Arabacı, 1937-38 yılında yaşanan Dersim olaylarının sadece Tunceli’yi değil bütün ülkeyi ilgilendirdiğini vurgulayarak, bu olayların doğru anlaşılması gerektiğinin altını çizdi. Olayları dönemin koşulları ve coğrafi durum ile birlikte değerlendiren Arabacı, Dersim’in Sarp ve engebeli arazisiyle üzerinde yaşayanları da kendisine benzettiğini belirterek Osmanlı Devleti devrinden beri yörenin, her dönem devlete itaatsizlik, eşkıyalık, isyan hareketlerinin görüldüğü, yönetimlerin itaat altına almada aciz kaldıkları bir bölge olduğunu ancak en kritik dönemlerde bile idare ile yakın ilişkilerin bulunduğunu ifade etti.
Tanzimat’tan sonra Dersim’ e müdahalelerin gerçekleştiğini, devletin karakol ve kışla yaparak bölgeye adım adım girmeye çalıştığını ancak bu düzenlemelerin yöredeki ağaların elini daha da güçlendirdiğini ifade eden Arabacı, Cumhuriyet dönemine kadar bölgede yarı özerk bir atmosferin devam ettiğini dile getirdi.
Arabacı, 1937-38 olaylarının öncesinde bölge ile ilgili çeşitli raporların yazıldığını ve Umumi müfettişliklerin kurulduğunu belirtti. “1937-38 olayları patlamadan önce İdari yapı ile ilgili gelişmeler olmuş ve Dersim Kanunu çıkarılmıştır” diyen Arabacı, yörenin idari ve adli yapısının da faklı olduğuna dikkat çekti. Devlet otoritesinin sağlanması çalışmalarında yaşanan insanlık dışı olayların da etkisiyle Dersim ileri gelenlerinin direnme kararı alması üzerine olayların başladığını dile getiren Arabacı, operasyonun tam bir süpürme hareketi olduğunu belirtti. 1938 yılında sonlandırılan olayların ardından birçok ailenin sürgüne gönderildiğini ifade eden Arabacı yöre halkından binlerce kişinin bu talihsiz olayda hayatını kaybettiğini de kaydetti.