ENGLISH
08.02.2012
Ana Sayfa » Savunma - Güvenlik - TerörGeri Dön «

ABD Rusya İlişkilerinde Yeni bir START mı?

12.04.2010 13:53:52

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Bilindiği gibi, nükleer silahlar bakımından dehşet dengesi üzerine kurulan soğuk savaş yılları, ABD ile SSCB arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik çeşitli çabalara ve anlaşmalara şahitlik etmiştir.1945 yılında ABD ile başlayan ve 1949’da SSCB’nin de ilk nükleer denemesiyle adeta bir hız yarışına dönüşen nükleer silahlanmanın, hem dünya güvenliğine hem de bu yarışın baş aktörleri olan ABD ve SSCB’nin milli ekonomilerine yüklediği aşırı yük böyle bir sınırlamaya gitmelerinin diğer önemli nedenleri arasında yer almaktadır.

 

Bu iki ülkenin nükleer çekişmesi sadece iki ülke sınırları içinde yaşanmamakta, Çin, Hindistan, Pakistan, İsrail gibi başka ülkelerin de kendi nükleer programlarını geliştirmesinde kolaylaştırıcı rol oynamakta, Avrupa, iki süper gücün nükleer bombalarına topraklarını açmak zorunda kalmaktaydı. Bu çabaların somutlaşmasında, 1962’de yaşanan ve iki ülkeyi nükleer savaş eşiğine getiren kriz ve ardından ABD’nin 1964 yılında Cenevre Merkezli 18 Ülke Silahsızlanma Komitesi’nde yapmış olduğu ‘nükleer savunma ve saldırı vasıtası sayısının belirlenecek bir sayıda dondurulması’ teklifi etkili olmuştur.

Bu çağrı üzerine, müzakereleri 1969 yılında başlayan ve uzun pazarlıklar sonunda 1972 yılında ABD ve Rusya liderlerince imzalanarak neticelendirilen SALT-I (Stratejik Silahların Sınırlandırılması Anlaşması) tarafların 5 yıllık süreyle nükleer silah sayısını ve fırlatma sistemlerini artırmama taahhüdünü içermekteydi.

Ardından 1979 yılında imzalanan SALT-II, Sovyetlerin Afganistan işgal etmesi üzerine gerilen ABD-SSCB ilişkilerinin de etkisiyle ABD Senatosundan geçememiştir. Bu antlaşmada, tarafların sahip olduğu stratejik silahların miktarını açıklamalarını ve bu silahların sınıflandırılmasını düzenlenmekteydi.

1982 yılında ABD Başkanı Reagan, stratejik dengenin Sovyetlerin lehine bozulduğunu düşünerek üçüncü bir SALT anlaşması için müzakerelere açık olduklarını ilan etmiştir. Reagan’ın bu girişimine göre, her iki süper güç de, nükleer kapasitesini önemli ölçüde ve aynı seviyeye düşürecektir. Zira Reagan’a göre, silahların sadece sınırlandırılması değil azaltılması da gerekliydi. Bunun anlamı, daha çok nükleer silaha sahip Sovyetlerin daha fazla fedakârlık yapması gerekeceğiydi. Reagan bu teklifi yaparken diğer taratan da Kongreden 5 yıl için 1,6 triyon dolar gibi dev bir savunma bütçesi talep edeceğini açıklayarak Sovyetleri masaya oturmaya ikna etmek için bu kozu da kullanmıştır.(1)

START-I (Saldırı Silahlarının Azaltılması ve Sınırlandırılması Antlaşması) müzakereleri 1982’de başlamış ancak Sovyetler, böyle bir anlaşmanın kendi aleylerine olacağını düşünmeleri nedeniyle 1983’te kesintiye uğramıştır. Görüşmeler 1985’de tekrar başlamış ve nihayet 1991 yılında START-I imzalanmıştır. Her iki ülkenin meclis onaylarının ardından 1994 yılında yürürlüğe giren anlaşmayla taraflar nükleer silah atma vasıtalarını 1600’le nükleer savaş başlığı sayısını ise 6000’le sınırlamaktaydı. (2)

Bu anlaşma 5 Aralık 2009’a kadar 15 yıl süreyle yürürlükte kalmıştır. Bu anlaşmanın yerini almak üzere yeni bir START anlaşması için taraflar Cenevre’de büyük bir gizlilik içerisinde Haziran 2009 toplantılara başlamışlardır. Müzakere süreci, önceki anlaşmalarla kıyaslandığında 11 ay gibi kısa bir sürede tamamlanmıştır.

Ancak bu süre de sıkı pazarlıklar için yeterli bir süredir. Müzakerelerde en fazla üzerinde tartışılan konunun nükleer savaş başlıkları ve füze fırlatma rampalarının hangi sayıyla sınırlandıracağı meselesi olduğu ileri sürülmektedir. (3) Diğer bir anlaşmazlığın ise, izleme mekanizmasında yaşandığını dile getirmektedir. Moskova, kendi topraklarında START-I’le kurulan ABD izleme istasyonuna benzer bir mekanizmanın yeni anlaşmada olmasına karşı çıkmıştır. (4)

Bir diğer önemli nokta belki de müzakerelerin belki de en can alıcı meselesi ABD’nin Polonya, Çek Cumhuriyeti, Romanya ve Bulgaristan’a kurmayı planladığı füze kalkanı projesidir. Rusya bunun engellenmesine yönelik bir hükmü anlaşmaya koymak için yoğun gayret sarf etmiştir. Rusya, bu yapılamazsa, anlaşmanın Rusya’nın çıkarına olmayacağı fikrindeydi. (5) Ancak ABD tarafının, bunun ayrı bir konu olduğu yönündeki argümanları, görünen o ki kabul görmüştür.

Hepimizin yakından takip ettiği gibi 8 Nisan 2010’da Prag’da düzenlenen imza töreniyle ABD ve Rusya devlet başkanları uzlaşıya varılan metni imzalamıştır. Anlaşmayla, yürürlüğe girmesinin ardından 7 yıl içinde ABD ve Rusya’nın, nükleer savaş başlığı sayısını, daha önce START-I’de kabul edilen 2200 üst sınırından 1550’e indirmesi öngörülmektedir. Bu her iki ülkenin de nükleer silah kapasitesinde yüzde 30 seviyesinde bir azaltıma gitmesi anlamına gelmektedir. Böylece 1550 sayısı, her iki ülke tarafından da, küresel güvenlik ve stratejik konumları itibarıyla sahip olmaları gereken minimum nükleer kapasite olarak kabul edilmiş olmaktadır.

Bu sayı savunma veya herhangi bir nükleer saldırıya karşılık vermek için gerekli sayıdan yine de fazladır. Amerikan Bilim Adamları Federasyonu’nun yaptığı bir araştırmaya göre nükleer caydırıcılık için gerekli olan sayı 311 nükleer bombadır. Bu seviye, Çin’in elindeki nükleer silah gücüne denk gelmektedir.(6) Bu anlaşma, BM Güvenlik Konseyi’nde ‘nükleersiz bir dünya hayal ediyorum’ demesiyle 2009’da Nobel Barış Ödülünü alan Obama için de, süper güç olma iddiasını daha ziyade nükleer silahlarına dayandıran Rusya açısından da önemli sonuçları olmuştur.

Her iki ülkenin birbirine güven duyması anlaşmanın önemli hedeflerindendir. Ancak, Rusya anlaşmaya ilk şerhini düşerek ABD’nin Doğu Avrupa ülkelerine yerleştirmeyi planladığı füze kalkanı sisteminin ulusal güvenliğine bir tehdit olarak algılaması halinde bu anlaşmadan çekilme hakkını saklı tuttuğunu ilan etmiştir. START-II, ABD’nin ev sahipliğinde düzenlenmekte olan nükleer güvenlik konusundaki Liderler Konferansında Obama’ya önemli bir psikolojik üstünlük de vermiştir. Obama Yönetimi, 40. yılını dolduran nükleer silahların kontrolü rejiminde değişiklikler talep etmektedir. Bunlar genel olarak, nükleer silahların yayılmasına son verilmesi, mevcut silah stoklarının azaltılması, nükleer terörizmi engelleyici tedbirlerin artırılmasıdır.

Yeni START Anlaşması, ABD ile Rusya’yı nükleer meselede birbirine daha fazla bağımlı ve yakın hale getirirken, Rusya’nın, başta Orta Asya, Kafkasya ve Kuzey Karadeniz olmak üzere bölgesel düzeyde ABD ve NATO ile devam eden görüş ve pozisyon farklılıkları için bu durum yeni bir start anlamına gelmemektedir.

(Ömer Ersoy, Araştırmacı) 

[1] http://www.time.com/time/magazine/article/0,9171,921207-2,00.html
[2] http://www.dod.gov/acq/acic/treaties/start1/execsum.htm
[3] http://www.nytimes.com/2009/10/20/world/europe/20arms.html
[4] http://www.themoscowtimes.com/news/article/start-pact-expires-as-negotiators-press-on/391007.html
[5] http://en.rian.ru/russia/20100323/158284830.html





SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya