Bu tarihten itibaren tekrar Rus stratejik düşünce yapısında etkili olmaya başlayan “yakın çevre” konsepti Kremlin için, Karadeniz – Kafkaslar – Orta Asya denkleminde önce mutlak etkinliğin akabinde de mutlak egemenliğin sağlanmasını bir hedef haline getirmiştir. Bu bağlamda Rusya bilhassa son zamanlarda bu eksendeki ülkelerle yoğun bir diplomasi trafiğine girmiş bulunmaktadır. Nitekim 2009 yılında 7 kez bir araya gelen, son Moskova ziyareti ile birlikte bu yıl içerisinde üçüncü görüşmeyi gerçekleştiren Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan ve Rus meslektaşı Dmitriy Medvedev başta Dağlık Karabağ sorunu ve Türkiye ile imzalanan protokoller olmak üzere bir dizi konuda görüş alış verişinde bulunmuşlardır. Rus diplomatik ifadesiyle “adin na adin” (bire bir) olarak gerçekleşen görüşmede “Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerinin normalleştirilmesi, Rusya ve Ermenistan arasında ekonomik işbirliğinin artırılması, atom enerjisi ve doğal gaz alanında müşterek projelerin oluşturulması ve Ermenistan’ın dış ulaşım yollarının normalleştirilmesi” gibi konular gündeme gelmiştir.
Rusya ve Ermenistan arasında bu kadar sık üst düzey görüşmelerin yaşanmasını ve Erivan’ın kendisini ilgilendiren hemen her konuyu Moskova ile istişare etmesi oldukça doğaldır. Zira Ermenistan’daki yabancı yatırımlarım yüzde 60’ına (yaklaşık 2,4 milyar dolar) Rus girişimcilerin sahip olduğu, ülkedeki doğal gaz piyasasını ve boru hatlarını tekeline alan “ArmRosgazprom” şirketinin ana hissedarının Rus Gazprom şirketinin oluşu, Türkiye ve İran ile sınırlarını Rus askerlerinin koruduğu, savunma alanında pek çok ikili antlaşmanın imzalandığı ve bu çerçevede Ermenistan savunma sanayinin Rusya’dan tedarik edildiği göz önünde bulundurulduğunda bu ülkenin her açıdan Rusya’nın uydusu olduğu anlaşılacaktır.
Kafkas jeopolitiğinde neredeyse tamamen izole bir konumda bulunan Ermenistan’ın bölgesel güvenlik algılamasında Rusya, bu ülkenin bekası için “emniyet sibobu” görevini ifa etmektedir. Bu sebeple Ermeni askeri personeli ücretsiz bir şekilde Rus askeri okullarında eğitim almakta, Rusya’nın burada 5 bin civarında askeri personeli bulunmakta, Rus istihbaratı FSB’nin 4 ayrı “sınır düzenleyici birimi” görev yapmaktadır. Ermenistan ekonomik açıdan da Rusya’ya bağımlı zayıf bir devlettir; sadece 2009 yılında Rusya Ermenistan’a krizle mücadele etmesi için 500 milyon dolar kredi vermiş, bu ülkedeki enerji, bankacılık, telekomünikasyon, maden endüstrisi ve inşaat sektöründe piyasayı tekeline almayı başarmıştır.
Bu yüzden Erivan’ın Moskova’nın çıkarına aykırı bir politika yürütmesi ya da Moskova’nın güdümünden çıkması gibi bir beklenti reel politik bağlamında kısa ve orta vadede mümkün görünmemektedir.
Benzer şekilde Rusya içinjeopolitik eksende “hayati derecede stratejik öneme haiz” diğer ülke olan Ukrayna ile de üst düzey diplomasi trafiği yoğunluk kazanmıştır.
[2] 7 Şubattaki ikinci tur seçimlerinden galip gelerek Ukrayna’nın yeni Devlet Başkanı olan Yanukoviç, göreve geldikten sonra Rus lider Medvedev ile görüşme rekoru kırmıştır; Yanukoviç Moskova’ya 5 Martta resmi, 5 Nisanda da özel ziyarette bulunmuş, ikili ayrıca 13 Nisanda Washington’da bir araya gelmişlerdir. Bunun yanı sıra İki liderin 21 Nisanda Ukrayna’nın Harkov şehrinde, 8-9 Mayıs’ta Moskova’da düzenlenecek Zafer Günü törenlerinde ve bu görüşmeden bir hafta sonra da gene Ukrayna’da bir araya gelmeleri beklenmektedir. Turuncu devrimle birlikte gerilimli günler yaşamaya başlayan iki ülke Yanukoviç’in seçilmesiyle ilişkilerini tekrardan stratejik düzeye çıkarmanın telaşı içindedirler. Bunun için öncelikli olarak liderler düzeyinde bir “obşiy yazık” (ortak dil) oluşturulmaya gayret edilmektedir. 21 Nisan’a alınan Medvedev–Yanokoviç buluşmasının şu gündem konuları çerçevesinde gerçekleşmesi öngörülmektedir: Dmitriy Medvedev’in yeni seçilen Ukraynalı meslektaşı Viktor Yanukoviç’le 17–18 Mayıs’ta gerçeklerleştirilmesi planlanan görüşme 21 Nisan 2010 tarihine alınmıştır.
- Ukrayna’nın Rusya’dan aldığı gazda fiyat indirimine gidilmesi
- Kırım’daki Rus Karadeniz filosu ile ilgili antlaşmanın yenilenip filonun süresinin uzatılması
- Atom enerjisi alanında işbirliğinin tesis edilmesi
- Ortaklaşa yeni uçak yapımı projeleri üzerinde çalışılması
- Ukrayna şirketi “Turboatom’un” özelleştirilip Rusya’ya satılması
Ülkesinde göreve geldikten sonra hızla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına kendi yandaşlarını atamaya başlayan Yanukoviç, dış politika kapsamında bir taraftan Batı ile iyi ilişkiler kurmaya hazır görünümü çizerken diğer taraftan asıl işbirliği zeminini Rusya ile oluşturmaya çabalamaktadır. Nitekim iki ülke savaş donanmaları arasında 7 yıldır düzenlenmeyen Karadeniz havzasında ortak tatbikat uygulamasının 22–25 Haziran 2010 tarihinde Kırım’ın Akyar (Sivastopol) şehrinde gerçekleştirileceği duyurulmuştur.
[3] Moskova için hayati derecede önemli olan, büyük oranda Rus karşıtlığı üzerine inşa edilen Ukrayn milliyetçiliği mefkûresinin sindirilmesi adına Ukrayna parlamentosunda, “milliyetçilik propagandası yapanlara” ceza öngören yasa tasarısı görüşülmektedir. Yine bu doğrultuda Ukrayna’nın milli kahramanlarından biri olarak kabul edilen, SSCB karşıtı, Ukrayna milliyetçilik hareketi öncülerinden Stepan Bandera’nın Donetsk mahkemesi tarafından “milli kahramanlık sıfatı” kaldırılmıştır. Ülkedeki milliyetçi kesim tarafından “Ukrainofob” (Ukrayna düşmanı) olarak adlandırılan yeni Eğitim Bakanı Dmitriy Tobaçnik de okullarda öğretilen mevcut Ukrayna tarihi dersini “etnik çatışmalardan uzak, insanı evrenin merkezi kabul eden yeni bir konsept ile gözden geçireceklerini” ifade etmiştir.
[4]
Medvedev tarafından, Rus zihniyetinin stratejik derinliğinde bu denli önemli yeri olan “yakın çevre” algılamasındaki bir numaralı tehlike olan “turetskaya ugroza” (Türk tehdidi) düşüncesinin muhatabı Ankara’ya 11–13 Mayısta resmi bir ziyaret gerçekleştirilmesi beklenmektedir. Medvedev’in Türkiye ziyaretinde öne çıkan gündem başlıkları şunlardır:
- Mersin Akkuyu Nükleer Santralinin inşası
- Samsun – Ceyhan petrol boru hattı projesi
- Güney Akım ve Mavi Akım 2 projesi
- İki ülke arasındaki ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkarılması için gerekli düzenlemeler
- İki ülke arasında vize uygulamasının kaldırılması
- Kremlin tarafından yeni oluşturulan Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi ile ilgili görüş alışverişinde bulunulması.
Kimilerine göre “derin” kimilerine göreyse “milli devletinin” ülkede ipleri eline alması ve dünya enerji fiyatlarındaki artış sayesinde kısa sürede toparlanan Rusya, dış politikada tekrar proaktif stratejiler uygulamaya kalkışmış ve asırlardır değişmeyen emperyal hedeflerine yönelmiştir. Bu doğrultuda bir dönem Rusya karşıtı olarak gerçekleştirilen renkli devrimlerin uygulandığı “pilot ülkelerde” bu projenin başarısız olması sonucunda Moskova, son Kırgızistan rövanşıyla, Gürcistan hariç, tüm “renkli ülkelerde” eski siyasal otoritesini yeniden sağlamayı başarmış durumdadır. Bu noktada Rusya’nın uluslararası arenaya “yeni bir kutup” olarak dönüşü Washington – Moskova mihverinde değerlendirilirse bu durumun genel olarak ABD çıkarlarına uygun düştüğü söylenebilir. Zira jeopolitik bağlamda Rusya ABD için Doğu’da Çin’e Batı’da da AB’ye karşı dengeleyici unsur görevini görmektedir.
(Ferit TEMUR, SDE Asistanı)
[1] Rusçadaki Zapadniki (Batıcılar) sözcüğü Zapadniçestvo (Batıcılık) akımından gelmektedir. Her ne kadar literatürde Zapadniçestvo akımı 1830’lu yıllardan sonra ortaya çıktığı yazılsa da aslında bu akımı Deli Petro’nun Rus toplumunu (tepeden inmeci bir yaklaşımla) değiştirmek için uyguladığı reformlara kadar götürmek gerekir. Tarihi süreç içerisinde Rusya’da devlet otoritesinin zayıfladığı dönemlerde ortaya çıkan ve bugüne kadar hep Batı karşıtlarının (Konzervatizm–Muhafazakârlık, Evrazistvo–Avrasyacılık, Sotsializm–Sosyalizm, Kommunizm–Komünizm, Natsializm–Milliyetçilik ya da Neo-Evrazistvo–Yeni Avrasyacılık gibi değişik akımlar altında) kazandığı iktidar mücadelesi olagelmiştir. Rus tarihindeki bu önemli anekdotun Türkiye’de Rusya üzerine yapılmış önemli çalışmalardan birisinin ismine verilmesi de çok anlamlı olmuştur (Bkz. Yaşar ONAY, Batıya Direnen Devlet Rusya, (İstanbul: Yeniyüzyıl Yayınları, 2008).
[4] “Dmitriy Tabaçnik: “Vranya v istorii bolşe ne budet!”, 16.04.2010, http://donbass.ua/news/jobs-and-education/2010/04/16/dmitrii-tabachnik-vranja-v-istorii-bolshe-ne-budet.html (Erişim Tarihi: 20 Nisan 2010). Burada belirtmek gerekir ki gerek Stepan Bandera’nın “milli kahramanlık sıfatının” iptal edilmesi gerekse Eğitim Bakanı Dmitriy Tabaçnik’in icraatlarından rahatsızlık duyan Ukrayna milliyetçileri eski Başkan Viktor Yuşenko önderliğinde bu olaylara tepki ve eğitim bakanının görevden alınması için protesto eylemler düzenleyeceklerini ilan etmişlerdir.