Irak’ta bağımsız hareket eden, kendi kendine yeten bir hükümet kurulması ABD ya da İran’dan herhangi birine ilk anlamda olumlu gelebilir. Birisi uzaktan baktığında tüm ülkelerin böylesi bir durumu rahatlıkla kabul edeceğini sanabilir. Yine de ABD ya da İran kendi eksenlerinden uzaklaşmış ve manipüle edilemez “bağımsız” bir Irak istemezler. Bölgede herhangi bir hesabı olan hiçbir güç de böylesi bir gerçekliği kabul etmeyecektir.
Senaryo 1 – Şii Korkusu ve İran’ın Yükselişi
Irak’ın işgalden sonra ABD tarafından yeniden inşası bir anlamda İran’ın stratejik hamlelerinin çok kolay sonuç vermesini sağlamıştır. İran bir bölge gücü olduğu gerçeğini meşrulaştırmanın yolunun bölgede oluşacak bir kutuplaşmadan geçtiğini biliyordu. Bir kutuplaşma olmalıydı ancak bu kutuplaşmanın bir ucu ABD ise diğer ucu İran olmalıydı ya da bir ucu kim olursa olsun diğer ucunun İran olması gerektiği kesindi.
İran’ın bu siyaseti ABD’nin ülkesinde yürüttüğü siyasete benzer bir siyasettir. Büyük ve bölgesel güçleri yöneten hükümetlerin iç siyasete ait sorunların üzerine örtmek için dış siyasetteki karşıtlıkları gündemde tutmaya çalıştıkları bilinen bir gerçektir. Bu siyaseti ABD senelerce kullanmıştır ve halen kendi halkına bu siyaseti uygulamaktadır. İran’da Ahmedinejad hükümeti de aynı siyasal metottan yola çıkarak, dış siyasette oluşturulacak bir soğuk savaşın ülkede yaratacağı OHAL durumundan faydalanma yoluna gitmiştir. Irak savaşı da İran’ın bu stratejik hamlesinin çok daha kolay işlemesi için zemin hazırlamıştır. ABD’den uzaklaşan her devlet, kendini İran cephesinde göstermeye başlamıştır. Soğuk savaşın iki kutuplu dünyası Ortadoğu’da yeniden dirilmiş gibidir.
ABD’nin Irak işgali, Saddam Hüseyin’in Baas rejimini yok ederken, Ortadoğu’da yeni bir algıyı da dirilterek, ABD çıkarlarına yağ sürmüştür. Ortadoğu artık “Şii korkusu” adlı bir hastalığa tutulmuştur. Irak’ta en az Şii’ler kadar ezilen, Sünni İslamcı kitleler, Şii demografik gurubun korkusuyla Baas rejiminin kalıntılarına sarılmaya başlamıştır. ABD Irak üzerinden yaydığı bu korkuyu, İran’ı bölge için bir tehdit olarak tanıtıp daha da kuvvetlendirmiştir. Bölge ülkelerine, özellikle de Körfez ülkelerine milyar dolarlık silah satışı yaparak, bu yaratılan korkunun maddi getirilerini de elde etmiştir.
Her ne kadar ABD Irak’tan yayılan bir Şiîlik rüzgârının tüm Ortadoğu’yu kapladığını söyleyerek Ortadoğu’daki ABD eksenli devletlerin de Irak’a müdahil olup, mevcut Şii baskınlığını yıkmasını hedeflese de, Irak’ta geleceğin muktedir gücünün Şiiler olduğu ve İran’ın da Irak üzerindeki doğal söz sahibi olduğu gerçeği (ABD kabul etmese de) dünya tarafından kabul görmüştür artık.
Bu durumda Irak’ta nasıl bir adım atmalı?
Irak’taki her başarısızlık ya da başarı İran’ın stratejik kazancı olarak hanesine yazılmaktadır bugün. ABD başarısız olduğunda, onun yanından uzaklaşanlar İran’a yakınlaşarak ABD’nin yaptırım gücünü azaltmaktadır. ABD’nin Irak’ta düzeni getirmek için İran’la uzlaşması durumunda da rejimiyle ve tüm siyasal talepleriyle İran, ABD tarafından kabul edilmiş olacak ve bu da savaşın galibinin İran olduğunu gösterecektir.
Senaryo 2- Kuzey Irak ve Körfez için Türkiye
Önümüzdeki yıl ABD Irak’tan çekilecektir. Irak’tan tamamen mi çekilmelidir yoksa askerleri orada kalacak mıdır? Irak halkı ABD’nin çekilmesinden taraf olsa da, ABD Ortadoğu’daki stratejik üslerinden biri konumunda olan Irak’tan vazgeçmenin getirilerini iyi düşünmek isteyecektir. Irak’tan temelli bir çekilme İran’a Kuzey Irak’a müdahil olma şansı tanıyacaktır. Mevcut şartlarda ABD ile masaya oturması, İran’ın masadan ABD’nin vereceklerinden çok fazlasını isteyerek kalkmasını gerektirecektir.
ABD askerlerini çekmek zorundadır. Mevcut askerlere Afganistan’da ihtiyaç duymaktadır. Yine de Kuzey Irak bölgesi ve Körfez ülkelerine yayılan İran tehditi korkusundan dolayı onları yalnız bırakmanın getireceği kaybı karşılamak ABD için çok zor olacaktır.
Bu durumda ABD İran’a askeri müdahaleyi düşünebilir. Sözkonusu müdahalenin de ABD’nin elini kuvvetlendirmeyeceğine inanan ABD içinde ve dışında çok kişi var. Silahlı müdahale Ortadoğu’nun mevcut tüm hatlarını değiştireceğinden, ABD’nin öncelikli hedeflerinden değildir. Yine de ABD için diplomasi ya da savaş seçeneklerinden ikisi de hep gündemdedir. Irak’ın istikrarı ve diğer tüm ABD çıkarlarının korunması için İran’ın ehlileştirilmesi elzem hedeftir.
Birçok stratejist, ABD’nin Kuzey Irak ve Körfez konularında Türkiye’nin coğrafyadaki etkili konumundan faydalanmak istediğini dile getirmektedir. Bu açıdan bakıldığında bunun getirileri olduğu kadar olumsuz yönleri de vardır. ABD Türkiye kartını oynarken Türkiye’nin mevcut tavrının değişmesini ve Ortadoğu’daki kutuplaşmada İran’ın muhatabının kendisi değil Türkiye olduğunu kamuoyuna duyurmayı dileyecektir. Ancak Türkiye’nin İran’la ve coğrafyayla olan tarihsel derinliğe dayanan birlikteliği ve Türkiye halkının eğilimleri hesaba katıldığında bunun kısa dönemde olması zor görünmektedir. Diğer taraftan mevcut hükümet ABD’nin bu isteğine yanıt verebilecek türde bir söylemi de daha gündeme gelmeden teorik olarak yok etmiştir. Komşularla Sıfır Sorun adını taşıyan dış ilişkiler metodu Türkiye’yi yeniden soğuk savaş yıllarındaki NATO’nun doğu karakolu rolünü üstlenmeye zorlayan dış güçlerin elini kolunu bağlayacak türdendir. Yine de Türkiye’nin mevcut konumu ABD’ye Ortadoğu’da İran’la uzlaşmanın kolay yollarını sağlayacaktır.
Birçokları yukarıda bahsedilen noktaların gerçekçiliğine inansalar da, bu senaryonun da kazançlı olan tarafı yine İran’dır. ABD – İran ile bir soğuk savaşta bulunduğu sürece ABD ve İran arasındaki siyasal asimetri kamuoyu bazında yıkılacaktır. İran bir soğuk savaş gücü olarak dirildikçe de, ABD’nin yaptırım gücü azalacaktır.
Bu durumda ABD Kuzey Irak ve Körfez’de çıkarlarını nasıl koruyacaktır?
ABD İran ile arasındaki siyasal yaptırım asimetrisinin kendi aleyhine bozulduğunu gördüğü andan beri İran’a uygulamak istediği yaptırımların şiddetini artırmaya çabalamaktadır. Ekonomik yaptırımların getirileri azaldıkça da gündeme askeri müdahaleden başka bir şey de gelmemektedir.
Senaryo 3- Irak’ta İran’ı Galip Kılmak
2010 Seçimleri bittikten sonra koalisyon çalışmaları başlamış olsa da, Irak Yüksek Seçim Komisyonu başşehir Bağdat’ta oyların yeniden sayılmasına karar verdi. Nuri el-Maliki ve Sadr/El-Hekim cephesinden olumlu sesler yükselirken, Allavi cephesinden çelişkili açıklamalar yapıldı. Önce bu süreçten sonra El-Irakiye’nin koalisyon dışı kalmasının mezhep savaşlarına neden olacağı açıklamasını yapan grup yetkilileri daha sonra çıkacak sonuçlara saygılı olacakları yönünde tam tersi bir açıklama yaptılar.
ABD açısından Bağdat’ta eksenin değişmesi önemli bir şey olarak görünüyor. Her ne kadar ABD yetkilileri Allavi’nin varlığının Şii – Sünni dengesi açısından Irak’ın istikrarı için güzel bir gelişme olduğunu iddia ediyor olsalar da, Allavi’nin galip gelmesinin İran etkisini bir nebze de olsa azaltacağını ümit ediyor olmaları gerçeği yatmaktadır altında. ABD bir tarafı desteklemek zorunda görünürken, İran’ın Irak’ta destek merkezi olarak seçtiği belirli bir grup yok bu dönem. Bu da başa kim gelirse gelsin İran için bir sorun teşkil etmeyeceğini gösteriyor. Diğer taraftan İran, Irak’ın mevcut durumunu iyi analiz ettiğinden, Hukuk Devleti, Irak Ulusal İttifakı gibi Şii baskın grupların seçimde en kötü ihtimal ilk üçte yer alacağını iyi biliyordu. Allavi’nin de adaylığından önce yaptığı İran ziyaretiyle İran’ın da olurunu aldığı kesindir. İran her gruba eşit mesafede dokunarak Irak’ın kaderinde her açıdan belirleyici gücün kendisi olduğunu göstermeyi denedi ABD’ye. İran’ın oynadığı kart, stratejik olarak ona büyük getiriler sağladı. Körfez’deki enerji hatlarının en önemlilerinden biri olarak görülen Irak’ta Saddam rejimini yıkan ABD bir anlamda İran’ı kadim bir düşmandan kurtardı. İran da 80’li yıllardan itibaren istihbarat olarak yerleştiği körfezde ABD çıkarlarının aleyhinde adımlar atmayı rahatça başardı.
Gelinen noktada Irak’ta kurulacak hükümetin başı kim olursa olsun, İran sadece Şii yumuşak gücü kullansa dahi çok etkin bir yer elde edecektir ülkede. ABD mevcut durumu değiştiremeyeceğini gördüğünden en azından bir nebze de olsa İran’ın etkisini yıkmak istemektedir. Fakat ABD destekli Allavi de yeterli oyu alamadığından yine İran destekli Şii gruplardan biriyle ittifak yapmak zorundadır. Şii gruplar toplamda 159 sandalye elde etmişlerdir 325 koltuklu mecliste. Bununla birlikte olası bir Şii ittifakının koalisyon kurmak için sadece 4-5 milletvekiline ihtiyacı olacaktır. Böylesi bir durumsa İran’ı Irak’taki en baskın güç haline getirmek demektir. ABD buna izin vermemek için İran’la müzakere etmektedir. Bu da yeni bir ABD – İran karşılaşması anlamına gelmektedir.
Irak seçimlerinde kesin olan bir şey varsa o da; galip İran’dır. İran’ın Irak ya da herhangi bir konuda ABD’den beklediği nedir o halde?
İran ABD’den öncelikli olarak, kendi sisteminin meşruiyetini kabul etmesini ve bölgesel bir güç olduğu gerçeğini kabullenerek onunla müzakerelerde bulunmasını beklemektedir. Yani İran, ABD ile arasındaki siyasal asimetrinin kendi lehine olabildiğince azalmasını hedeflemektedir.
ABD İran’ın isteklerini kabullenmenin bir mağlubiyet olduğunu düşünmektedir. Böylesi bir mağlubiyet de ABD’nin dünya kamuoyunda yarattığı yüzyılın tek imparatorluğu imajını zedeleyecek ve belki de yok edecektir.
Senaryo 4- Bundan Sonra?
Bugün ABD’de birçok kuruluş Ortadoğu’da yaşanan stratejik bunalımı aşmak için fikirler ortaya atmaktadır. Bunlardan bazıları Ortadoğu’nun geneline dair görüşler olsa da, bazıları da İran merkezinden yola çıkarak, Batı Asya üzerine yoğunlaşmaktadır:
· İran’a Askeri Müdahale: ABD tarafında tartışılan öncelikli konu gerçekten de bugün diplomasi değil, İran’a askeri müdahalenin getirecekleri ve götürecekleridir. ABD İran’a mevcut şartlarda saldıramayacağından
[i] bugün mevcut şartları kendi lehine çevirecek bir plan üzerine çalışmaktadır. ABD İran’a saldıramadığından İran’ı stratejik bir hataya zorlayarak, İran’a müdahalesini uluslararası kamuoyunda meşru kılmayı deneyecektir. Suriye ve İsrail arasındaki Hizbullah’a satıldığı iddia edilen füzeler konusundaki tartışma da bu perspektiften okunmalıdır. Özellikle ABD’deki İsrail lobisi İran’a askeri müdahale için ABD’yi çok sıkıştırmaktadır.
· İran’ı Bir Güç Olarak Kabul Etmek: Bu hareketin ABD’nin çıkarlarına büyük katkıları olacağı düşünülmektedir. ABD eğer İran’ı bölgesel bir güç olarak kabul eder ve onu muhatap alırsa, İran da mevcut ABD karşıtlığına son verecektir. Yine de İran ABD karşıtlığından vazgeçse de İsrail karşıtlığından vazgeçmeyeceğinden böylesi bir planın yürürlüğe konulması imkânsız görünmektedir.
· İran’la Gizli Görüşmelerde Bulunmak: İran’ı bir güç olarak alelade kabul edemesek de, İran’la masaya oturmak ve gizli görüşmelerle Irak ve diğer konularda onu muhatap almak şansımız da vardır. Bu plan ABD için şu ana kadar uygulanmış ve kısa vadede de sürekli uygulanacak plandır. Ancak bu plan ne İran üzerinde bir caydırıcılığa ne de ABD çıkarlarına bir şeyler katma gücüne sahiptir.
Yukarıdaki tartışılan tüm senaryolar ışığında bakıldığında, ABD Irak’ta başlattığı Yeni Ortadoğu Planını İran’ın elde ettiği stratejik zaferlerden dolayı ileriye götürememektedir. ABD ileriki günlerde bu çıkmazdan kurtulmak için elindeki Nükleer problem kozundan daha anlamlı bir koz bulmaya çalışacak ve bu koz sayesinde İran’a ekonomik ve askeri yaptırımların meşruluğunu sağlamayı deneyecektir. Şu ana kadar İran stratejik olarak çok akıllıca davranmıştır. Bu aşamadan sonra ABD ya da İran’dan birinin yapacağı hesaplama hatası Ortadoğu’da yeni bir dönemin başlaması için yetecektir. İran’ın hatası, ABD’nin İran’a askeri yaptırım yapma konusundaki tavrını meşrulaştıracak, ABD’nin hatası ise, İran’ın bir bölge gücü olduğu gerçeğinin kamuoyunda kabulünü getirirken, İran rejiminin uluslararası meşruiyetini de sağlayacaktır.
(Hüseyin Beheştî, SDE Asistan)