Konuşmasının ardından Aktay, sözü Doç. Dr. Haluk Alkan’a bıraktı. Alkan, Kırgızistan’ı anlamak için “patronal başkanlık rejimi” ve “rantiyer devlet” kavramlarının çok iyi bilinmesi gerektiğine vurgu yaparak kavramları şu şekilde açıkladı;
Patronal Başkanlık Rejimi, yürütme otoritesinin ve cumhurbaşkanının anayasal yetkileri açısından süper başkanlık rejimine benzer, Cumhurbaşkanının iktidarını sürdürmesi informel patronaj sistemini iyi yönetebilmesine bağlıdır, Cumhurbaşkanı otoritesini yürütmekte bir arada hareket etmek zorunda olduğu siyasal, ekonomik ve geleneksel seçkinler tarafından sınırlanabilmekte veya iktidardan alınabilmektedir.
Rantiyer Devlet, ülkenin sahip olduğu ekonomik gelir ve kaynakların siyasal seçkinler tarafından kontrol edilmesi ve paylaşılması, geliri kontrol eden grupların iktidar monopolünü ellerinde tutmaları, iktidar monopolünü sürdürmeye yardımcı bir kurumsal ve anayasal yapının bulunması, dış yardımlara bağımlı ikincil rantiyer devlettir.
Alkan aynı zamanda, Kırgızistan’da büyük bir kurumsallaşma sorunu olduğuna da değindi. Sorunlardan biri, bölgesel kabileler ile yerel liderler arasında çatışma olduğuydu. Kırgızistan’ı etkileyen diğer sorunun, ekonomik bağımlılık olduğunu şu sözlerle açıkladı: “Kırgızistan Moskova’dan gelecek olan para transferine en çok ihtiyaç duyan Orta Asya ülkesidir. Buna bağlı olarak ta Sovyet rejiminin çökmesinden en fazla etkilenen ülke olmuştur. 1980’lerde doğal kaynakların aşırı kullanımı ve petrol, maden ve bazı metallerin dış satım fiyatlarındaki düşmenin Sovyet ekonomisini durgunluğa sürüklemesi Kırgızistan’ı derinden etkiledi. Yerel hükümetin kaynak transferi yapamaması iç göçü ve toplumsal huzursuzluğu tetikledi. Ekonomik bağımlılık Kırgızistan’ın paraya çevrilebilecek kaynaklara sahip olmamasından kaynaklanmıştır. Bugün Kırgızistan’ın en önemli sorunu nakit para ihtiyacıdır. Diğer temel sorun ise bağımsızlık sürecinde liderlik sorunudur.”
Kırgızistan’ın nüfus dinamiklerini de ele alan Alkan, Kırgızların süreç içinde kendi cumhuriyetlerinde azınlık konumuna düştüklerinin altını çizdi. Ülkenin içinde bir Kuzey-Güney ayrımı olduğuna değinerek, İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’daki sanayi tesislerinin bölgeye taşınması politikası sonucunda ülkenin Kuzey bölgelerine sanayi tesisleri kurulduğunu, Kuzeyin daha sanayileşmiş ve kentli bir görünüm alırken, güneyin tarımsal yarı göçebe karakterini koruduğunu belirtti.
Liderlik Sorunu
Alkan, Kırgızistan’da sorun olarak görülen bir diğer konunun da liderlik sorunu olduğunu şu şekilde ifade etti:
“Siyasal hayatın ilk özelliği, Sovyet sisteminde geleneksel yerel ve kabile bağları temelinde yerleşik hayata geçilmesinin bir sonucu olarak KrKP örgütünün yerel-kabilesel ilişkilerini koruyabilmiş olmasıdır. Bu duruma, bağımsızlıktan hemen önce Parti örgütü içerisinde yaşanan hizipleşmeler eklenmiş ve diğer Orta Asya ülkelerinin aksine bağımsızlık sürecinde Parti hiyerarşisi ve disiplini korunamamıştır. Sovyet dönemi kadrolar politikası önce Rusların parti içindeki konumunu güçlendirmiş, Kuruşçev döneminde yerel liderlere öncelik verilmesi politikası uygulanmıştır. Kruşçev-Brejnev döneminde Kuzeyli liderler KrKP yönetimine hakim olmuştur. Razzakov 11, Usabaliyev 24 yıl görevde kalan Kuzeyli liderlerdir. Andropov Kuzeylileri tasfiye ederek yerine Güneyli Absamat Masaliev’i yönetime getirince geleneksel dengeler bozulmuştur. Kuzeyliler dışlandıkları için KrKP içinde muhalif konuma geçtiler. Güneyde Kırgızlarla anlaşmayan, Özbek partililer de ayrı bir gruptu. Özbekler Oş olaylarından sonra Kuzeye daha yakın hareket edeceklerdir. Ayrıca Masaliev’in, Gorbaçov reformlarına karşı tutumu nedeniyle de Moskova ile arası açılmıştı.”
Siyasal Hayatın İşleyişi
Siyasal hayat üzerinde, eski Sovyet rejiminin kamu bürokrasisinden gelen ve yeni gelişmekte olan özel sektörde belirleyici konumlar elde etmiş, aynı zamanda çeşitli siyasal görevleri yürütmekte olan elitlerin nüfuzunun sözkonusu olduğunu vurgulayan Alkan, “Bugün muhalefet lideri olarak anılan isimler dahil bir çok politikacı, Akaev’in yardımcılığı ve bakanlığı dahil bir çok idari ve siyasi görevlerde bulunmuş kişilerdir. Dolayısıyla ülkede üst düzey görevlerde bulunan her isim potansiyel veya aktif, siyasal hayatta belirleyici olabilecek bir aktördür. İdari görevlerde yaşanan sürekli değişiklikler tecrübeli bir bürokratik kadronun oluşmasını engellemekte, bakanlık görevini oldukça riskli bir pozisyon konumuna sokmaktadır. Gerek siyasal kadrolarda gerekse idari görevlerde dönüşüm oranı oldukça yüksektir. Hızlı kadro rotasyonu, merkezde yönetici elitlerin kabile bağları, yerel bölgelerde ise etkin yerel otoritelerin siyasal süreç üzerinde etkisi Kırgızistan’da zayıf bir yürütme mekanizmasının oluşmasına neden olmaktadır. Böyle bir yapıda Akaev’in, yönetim örgütleri ve parlamento üzerinde sürekli ve tek yönlü bir hakimiyet kurması oldukça güç olmuş, otoritesi sınırlanmıştır ” dedi.
İktidar Değişimi
“2005 yılındaki iktidar değişimi ülkedeki siyasal rejimin işleyişi üzerinde somut bir değişim getirmemiş, rollerin değişimi dışında istikrarsızlığın çözümüne hizmet etmemiştir. 2006 yılındaki çatışma sonrasında yaşanan bir dizi gelişme Cumhurbaşkanı Bakiyev’in ülkedeki siyasal sistemin işleyişi üzerinde köklü bir değişim yapma isteğini gözler önüne sermiştir. Bakiyev büyük bir olasılıkla, Kazakistan’da Nazarbayev’in hakemliğinde oluşturulan otoriter bir başkanlık rejimin unsurlarını Kırgızistan’a transfer etmeyi amaçlamaktaydı” diyen Alkan, Bakiyev rejiminin nasıl bir süreçten geçtiğini katılımcılara anlattı
.
Uluslararası Arka Plan
Kırgızistan ile ilgili tüm sorunların uluslararası arka planını ise şu başlıklar altında değerlendirdi:
1- Küresel ekonomik krizin olumsuz etkileri
2- Kuraklık, su sorunu, elektrik üretiminde yaşanan düşme
3- Manas askeri üssü konusunda rus baskısı
4- Güney Kırgızistan’daki askeri üs sorunu
Olası Sonuçlar
Alkan olası sonuçları şu şekilde değerlendirdi:
“Kırgızistan politikasında geleneksel ve güncel olarak etkili olan Kazakistan’ın izleyeceği politika önem kazanmaktadır. Rusya ile ilişkilerini belli bir denge politikası ile yürütebilen ve Kırgızistan’ın tamamıyla Rus nüfuzuna girmesinden endişe eden Kazakistan yönetimi taraflar arasında dengeleyici bir rol oynayarak Kuzey/Güney dengesine dayalı yeni iktidar yapısının oluşturulmasında arabulucu bir rol oynayabilir. Güneyli gruplar Kazakistan’dan kaynaklanan girişimlere daha sıcak bir tutum takınabilirler. Bakiyev’in bölgesel desteğini tüm güneyi içine alacak şekilde genişletmesi ve karşı direnişi örgütleyebilmesi durumunda Kuzeydeki yönetimin otoritesi sarsılabilir. Kırgızistan anayasal düzey de değilse bile fiilen ikiye bölünmüş bir ülke konumuna gelebilir. Ülke güneyinin aynı zamanda Orta Asya’nın en stratejik bölgesi olan Fergana Vadisini içermesi, Bakiyev’in bu kartı ABD ve NATO’nun desteğini almak amacıyla kullanması sonucunu doğurabilir. Bu durumda Kuzey/Güney bölünmesi aynı zamanda iki rakip küresel güç ABD ve Rusya’nın etki alanındaki bir ayrışmayı da getirebilir. Güneyli gruplar Bakiyev’i dışarıda bırakarak, Kuzey ile işbirliğine yönelebilirler. Bu durumda yeni Cumhurbaşkanının kim olacağı, dengelerin hangi yasal zeminde yeniden oluşturulacağı soruları çözümlenmesi gereken sorunlar olarak öne çıkacaktır. Dengeleyici bir ismin ortaya çıkmaması durumunda 2005 sonrasında yaşanan gelgitlerin süreceği de gözden kaçırılmaması gereken bir olasılıktır.”