“Nükleer Duruş Değerlendirmesi” (NPR – Nuclear Posture Review) raporu ile açıklanan bu yeni strateji, 6 Nisan’da Amerikan Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanmıştır. Raporda, ABD’ye yönelik konvansiyonel, biyolojik ya da kimyasal silahlarla yapılan saldırılara nükleer silahlarla karşılık verilmesi seçeneğinin ortadan kalkabileceği belirtiliyor. Ayrıca, ABD'nin Nükleer Silahsızlanma Anlaşması'na imza atmış ve nükleer güce sahip olmayan ülkelere karşı nükleer silah kullanmama taahhüdünde bulunmasının da söz konusu olabileceği ifade ediliyor. Ancak Obama, İran ve Kuzey Kore gibi Nükleer Silahsızlanma Anlaşması'nı ihlal ettiğini ileri sürdüğü ülkelerin bu kapsamın dışında tutulacağını belirtmiştir.
Soğuk Savaşın sonundan beri açıklanan Amerika’nın 3. nükleer strateji raporunun benzerleri, 1994 yılında Clinton Yönetimi, 2001 yılında ise Bush Yönetimi dönemlerinde hazırlanmıştır. 2010 yılında belirlenen bu son nükleer stratejinin diğerlerinden farkı, Amerika’nın nükleer politikalarını ilk kez çok kapsamlı bir şekilde düzenlenmesidir. Ayrıca bu raporda nükleer silahlar var olduğu sürece nükleer caydırıcılığın sürdürülmesinin gerekliliğinden de bahsedilmektedir.
2010 NPR Raporu 5 temel amaç üzerine kurulmuştur. Bunlar;
1) Nükleer silahların yayılmasını ve nükleer terörizmi önleme,
2) Amerikan nükleer silahlarının rolünün azaltılması,
3) Stratejik caydırıcılığın ve azaltılmış nükleer güç seviyelerinde dengenin devamlılığını sağlama,
4) Bölgesel caydırıcılığın güçlendirilmesi ve Amerika’nın müttefik ve ortaklarına güvence vermek,
5) Sağlam, güvenli ve etkin bir nükleer arsenalin devamlılığını sağlamak şeklinde sıralanmaktadır.
Nükleer Strateji Raporu ayrıntılı incelendiğinde, öncelikli hedefin dünyayı nükleer silahlardan arındırmak olduğu göze çarpmaktadır. ABD, nükleer strateji değişikliğini, diğer ülkelere de aynı istikamette telkinde bulunabilmek için yapıyor görünmektedir.
Öte yandan Obama, bu yeni strateji ile ABD’yi büyük bir taahhüdün altına sokmaktadır. ABD’nin uğrayacağı olası bir biyolojik ya da kimyasal saldırıda dahi, nükleer güce sahip olmayan bir ülkeye karşı ABD’nin nükleer güç kullanmayacağını belirtiyor. Amaç caydırıcılığı artırmak olarak görünse de İran ve Kuzey Kore bu kapsamın dışında tutulmuştur. Bu açıklama ile Obama, zımni bir şekilde, İran’ın nükleer silah sahibi olacağını kabul etmektedir.
Yeni Amerikan Nükleer Stratejisi, Başkan Obama’nın nükleer silahsız bir dünyanın güvenliğini sağlamak amacına yönelik somut adımlar atılması sözü üzerine inşa edilmiştir. Bu strateji ile şu somut adımların atılması planlanmaktadır:
- Nükleer yayılmayı ve nükleer terörizmi önlemeyi ilk kez nükleer gündemin en üst noktasına taşıma ve bu amaca ulaşmak için uluslararası işbirliğini teşvik etmek ve nükleer silahların yayılmasını önleme politikalarını finansa etme,
- Nükleer yayılmayı önleme konusunda yükümlülüklerini yerine getirmek üzere uluslararası sorumluluğu artırma ve anlaşmaya taraf olup nükleer silahı olmayan ülkelere karşı nükleer silah kullanmama ya da kullanma tehdidinde bulunmama konusunda garanti verme,
- Nükleer test yapmama, yeni nükleer başlık geliştirmeme veya nükleer silahlar bağlamında yeni uygulamalar peşine düşmeme ve genişletilmiş nükleer denemeleri yasaklayan anlaşmanın onaylanmasını zorunlu kılacak güvenceler verme.
Diğer taraftan, önümüzdeki hafta 12 – 13 Nisan tarihlerinde Washington'da Nükleer Güvenlik Zirvesi yapılacaktır. Yapılacak bu zirve, nükleer silah kullanımın ve İran’a uygulanacak ilave yaptırımlar ve İran ile ilişkilerin geleceği açısından büyük önem arz etmektedir.
Buna ilaveten, Başkan Obama ve Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev’in 8 Nisan’da Prag’da imzalayacakları nükleer silahsızlanma anlaşmasından 2 gün önce bu yeni stratejinin yayınlanması dikkat çekicidir. Obama, açıkladığı bu strateji ile sadece Rusya’ya değil diğer tüm devletlere de nükleer silahların sınırlandırılmasına ilişkin duruşunu önceden bildirmiş bulunmaktadır.
Rusya ile imzalanacak olan bu anlaşma, 1991’de imzalanan ve geçen Aralık’ta süresi dolan Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (START) halefi niteliğinde olacaktır. Mart ayında üzerinde uzlaşıya varılan ve Obama’nın ‘son 20 yılın en kapsamlı silah kontrol anlaşması’ olarak nitelediği bu yeni anlaşma, Rusya ve ABD’nin nükleer savaş başlıklarını yüzde 25 - 30 arasında azaltmayı vaat ediyor.
Bugün dünyada nükleer güce sahip 9 nükleer ülkenin içinde olduğu bir ‘nükleer kulüp’ bulunmaktadır. Bunlar; ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin olmak üzere Nükleer Silahsızlanma Anlaşmasına taraf olan 5 ülke ile gayri resmi olarak nükleer silaha sahip ve anlaşmaya taraf olmayan Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail’dir. Bakıldığında, İsrailli yetkililer bugüne kadar nükleer silaha sahip olduklarını ne kabul etmiş ne de yalanlamışlardır. Kuzey Kore, nükleer silaha sahip olduğunu iddia etse bile bunu kanıtlayan bir bilgi yoktur. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, İran’da nükleer silah yapımı doğrultusunda birtakım çalışmalar olduğunu beyan etse de resmi bir açıklama yapmamıştır.
Sonuç olarak, önümüzdeki 10 yıl boyunca uygulanacak olan ABD Nükleer Stratejisi, eğer etkin bir şekilde hayata geçirilebilirse, diğer nükleer ülkelere örnek olması ve caydırıcılığın artırılması açısından olumlu sonuçlar doğurabilir. Ancak Kuzey Kore ve İran’ın bu stratejinin kapsamı dışında tutulmasının gözden kaçırılmaması gerekmektedir. Önümüzdeki günlerde, nükleer zenginler kulübünde neler olacağını görmek için bu gelişmelerin yakından izlenmesi gerekecektir.
(Özlem Pınar ORAN, SDE Asistan)