Bu toplantı ve yansımaları üzerinde durmadan önce krizin nasıl patlak verdiğine ve kriz habercisi olan gelişmelerin hangi dönemden itibaren Yunanistan’ı kuşattığına, sebep ve sonuç ilişkisi içinde bakmamız gerekir.
Yanlış Hesap Brüksel’den Döndü
Hatırlanacağı gibi Yunanistan Başbakanı Papandreou, 2009’un Ekim ayında yaptığı açıklamada, ülkesindeki bütçe açığının gayri safi milli hasılanın (GSMH) yüzde 12,7’sini aştığını bildirmiştir. Uluslararası piyasalarda ve AB çevrelerinde deprem etkisine yol açan bu açıklama, yüzde 5-6 seviyesinde olması beklenen bütçe açığının gerçekte bunun iki katı olduğunu gözler önüne sermiştir. Bu dakikadan sonra, AB çevrelerinde, Atina’nın borcunu çeviremeyip iflas edeceğine ilişkin endişeler ve Avro’ya vereceği muhtemel zararlar kafaları meşgul etmeye başlamıştır.
Yunanistan açıkladığı bütçe açığı AB standartlarının 4 katıdır. Sorunun bir diğer boyutu ise daha önceki Yunan hükümetinin rakamlarda oynayarak borç açığını AB’ye düşük bildirmesidir. Bu da ülkenin, AB ve uluslararası toplum nezdinde güvenilirliğine ciddi zarar vermiştir. Brüksel, konuyla ilgili yaptığı incelemeler sonucunda, Yunanistan’ın istatistiklerde sahtekârlık yaptığını teyit etmiştir. (1) AB İstatistik kuruluşu olan Eurostat önümüzdeki günlerde gerçek bütçe açığının ne oranda olduğunu açıklayacaktır. Bu rakamın da yüzde 13’ün altına düşmeyeceği tahmin edilmektedir.
Fakirlikten Zenginliğe
Yunanistan, zenginler kulübü olarak bilinen Avrupa Birliği üyelik müzakerelerine 1976 yılında resmi olarak başlamış ve 5 yıl sonra 1981 yılında AB üyeliğine kabul edilmiştir. O dönemde Yunanistan’ın başbakanlık koltuğunda, ülkesinin iflasın eşiğinde olduğunu açıklayan George Papandreu’nun babası Andreas Papandreou oturmaktaydı.
O dönemde, Avrupa Birliği'ne aday ülkelerin katılım öncesi yerine getirmeleri gereken Kopenhag kriterleri de henüz ortada yoktu. Bilindiği gibi 1993 yılında ortaya koyulan; siyasi, ekonomik ve topluluk mevzuatı olarak üç ayrı başlık altında toplanan bu kriterler, aday ülkelerinin yerine getirmesi gereken temel şartları göstermektedir. Buradaki ekonomik kriterlere baktığınızda, AB içinde rekabet edebilme kapasitesine sahip etkin bir pazar ekonomisinin varlığının arandığı görülmektedir. AB’nin cömert dönemine denk gelen Yunanistan’ın AB’ne girdikten sonra ve AB’nin maddi yardımlarıyla bu kriterleri gerçekleştirmeye çalıştığını da burada not etmeliyiz.
Birliğe üye olduğu dönemde yıllık enflasyon oranı yüzde 20-25’lerde seyrederken ve gelişmekte olan tipik bir Balkan ülkesi profiline sahipken nasıl da hızlıca kalkındığını rakamlar çok net ortaya koymaktadır. Yunanistan’ın Birliğe girdiği yıl kişi başına düşen milli geliri 9 bin Dolarken, 2009 yılına gelindiğinde bu rakamın 30 bin Dolar’a çıkmış olduğunu görüyoruz. (2) Bunun sağlanmasında, AB’nin parasal desteğinin önemli bir rol oynadığını bilmeyen yoktur.
Yunanistan Avro Alanında
Yunanistan’ın Avrupa Birliği ortak para birimi olan Avro’ya geçişi 2001 yılında gerçekleşmiştir. 1993 yılında yürürlüğe giren Maastricht Anlaşması’nda, Avro bölgesine alınacak ülkelerin, ekonomi ve para piyasasına ilişkin yerine getirmesi gereken minimum kriterler belirlenmiştir. Bugün için toplam 16 AB üyesinin dâhil olduğu Avro bölgesinde geçerli para birimi olarak Avro kullanılmaktadır. Bu ülkelerin bütçe açıklarını, kamu borçları, uzun süreli faiz oranları ve parasal istikrarlarını Maastricht ölçütlerine uygun hale getirmeleri gereklidir.
2001’de Avro bölgesine katılmadan önce, ülkedeki bütçe açığının küçük gösterilerek yüzde 3’ün altında bildirildiği ve bu uygulamanın takip eden yıllarda da sürdürüldüğü önceki hükümetin Maliye Bakanı tarafından 2004 yılında açıklanmıştır. Dolayısıyla, Yunanistan’ın Avro bölgesine girmek için gerekli olan ekonomik kriterleri gerçekleştirmeden Avro alanına girdiğini görüyoruz. (3)
Borçlar Artıyor
Yunanistan için aslında ekonomik kriz yabancı bir kavram değildir. Avro alanına girdikten sonra düşen faiz oranları Yunan hükümetini, borçların finansmanında yeni borçlara sırtını dayamasını kolaylaştırmıştır. Kendini Avro bölgesinde güvende hisseden Yunanistan mali bütçe kontrolünü ve kamu harcamalarını gevşek tutarken diğer taraftan vergi gelirlerinde ciddi bir artış gerçekleştirememiştir.
Yunanistan’ın kamu harcamaları 1980’de GSMH’nın yüzde 30’uyken bu rakam 1990’da yüzde 51’e, 2009’da ise yüzde 114’e yükselmiştir. Aynı dönemlere ait vergi gelirleri ise küçük artışlarla, 1980’de GSMH’nın yüzde 27’sinden 1990’da yüzde 32’sine 2009’da ise yüzde 37,3’üne çıkmıştır. Görüldüğü gibi, bu ufak artışlar, kamu harcamalarında ve dış borçta yaşanan büyük artışın hızına hiçbir zaman erişebilmiş değildir. 1990’da yüzde 19 bütçe açığıyla OECD ülkelerinin bu kategoride sonuncusu olan Yunanistan, 2000 yılına geldiğinde bütçe açığını yüzde 3 olarak bildirmiştir. Bu tarihten itibaren bütçe açığı sürekli büyümüş ve 2009’da yüzde 13’e dayanmıştır. (4)
Dış borç durumuna baktığımızda ise aynı olumsuz manzarayla karşılaşmaktayız. Bilindiği gibi, dış borç, bir ülke sınırları içindeki kamu ya da özel sektörün ülke dışına ödemesi gereken toplam borç miktarını göstermektedir. Hangi ülkenin ne kadar dış borcu olduğunu tespit ederken o ülkenin ödeme gücü yani GSMH’sı da dikkate alınmaktadır. Yunanistan 1980’de 4,4 milyar Dolar, 1990’da 22 milyar Dolar, 2009 yılında ise büyük bir artışla 594 milyar Dolar dış borca girmiş durumdadır. Dış borcun GSMH’ya oranları ise sırasıyla şöyledir; 1980’de yüzde 12, 1990’da yüzde 33, 2009’da ise yüzde 175’dir.
Son yıla ait diğer göstergelere baktığımızda, kayıtlı işsiz oranının yüzde dokuz, genç işsizlerin oranının yüzde 20 olduğu, doğrudan yabancı yatırımın yüzde 21, turizm gelirlerinin ise yüzde 13 azaldığı görülmektedir. (5) Bu ekonomik göstergeler, kötüleşen Yunan ekonomisinin giderek nasıl kangrene dönüştüğünü ortaya koymaktadır.
Krizin Nedenlerinde Yolsuzluk ilk Sırada
Yunan diasporasının çıkardığı Journal of Helenic Diaspora dergisinin 1993 yılına ait sayısında Yunanistan’ın ekonomik anlamda karşılaştığı riskleri adeta bugünü görerek anlatan güzel bir makale kaleme alınmıştır. Burada özetle Yunan ekonomisinin karşılaştığı en büyük sorunu, yıllarca ihmal edilmiş olan mali kontrol ve mali disiplinin olmayışına dayanan makroekonomik yapısal dengesizliklerdir. Bunun da en büyük sebebi hızla artan kamusal harcamalardır. (6)
Yunanistan’daki ekonomik krizi tetikleyen en önemli faktörün ise yolsuzluk olduğu belirtilmektedir. George Papandreou geçen yıl Başbakanlık koltuğuna oturduktan hemen sonra yaptığı açıklamada, ülkesinin asıl probleminin sistematik yolsuzluk olduğunu açıklamıştır. Uluslararası Saydamlık Örgütü’nce yeni yapılan bir araştırmaya göre, yolsuzluk Yunanistan’da günlük hayatın ayrılmaz bir parçasıdır. Araştırmaya göre, geçen yıl içinde, ehliyet alımını hızlandırmak, inşaat ruhsatları, devlet hastanelerine kabul edilme, vergi iadelerini manipüle etme gibi kamusal işlemler için bir Yunan vatandaşı ortalama 1355 Avro rüşvet vermektedir. Avukat, doktor ya da bankacı gibi özel sektör çalışanlarına ödenen rüşvet miktarları ise daha yüksektir. (7)
Geçen hafta bir İngiliz mahkemesinin Johnson & Johnson şirketinin medikal malzeme tedarik bölümünün eski yöneticisi tarafından Yunan doktorlara 4,5 milyon Avro rüşvet verildiğini bunun karşılığında Avrupa ortalamasının iki katı fiyata ortopedik ürünlerin satıldığını tespit etmiştir. 2006 yılına ait başka bir örnekte ise, Alman Siemens şirketinin Yunan görevlilere rüşvet verdiği ortaya çıkmış ve uluslararası bir skandal yaşanmıştır. (8) Hedeflenen rakamın iki katı para harcanarak toplam 9 milyar Avro mal olan 2004 Atina Olimpiyatlarında, Siemens ile Yunan makamları arasında, güvenlik sistemleri alımında yolsuzluk ilişkileri olduğu iddiaları ayyuka çıkmıştır. (9)
Uluslararası Saydamlık Örgütü’nün tespitine paralel sonuçlara ulaşan ABD merkezli Brookings Enstitüsü de yaptığı bir araştırmada, Yunanistan milli ekonomisinin yüzde 8’inin-ki bu rakam 20 milyar Avro’ya denk gelmektedir- yolsuzluk ve adam kayırmacılığa gittiğini ileri sürmektedir. (10) Elbette burada asıl kaybeden, en çok vergi yükünü çeken orta halli kesim ile devletin kendisidir.
Uzmanlara göre, Yunanistan’da yüzde 35 oranında vergi kaybı söz konusudur. Adını açıklamayan üst düzey bir Yunan devlet görevlisine göre, ülkesinde 4-4-2 sistemi uygulanmaktadır. Bu sistem şöyle çalışmaktadır. Bir şahıs ya da şirketin devlete 10 bin Avro vergi borcu var diyelim. Bu durumda şirket 4000 Avro’yu kendisini denetlemekle görevli kişiye verir, 4 bin Avroyu kendisine ayırır ve 2 bin Avro’yu da devlete vergi olarak öder. Sağlık sigortası sistemi de yolsuzlukların yoğunlaştığı sektörlerdendir. Devlet memurluğu kadroları ise gereğinin çok üstünde şişirilmiş durumdadır. (11)
Son olarak, GSMH’sına oranla AB içinde askeri harcaması en yüksek ülke olan (2008 rakamlarına göre GSMH’sının yüzde 3,4’ü) (12) Yunanistan’ın izlediği bu harcama politikasının da ulusal ekonomisi üzerinde ciddi anlamda negatif etkileri söz konusudur.
AB’den Yunanistan’a Destek
AB ülkeleri çok istekli olmasa da, kolları sıvayarak Yunanistan’ı kurtarma planı hazırlıklarına koyulmuşlardır. Avrupa’nın Yunanistan’a karşı neden bu kadar hoşgörülü davrandığı sorusu akla gelmektedir. Öncelikle Avrupa’nın, kültür ve medeniyetinin temellerini çoğunlukla eski Yunan’a dayandırdığını göz önünde tutmamız gerekir. Avrupalı, bugünkü Yunanlılara da Aristo’nun, Sokrat’ın torunları gözüyle bakmaktadır. Bu durum elbette Avrupa’nın Yunanistan’a yönelik tavrında belli bir esnekliğe ve hoşgörüye sebep olmaktadır. Yaklaşık 400 yıl Osmanlı idaresi altında yaşayan Yunanistan’ın 1830’da bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmasında da Avrupa ve Rusya’nın kendi siyasi çıkarlarının yanında Avrupa kamuoyunda var olan bu hoşgörünün de etkisinin olduğunu söylememiz yanlış olmayacaktır.
Ancak bu noktada, Ortodoks Yunan ahalinin, Osmanlı döneminde gerçek bir hoşgörü içinde yaşadığını da belirtmeden geçemeyiz. Ortodoks Hıristiyanlar Katolik Avrupa’da inançlarından dolayı takibata ve ağır cezalara mazur kalırken Osmanlı idaresi altında huzur içinde yaşadıklarını biz değil, 17. yüzyılda Osmanlı’nın Balkan vilayetlerini karış karış gezen Avrupalı seyyahlar anılarında ifade etmektedir. (13)
Tekrar Yunan mali krizinin nasıl üstesinden gelineceği meselesine dönecek olursak, Yunanistan’ı kurtarmak için önde gelen avro ülkeleri elini cebine atarak bir kredi sepeti hazırlamışlardır. Bunun en büyük donörleri Almanya, Fransa ve İtalya olacaktır. (14) Alınan karara göre, Mali Yardım Paketinden bir Avro ülkesinin yararlandırılması için tüm Avro ülkelerinin ortak karar vermesi gerekecektir.
Bunun yanında Avrupa’da bazı çevrelerce, Yunanistan’ın kendi eliyle başına getirdiği bu sorunu yine kendisinin baş etmesi gerektiği, muhtemel bir kurtarma planının diğer AB ülkeleri için de kötü örnek olacağı iddia edilmektedir. Özellikle Alman basını, Yunanistan’ı, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediği gerekçesiyle eleştirmektedir.
Yunanistan’ın kendi başına alacağı tedbire baktığımızda ise, bugünden itibaren kemer sıkma politikası uygulayacağını görmekteyiz. Hedef olarak da önüne, bu yılın sonunda bütçe açığının yüzde 4 azaltılması, 2012 ise yüzde 3 seviyesine indirilmesini koymuştur. Bu başarmak için, vergilerin artırılması, vergi bilgilerinin merkezi bir sistem altında kayıt altına alınması, emekli yaşının yükseltilmesi, bürokrasinin sabitleştirilmesi, neredeyse çalışırkenki dönemle aynı miktarda olan emekli aylığının düşürülmesi, şişkin memur kadrolarının azaltılması, kamu harcamalarının kısılması tedbirlerinin alınacağı hükümet tarafından duyurulmuştur.
Hükümetin açıklanan bu acı reçetenin ne kadarını uygulayabileceği ise henüz net değildir. Halkın ve güçlü sendikal örgütlerin buna karşı tepki duyduğu bilinmektedir. Bu nedenle ekonomik krizin daha büyük ölçekli bir siyasi krize dönüşme ihtimali de bulunmaktadır. Yunanistan, bu hedeflere ulaşabileceği konusunda piyasaları ve AB’yi de tam olarak ikna edebilmiş değildir.
IMF de Devrede
AB, IMF’nin yardıma çağrılmasına da karar vermiştir. IMF’li bir kurtarma planı, Avro’nun ününü zedeleyeceği ve AB’nin kendi sorunlarını çözmede yetersiz kaldığını gözler önüne sereceği gerekçesiyle AB Komisyonu’nca eleştirilmektedir. Ancak, bilindiği gibi, IMF bu şekilde sorun yaşayan ülkelere mali yardım yapma ve mali açıdan kontrol etme konularında tecrübeli bir uluslararası kuruluştur. Aslına bakacak olursanız 2010 Ocak ayından itibaren IMF Yunanlılara bütçe planlaması, vergi yönetimi, kamu muhasebesi ve istatistikî şeffaflık konularında teknik destek vermektedir. IMF’nin maddi desteğinin istenmesi, AB için eksi puan sayılırken, IMF açısından önemli bir prestij ve başarı anlamına gelmektedir. (15)
Sonuç
Tükettiğinden daha çoğunu üretemeyen ya da diğer bir ifadeyle ürettiğinden daha fazlasını harcayan ülkelerin benzer sorunları er ya da geç yaşaması kaçınılmazdır. Ayağını yorganına göre uzat atasözü bu açıdan son derece anlamlıdır. Ayrıca, sistematik yolsuzluk bir ülkeyi ihtiyaç duyduğu yatırımlardan mahrum bırakırken diğer taraftan halkın üzerindeki vergi yükünü artırmakta ve böylece kronikleşen sosyo-ekonomik ve hatta siyasi sorunlara neden olmaktadır.
Yunanistan’da yaşanan aslında asıl sorunun bir sonucudur. Dolayısıyla bu notadan sonra Yunanistan’ın kapısına dayanan alacaklılarını, ödemede aksaklık yapmayacağı konusunda ikna etmesi gerekmektedir. Diğer taraftan Avrupa’nın kendisi için hazırladığı ve IMF’yi de ne olur ne olmaz diye dâhil ettiği yardım paketine başvurması kaçınılmaz görünmektedir. Ancak ülkedeki vergi toplama sisteminin reformasyonu, yolsuzluk ve rüşvetle mücadele gibi ciddi sorunlar çözülmedikçe bu krizin tekrarlayacağı tahmin edilmektedir.
Almanya ve Fransa açısından baktığımızda ise, ekonomileri zorda olan diğer Avro ülkelerine kötü örnek olacağı nedeniyle Yunanistan krizine temkinli de yaklaşsalar, kendi kamuoylarında tepkiyle de karşılansalar sorunu çözmek için ellerini ceplerine götüreceklerdir. Zira Avro bölgesinin hem prestiji hem de var olması bu sorunun halledilmesine bağlıdır. Ancak önümüzdeki dönemde, Avro ülkelerinin daha yakından takip edileceği bir izleme-denetim sistemini devreye sokmak için yoğun gayret gösterecekleri de diğer bir güçlü beklentidir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] http://www.finfacts.ie/irishfinancenews/article_1018803.shtml
[2] http://www.economywatch.com/economic-statistics/Greece/GDP_Per_Capita_PPP_US_Dollars/
[3] http://www.independent.co.uk/news/world/europe/greece-admits-deficit-figures-were-fudged-to-secure-euro-entry-533389.html
[4] http://www.hellascapital.com/pdf_files/greek_economy_turning_point.pdf
[5] http://janelanaweb.com/novidades/the-fate-of-greece-%E2%80%93-insights-from-athens/
[6] http://www.hellascapital.com/pdf_files/greek_economy_turning_point.pdf
[7] http://flarenetwork.org/blog/2010/03/05/greek-corruption-booming-says-transparency-international/
[8] http://flarenetwork.org/blog/2010/03/05/greek-corruption-booming-says-transparency-international/
[9] http://www.assetrecovery.org/kc/node/2395fa7f-5428-11de-bacd-a7d8a60b2a36.0;jsessionid=903DE15A9D84632FC7FDE6269972AA73
[10] http://online.wsj.com/article/SB10001424052702303828304575179921909783864.html?mod=WSJ_business_EuropeNewsBucket
[11] http://online.wsj.com/article/SB10001424052702303828304575179921909783864.html?mod=WSJ_business_EuropeNewsBucket
[12] http://datafinder.worldbank.org/military-expenditure
[13] http://www.gorgiaspress.com/BOOKSHOP/pc-56395-58-pignot-hlne-christians-under-the-ottoman-turks.aspx
[14] http://www.eubusiness.com/news-eu/greece-economy.43y