karzai de, ‘Amerika’nın adamı’ olmaktan vazgeçmiş gibi görünmeye gayret ediyor. Geçtiğimiz haftalarda, New York Times gazetesinde çıkan Karzai’nin kardeşi Ahmed Wali Karzai’nin uyuşturucu lordu olduğu haberi üzerine Washington Post gazetesine sert bir demeç veren Karzai, gerekirse Taliban’a katılabileceğini açıkladı. Kandahar’a yapılacak operasyon öncesi oradaki aşiret liderleriyle görüştükten sonra, Kandahar operasyonunun aşiret liderlerince onaylanmayışı, ancak Amerika’nın bu operasyonu ısrarla istemesi yüzünden arada kalan Karzai, artık seçimini aşiretlerden yana yapmış izlenimini veriyor. Aslında Karzai’nin bu seçimi kendi geleceği açısından en akılcı olan tutum. Çünkü yıllar önce Vietnam savaşı sırasında Amerika tarafından desteklenen Diem, ABD desteğinin kesildiği en zayıf anında, ABD tarafından görmezden gelinen Vietnamlı bir kişi tarafından öldürülmüştü. Tarihin tekerrürden ibaret olduğunun farkına varan Karzai, kaderinin Diem’in kaderinden farklı olması için Afgan halkına yaklaşmaya başladığı izlenimini veriyor.
Sonuç olarak, Amerika’nın ‘Kabil’deki adamını’ kaybetmek üzere olduğu bu belirsizlik ortamında, Amerika tarafı için, Afganistan savaşının gitgide daha da zor bir hal aldığını söylemek yanlış olmayacaktır.
(H. Gülin Koçak, SDE Asistanı)