ENGLISH
09.02.2012
Ana Sayfa » GENÇ DÜŞÜNCEGeri Dön «

Rusya’daki Bombalı Eylemler ve Putinizm’in Geleceği

08.04.2010 18:03:39

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Rusya’da gerçekleşen patlamaların organizasyonu, yeri, zamanlaması ve bünyesinde barındırdığı mesajlar dikkate alındığında ortaya profesyonel bir iş çıkmaktadır. Üstelik eylemlerin, “failleri Çeçenler” nezdinde bir yarar değil aksine büyük zarar getirdiği gibi ülkede tesis edilen “Putinizm” sisteminin devamlılığı için de meşru bir ortam sunmaktadır. Rusya’nın Çeçen sorunsalı artık İslam sorunsalına dönüşmüş / dönüştürülmek istenmiş ve bu yüzden Kremlin’in bu mesele karşısında kapsamlı bir “İslam açılımı” ihtiyacı doğmuştur.

29 Mart Pazartesi sabahı Moskova metrosunun “Lubyanka” ve “Park Kulturı” istasyonlarında kadın intihar eylemciler tarafından gerçekleştirildiği öne sürülen patlamalar yaşanmıştır. Saldırılar sonucunda 39 kişi hayatını kaybetti, 90’dan fazla yaralı da Moskova’nın çeşitli hastanelerinde acil bakıma servisine kaldırılmıştır. Patlamalar için hedef olarak seçilen yerler ve zamanlama göz önünde bulundurulduğunda eylemlerin çok ses getirmesinin ve Rus devletine bir mesaj niteliği taşımasının planlandığı anlaşılmaktadır. Zira metro güzergahlarından “kırmızı hat” üzerinde bulunan “Lubyanka” ve “Park Kulturı” istasyonları Moskova metrosunun başlıca en yoğun istasyonlarıdır ve özellikle “Lubyanka” durağı Rus İstihbarat Teşkilatı FSB (eski adıyla KGB) binasının çok yakınındadır. Rusya, Moskova’da yaşanan bu üzücü olayların şokunu üzerinden daha atamamışken bir patlama da Dağıstan Cumhuriyeti’nin Kızılyar (Kizlyar) şehrinde meydana gelmiştir. 31 Mart Çarşamba günü önce bomba yüklü bir aracın trafik polislerinin yanına yaklaşarak infilak ettiği, patlamanın ardından oluşan kalabalığın arasına karışan polis kıyafetli diğer bir intihar eylemcisinin de üzerindeki bombayı patlattığı belirtilmiştir. Bu patlamalar sonucunda 9’u polis olmak üzere 12 kişi hayatını kaybetmiş, 20’dan fazla kişi de yaralanmıştır.

FSB Çeçenleri Hedef Gösterdi
 
Patlamaların Rusya Federasyonu (RF) başkentinde yarattığı panik, kargaşa ve öfke ortamında saldırıların kim ya da kimler tarafından yapıldığına dair ortada henüz hiçbir delil yokken Federasyon Güvenlik Servisi (“Federalnaya Slujba Bezapasnosti” / FSB) Başkanı Aleksandr Bortnikov, “saldırıları gerçekleştirenlerin Kuzey Kafkasya’nın sorunlu bölgesindeki (Çeçen) gruplarla bağlantılı olduğuna inandığını” ifade etmiştir.[1] Nitekim Bortnikov’un bu ifadesi zaten yüz yıllardır kendilerine karşı ikinci sınıf insan muamelesi yapıldığını düşünen Kuzey Kafkasya bölgesinde derin bir rahatsızlık ve tepkiye neden olmuştur. Çeçenistan Meclis Sözcüsü Dukuvah Abdurrahmanov “Eğer hepimiz Rusya Federasyonu vatandaşı sayılıyorsak o halde bu gibi suçlarda milliyet belirtmeye gerek yok” diyerek “Kuzey Kafkasya’ya dair herhangi bir dair ipucu olmadan açıklama yapanları “devlet yıkıcıları” olarak adlandırmış ve bu kişilerin sözcüklerinin tamamen hukuki ve siyasi sorumluluk taşıması gerektiğini” belirtmiştir.[2]
 
Çeçen Direnişçilerin Çelişkili Tutumu
 
Moskova’daki bombalı eylemlerden sonra ibre Çeçen direnişçilere dönmüş, gerek yurt içi gerekse yurt dışı kamuoyunda böyle bir algı oluşturulmaya çalışılmıştır. "Kafkas Emirliği" adına İstanbul'dan açıklama yapan Şemsettin Bakuyaev, Reuters'la yaptığı telefon görüşmesinde, “Moskova’daki saldırıları biz yapmadık ve kimin yaptığını bilmiyoruz” demiş;
[3] aynı şekilde bizzat Çeçen direnişinin lideri Dokka Ebu Osman’ın “Pervıy Kavkazskiy” kanalında yayınlanan bir videoda “Moskova’daki saldırıların sorumluluğunun kendilerine ait olmadığını” belirterek “patlamalardan sorumlu FSB’dir.
 
FSB bunu gerçekleştirmiştir… Siz bunların hepsini kendi prestijinizi artırmak, toplumun size oy vermesini sağlamak ve (iktidar) ömrünüzü uzatmak için yapıyorsunuz” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.[4] Fakat daha sonra “Pervıy Kavkazskiy” kanalında yayınlanan video ortadan kaybolmuş, burada beyan edilen açıklamaların tam tersine kavkazcenter.com sitesinde yayınlanan bir videoda Dokka Ebu Osman “saldırının, ailelerini geçindirmek için 11 Şubat 2010 tarihinde Arştı köyüne yabani sarımsak toplamaya giden Çeçenya ve İnguşetya'nın fakir vatandaşlarının Rus işgalcileri tarafından katledilmesine karşılık bir misilleme ve intikam saldırısı olduğunu” söylemiştir. FSB özel kuvvetlerinin masum sivilleri bıçaklarla öldürdüğünü ve cesetleriyle alay ettiğini” vurgulayan Dokka Ebu Osman kendisini suçlayan herkese ithafen, “Moskova saldırısı Kafkaslarda devam eden sivil cinayetler için yasal bir misillemedir” demektedir.[5]
 
“Kara Dullar Türkiye’de Eğitim Gördü”
 
Saldırıların ardından hem Rus hem de dünya kamuoyunun odak noktası patlamaları gerçekleştiren kadın intihar eylemciler olmuştur. Rusların “Çernıe vdovı” (Kara Dullar) olarak adlandırdığı ağırlıklı olarak Kafkasya kökenli olan Müslüman kadınlar genelde Rusya’ya karşı yapılan savaşlarda / çatışmalarda eşini, çocuklarını ya da yakınlarını kaybetmiş kimsesiz ve Rusların bölgede uyguladığı politikalar karşısında çaresizlik içinde olan kişilerdir. Rus basın organları Nezavisimaya Gazeta[6] ve Kommersant[7] gazetelerinde çıkan bir haberde Moskova’daki eylemleri gerçekleştiren kadın intiharcılara imada bulunularak, “Mart başında İnguşetya'da Rus askerler tarafından öldürülen “Buratyalı Said” takma isimli Aleksandr Tiksomirov tarafından 30’dan fazla Çeçen ve İnguş kadın intihar komandosu olmaları için Türkiye’deki radikal bir medreseye gönderildiği ve burada eğitim aldıktan sonra Rusya’ya döndükleri” iddia edilmiştir.
 
Putin ve Medvedev: İki Farklı Duruş
 
Kremlin’in önde gelen iki yetkilisi olan RF Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev ve Başbakan Vladimir Putin, Rusya’da yaşanan acı olaylar karşısında farklı yaklaşımlarda bulunmuşlardır. Rus zihniyetine, kültürüne ve tarihine oldukça uygun bir model olan Putin saldırılardan sonra, Rus toplumun derin bir hayranlık duyduğu o sert tavırlarıyla yaptığı açıklamada “teröristlerin yok edileceklerine” dair halka söz vermiştir. İntihar eylemlerinin yaşanmasında kışkırtıcı bir rol oynadığı varsayılan “teröristleri sistematik bir biçimde yok edin” talimatının sahibi Medvedev’in ise, olaylardan sonra takındığı tavır ve beyanatlar önceki yaklaşımından oldukça farklılık arz etmiştir. Lider tipi olarak Putin’le kıyaslandığında Batılı siyasi normlara daha uygun düşen Medvedev olaylar karşısında sağduyuyu elden bırakmayarak “Kafkasya’daki politikamız aklıselim olmalı, çağdaş olmalı, her çeşit insanın sosyalleşmesine yardımcı olarak, onların her yöndeki gelişimini teşvik edici olmalı” demiştir.[8] Medvedev aynı röportajında Rus yönetici anlayışına tamamen ters düşen bir yaklaşımla “Kuzey Kafkasya’da normal bir insani yaşam oluşturmanın teröristlerin araştırılıp yok edilmesinden, hücrelerin çökertilmesinden çok daha zor” olduğunu itiraf etmiştir.
 
 “Kremlin’in Aynası’nın” Olaylara Yaklaşımı
 
Saldırıların ardından pek çok kesimin beyanat ve yorumları gündeme getirilmiştir. Bu açıklamalardan en ilginç olanı ve dikkate alınması gerekeni Rusya Liberal Demokrat Parti Başkanı Vladimir Jirinovski’nin olaylarla ilgili yorumlarıdır. “Kremlin’in Aynası” olarak değerlendirilmesi gereken[9] Jirinovski kendine özgü üslubuyla kamuoyuna yaptığı açıklamada olaylar karşısında “bu ne ilk ne de son terörist saldırıdır. Dünyada 3. Dünya savaşı yerine farklı türde terörist eylemler vasıtasıyla savaş yapılmaktadır… Bu gibi olaylar tesadüf değildir ve ne yazık ki tüm 21. yüzyıl boyunca sürecektir. İnsanlık savaşlara alıştı ancak dünya savaşları bitmiştir. 9 Mayıs’ta 2. Dünya Savaşı’nın galibiyetinin 65. yılını kutlayacağız. Ama o zaman düşman belliydi; Alman Ordusu. Şimdiyse düşman teröristler / intihar eylemcilerdir” tarzında bir değerlendirmede bulunmuştur.
 
Jirinovski’nin saldırıların kimler tarafından gerçekleştirilebileceği hususundaki tavrı ise “suçu hep karşı tarafta / başkasında arayan Rus benmerkezciliğine” uygun bir yaklaşım olmuştur; “Bu saldırılar Kuzey Kafkasya ya da Rusya’nın başka bir bölgesi merkezli olabilir. Yurt dışına İslami üniversitelerde eğitim almaya giden kişilere karşı çok ihtiyatlı olunmalı. Türkmenistan ve Azerbaycan üzerinden Pakistan, Afganistan ve İran ile filen açık sınırlara sahip olduğumuz akılda tutulmalı. Güney Kafkasya’da Gürcü yönetiminin bize karşı düşmanca bir tavır sergilediğini unutmamak gerekir. Türkiye, Suudi Arabistan ve diğer ülke istihbaratlarının Kuzey Kafkasya’daki terörist eylemlere olan destekleri defalarca tespit edilmiştir. ABD ve İngiltere’de Rusya karşıtlarının olduğunu da unutmamak lazım…[10]
 
Öngörülen Eylemler
 
2010 yılı itibariyle “Medvedev’in teröristleri sistematik bir biçimde yok edin emri” üzerine çıkan haberler çerçevesinde bu gibi eylemlerin kışkırtılacağı zaten öngörülmekteydi. Dağıstan’da Bağımsız Şoförler Sendikası başkanı, insan hakları savunucusu, gazeteci ve işadamı İsalmagomed Nabiyev, “Medvedev’in direnişçilerin sistematik olarak yok edilmesi yönündeki emrinin Kuzey Kafkasya’da durumu istikrarsızlaştıracağını” belirtmiştir. Nabiyev, “profesyonel hukukçu ve anayasanın garantörü olan Devlet başkanı, açıkça istatistiklerle sürüklenmemeyi, aktif olarak terörist ve haydut yer altı örgütlerine katılabilecek kişilerin yok edilmesini istiyor. Korkunç bir teklif. Moskova’da şu veya bu kişinin suçluluğunun, derecesinin ve cezasının sadece mahkeme tarafından ortaya çıkarıldığı unutulmuş olduğunu” ifade etmiştir. Bu problemin başka yönlerinin de olduğunu belirten Nabiyev’in şu cümleleri son yaşanan olayların habercisi niteliğindedir; “Fiilen bölgede Silovikler, Medvedev’in talebi olmadan da sık sık insanları, daha sonra öldürülen direnişçilerin sayısına katmak için yargısız infaza maruz bırakıyor. Şimdi ölüm tugayları en yukarıdan açıkça onay aldı, bu hesaplaşmaların sayısını kesinlikle arttıracaktır”.[11]
 
Bombalar “Putinizmin” Varlık Sebebi mi?
 
“Tek parti, sansür, kukla bir parlamento, adli organların faaliyetleri üzerinde kontrol, yönetim ve finans çevrelerinin katı bir şekilde merkezileştirilmesi, gizli servis elemanlarına ve devlet görevlilerine mali işler dâhil pek çok alanda geniş yetki ve kilit rol verilmesi” şeklinde formüle edilen “Putinizmin”[12] Rusya’da yeni bir siyasal sistem olarak kurulmasında Çeçen sorunu çok önemli bir etken olmuştur. Bu konuda İngiliz araştırmacı–yazar Edward Lucas’ın çok ilginç tespit ve iddiaları vardır. Aynı zamanda iyi bir Rusyolog (Rusya uzmanı) olan Lucas, sonraları Rusçaya da çevrilen “"The New Cold War" (Yeni Soğuk Savaş) isimli kitabında “1999–2004 yıllarında Rusya’nın çeşitli yerlerinde meydana gelen patlamaları aslında Çeçen direnişçilerin değil de Rus istihbaratı FSB’nin organize ettiğini” ifade etmektedir. Rusya’da meydana gelen “terör olayları” karşısında çok sert tavır ve ifadeler takınan Putin’in birkaç haftaya ülkede kahraman olduğunu dile getiren Lucas, “Çeçenlerin bu dönemde yaşanan bombalı eylemleri yapacak kadar uzman ve imkâna sahip olmadıklarını” belirtmektedir.[13]
 
Çatışan Kafkasya Stratejileri
 
Çeçen direnişçiler yakın zamanda Rusya karşısında etkinliklerini arttırmak için yeni bir strateji belirlemişlerdir. Bu yeni stratejiye göre “Rusya’ya karşı verilen mücadelenin sadece Çeçenistan sınırları içinde yürütülmemesi, direnişin tüm Kafkasya’ya yayılarak Kuzey Kafkasya halklarının tek bir çatı altında örgütleneceği “İmarat Kavkaz” (Kafkas Emirliği) bünyesinde bölgenin bağımsızlığa kavuşturulması” hedeflenmektedir. Çeçenlerin “Kafkas Emirliği” projesini uygulamaya kalkışmalarıyla bölge içi denklemde Rusya karşısında çok daha farklı ve zor dengeler oluşmaya başlamıştır. Hepsinden önemlisi yeni kurulan “Kafkas Emirliğinin” kendine İslami bir kimlik seçmesinden ötürü Kremlin’in eskiden Kuzey Kafkasya’daki “ayrılıkçı Çeçen etnisitesine” karşı verdiği mücadelenin yerini doğrudan “İslam” almıştır. Bu durum karşısında Moskova’da bugünkü Güney Rusya Federal Bölgesi’ni, yeni düzenlemelerle birlikte Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi olarak değiştirerek yeni bir Kafkasya stratejisini uygulamaya koymuştur.
 
Bu strateji çerçevesinde Moskova, 2010 yılı içerisinde Dağıstan, İnguşetya, Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar, Çeçenistan, Kuzey Osetya, ve Stavropol vilayetinin bulunduğu Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi’ni kurmuş ve bazı idari değişiklikler gerçekleştirmiştir. Stavropol içerisinde yer alan Pyatigorsk şehri bölgenin başkenti ilan edilmiştir. Moskova Enstitüsü Uluslararası Ekonomi Fakültesi mezunu olan ve eski Krasnoyarsk Bölgesi valiliği yapan Aleksandr Hloponin, Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in temsilcisi ve Başbakan Vladimir Putin’in yardımcısı sıfatıyla bölge yöneticiliğine getirilmiştir. Yeni atanan “özel bölge valisi” Hloponin’in ekonomi eğitimi almış olması ve bürokratik geçmişi Kremlin’in Kuzey Kafkasya’ya yönelik tasarladığı planlara dair bazı ipuçları vermektedir. Kuzey Kafkasya’nın Rusya’daki en düşük seviyedeki asgari ücrete (ortalama 150 dolar) sahip olması, jeopolitik açıdan bölgenin uluslararası enerji nakil güzergâhları üzerinde / etki alanında yer alması, bölge içi istikrarsızlığın Rusya’nın bekasını ciddi şekilde etkileyecek temel parametreleri barındırması fakat bu stratejik öneme rağmen Rus hâkimiyetinin asırlardır bu bölgede tam olarak sağlanamadığı gerçeği, Kremlin’in buraya yönelik sosyo–ekonomik, siyasi ve askeri konseptinde yeni düzenlemelere başvurmasını kaçınılmaz kılmaktadır.
 
Bombalı Eylemelerin Stratejik Analizi
 
Rusya’da meydana gelen bombalı eylemlerin mümkün olan tüm yönlerinin incelenerek olayların analizinin yapılması bundan sonraki süreç ve muhtemel gelişmeleri öngörebilmek için bir takım temel parametreleri açığa çıkaracaktır. Bu doğrultuda;
-          Patlamalar için hedef olarak seçilen yerler ve zamanlama göz önünde bulundurulduğunda eylemler, Rusların en zayıf yönlerinden biri olan “güvensizlik” hissiyatını harekete geçirme noktasında hedefine ulaşmıştır.
-          Komünizm sonrası dönemde Rusya’da bir ideoloji boşluğu oluşmuştur. Ülkedeki bu boşluğu doldurabilecek temel dinamiklere sahip iki düşünce biçimi mevcuttur; “Rossiya dlya russkih” (Rusya, Ruslar içindir) anlayışı ekseninde Natsionalizm (Irki Milliyetçilik) ve İslam. Bugün Rusya’da Rus olmayan halklara (özellikle eski SSCB vatandaşlarına) küçümseyici gözle bakan ve onları ülkelerinde görmekten ciddi rahatsızlık duyan azımsanmayacak oranda “skinhedı” (dazlaklar) veya “natsistı” (ırkçılar) denilen gençler olduğu gibi (bizzat ülkenin resmi makamlarından edindiğimiz bilgilere göre) rakamsal olarak istikrarlı bir şekilde Müslümanlığı kabul edenler ve ülke genelinde cami yetersizliğinin baş göstermesi dolayısıyla yeni ibadethane talepleri / inşaatları da mevcuttur. Bu eylemler, son dönemde çeşitli Rus film, dizi ve basın–yayın organında yapılan “İslam eşittir gericilik / terörizm” algısını pekiştirmek isteyenlerin ellerine fırsat sunmuştur.
-          İntihar eylemcilerinin kadın oluşunun da ayrı bir önemi vardır. Zira Rus toplumunun İslam dini ile ilgili en çok ilgilendiği ve sorguladığı nokta, kadının İslam’daki yeridir. Pek çok Rus “İslamiyet’te kadın haklarının olmadığını, kadının ezildiğini ve erkeklerin 4 kadınla evlendiğini düşünmekte ve bu yüzden İslam’ı geri kalmış bir din” olarak görmektedir. Saldırılardan sonra hem Rus hem de dünya kamuoyunda ortaya atılan “Kara dullar” algısı, kadın odaklı oluşan bu önyargıların pekişmesi için zemin hazırlamıştır.
-          Bir bağımsızlık hareketi olarak doğan ve dünya çapında bir saygınlık kazanmış olan Çeçen direnişi, Moskova’daki tiyatro ve Beslan’daki okul baskını olaylarından sonra farklı bir evreye girmiş, bu son olayları üstlendiği iddiasıyla birlikte başta Müslüman ülkeler olmak üzere dünya kamuoyunda itibarı zedelenmiştir.
-          Yaşanan son olaylar ışığında Rus devletine karşı verilen mücadelenin yönünde zamanla Rus halkına doğru bir kayış gözlemlenmiş, ortaya çıktığı ilk zamanlarda halkın çok fazla tepki göstermediği Çeçen direnişi doğrudan “terörizm” yörüngesinde değerlendirilmeye başlanmıştır.
-          Bu saldırılar, henüz Devlet Başkanı olmamışken Rusya’da yaşanan bombalı eylemler karşısında takındığı tavırlar ve uyguladığı politikalarla kısa sürede kendisini Rus halkının gözünde bir kahraman yapan Putin’in son zamanlarda düşen prestijinin ve Medvedev’in Başkan seçilmesiyle birlikte daha rahat sorgulanmaya başlayan Putinizm sisteminin yeniden etkinleşmesine fırsat sunmuştur.
-          Saldırıların yapılma gerekçesi ile yapılan eylemler uyuşmamaktadır; “ailelerini geçindirmek için mantar toplayan Çeçen ve İnguş köylülerin FSB mensuplarınca öldürülmesine karşı misilleme” gerekçesiyle bu eylemlerin gerçekleştiği iddia edilmekte, ancak madem Çeçenlerin ellerinde böyle bir eylemi gerçekleştirebilecek imkânları varken neden bir Rus karakolu, devlet binası ya da Kremlin’e çok daha büyük zararlar verecek olan herhangi bir enerji boru hattı / tesisini patlatmak yerine aralarında Müslüman insanların bulunma ihtimali de olan masum sivil insanların hedef alındığı sorusu yanıtsız kalmaktadır.
-          Kuzey Kafkasya bölgesinde hukuk tanımaz bir anlayışla hareket ederek sivil halka yönelik çeşitli zararlar veren Rusların bundan sonra bölgeye yönelik yaptırımları için uygun bir konjonktür oluşmuştur.
-          Son olarak belirtmek gerekir ki istihbarat alanında belli bir ünü olan ve yurt dışında bile çok başarılı operasyonlar yapabilen FSB’nin bu tür eylemler karşısında etkisiz kalması, ayrılıkçı unsurların içine sızamaması ve önleyici müdahalede bulunamaması şaşırtıcı olmuştur.    
İleriki Sürece Dair Öngörüler
Gerçekleştirilen bombalı eylemlerin ardından yaşanması muhtemel gelişmelerle ilgili şu öngörülerde bulunmak mümkündür;
-          Yurt dışında (özellikle bir İslam ülkesinde) eğitim alan Kafkasya kökenli öğrencilerin baskı altında tutulması, giriş çıkışlarında sorunlar yaşanması.
-          Rusya havaalanlarında güvenlik odaklı uzun bekleyişlerin yaşanması, büyük nüfuslu Rus şehirlerinde özellikle esmer tenli insanlara pasaport, kimlik sorgusunun yoğunlaştırılması.
-          “Teröristler Türkiye’de eğitim görüyor”, “Türkiye teröristlere gizli destek veriyor” gibi mesnetsiz iddialar gündeme getirilmekte, Rusya’daki Türkiye karşıtları yaratılmak istenen bu havadan faydalanarak iki ülke ilişkilerinin bozulup Soğuk Savaş dönemindeki gibi yoğun rekabet içerisinde geçmesini arzulamaktadırlar. Bu yüzden yaşanan son olaylar Türkiye–Rusya arasında vize kaldırılması meselesini sekteye uğratabilir.
-          Rusya ve ayrılıkçı unsurlar arasındaki mücadele yoğunlaşacaktır. Bu doğrultuda Rusya’nın muhtelif bölgelerinde yeni bombalı saldırılar yaşanabilir.
-          Saldırıların hemen peşinden Moskova metrosunda başörtülü 2 kadına yönelik saldırı girişiminde bulunulması zaten toplumsal ayrışmaların çok belirgin olduğu Rusya’da yeni huzursuzlukları körükleyebilir, kamu kurum ve kuruluşlarında başörtüsüne karşı yeni düzenlemeler yapılabilir.
-          Rus anayasasında terörle mücadele ile ilgili maddelerde bazı değişikliklere gidilebilinir.
-          Uluslararası ilişkiler bağlamında Rusya’nın ABD ile olan stratejik işbirliği özellikle “Afganistan ve terörle mücadele” kapsamında yeni ortaklıklara fırsat sunabilir.
-          Ukrayna konusunda rahat bir nefes alan Kremlin’in birincil derecede ilgi sahası Kafkasya bölgesidir. Her ne kadar Ankara, Moskova ile olan ilişkilerde ekonomik çıkarlarına öncelik verse de orta ve uzun vade de Rusya’nın Kafkasya’da daha etkin politikalara yönelmesi iki ülke ilişkilerini yeniden rekabetsel bir sürece dönüştürmesi kuvvetle muhtemeldir.
-          Son yıllarda Kafkasya bölgesinde yaşanan / yaşanmakta olan siyasi, enerji ve güvenlik odaklı gelişmeler küresel boyutta bu bölgenin en stratejik rekabet alanlarından biri olacağının habercisi niteliğindedir.
 
Sonuç
 
Rusya’da gerçekleşen patlamaları tek başına Çeçenlerin gerçekleştirme ihtimalinin ülke içi dengeler göz önünde bulundurulduğunda zayıf olduğu, bu eylemlerin ve sonrasında taraflar arasında atılacak her hamlenin hem Kuzey hem de Güney Kafkasya bölgesinin geleceğini doğrudan etkileyeceği aşikârdır. Olayların organizasyonu, yeri, zamanlaması ve bünyesinde barındırdığı mesajlar dikkate alındığında ortaya profesyonel bir iş çıkmaktadır. Üstelik eylemlerin, “failleri Çeçenler” nezdinde bir yarar değil aksine büyük zarar getirdiği gibi ülkede tesis edilen “Putinizm” sisteminin devamlılığı için de meşru bir ortam sunmaktadır. Rusya’nın Çeçen sorunsalı artık İslam sorunsalına dönüşmüş / dönüştürülmek istenmiş ve bu yüzden Kremlin’in bu mesele karşısında kapsamlı bir “İslam açılımı” ihtiyacı doğmuştur. Önümüzdeki dönemde Kafkasya üzerinde gerek bölgesel gereksel küresel aktörlerin yoğun bir mücadele içinde olacağı, bu doğrultuda istihbarat odaklı yeni asimetrik savaşların yaşanma olasılığı göz ardı edilmemelidir. Rusya’da yaşanan son olaylar Türk–Rus ilişkilerinin aslında çok sağlam temeller üzerine inşa edilemediğini, hem Çarlık hem de Sovyet Rusya dönemlerinde sistemli bir şekilde oluşturulan “düşman ülke Türkiye” imajının etkisini hala koruduğunu ve bu algı sorununun aşılması için Türkiye’nin Rusya’da başta bir kültür merkezi olmak üzere çeşitli tanıtıcı faaliyetlerde bulunmasının hayati derecede önemli olduğunu göstermiştir. Türk–Rus ilişkileri kapsamında Ankara tarafından Rusya’da gerçekleştirilecek kültürel çalışmaların bir dış politika güç parametresi olarak değerlendirilmesi jeopolitik eksenli birçok ortak sorunun barışçıl yollarla çözülmesine büyük katkısı olacaktır. Aksi halde Türk–Rus ilişkilerinde tarihin tekerrürü kaçınılmazdır.
 
(Ferit TEMUR, SDE Asistan)
 


[1]Andrey Volkov & Jasper Fakkert, “Moscow Bombs Kill 38 in Subway Attacks, Chechens Suspected”, 29 Mart 2010, http://www.theepochtimes.com/n2/content/view/32320/ (Erişim Tarihi: 1 Nisan 2010)
[2]İrina Granik, "???? ???????? ?? ??????? ?????? ???? ???????????", 31.03.2010, ?????? «???????????»   ? 55 (4355), http://www.kommersant.ru/doc.aspx?DocsID=1346076&NodesID=2 (Erişim Tarihi: 1 Nisan 2010)
[3]Umarov önce reddetti, sonra patlamaları üstlendi”, 01.04.2010, http://www.rusya.ru/tur/index/news?id=14453 (Erişim Tarihi: 1 Nisan 2010).
[4]???? ?????? ?????? ? ????? ?????????????? ? ???????? ? ????? ? ??????? ? ??? ???”, 31 Mart 2010, http://www.newsru.com/russia/31mar2010/umarov.html (Erişim Tarihi: 5 Nisan 2010).
[5]Dokka Ebu Osman: Moskova metro saldırısı Kafkasya'da işlenen Rus suçlarına karşı bir misillemedir”, 31 Mart 2010, http://www.kavkazcenter.com/tur/content/2010/03/31/5415.shtml (Erişim Tarihi: 1 Nisan 2010)
[6]Stanislav Minin, “???????? ???: 19 ??????? ??-???????? ?? ???????”, 31.03.2010, http://www.ng.ru/newsng/2010-03-31/100_obzor310310.html?mthree=2 (Erişim Tarihi: 1 Nisan 2010)
[7]İntihar komandoları Türkiye'de eğitim gördü iddiası”,
31.03.2010, http://www.rusya.ru/tur/index/news?id=14439 (Erişim Tarihi: 1 Nisan 2010). 
[8]İrina Granik, a.g.m.
[9]Günümüz Rusya’sının geçmişten farklı yanı, siyasal sistemin kendisine muhalif olanları hemen yok etmek yerine önce sisteme entegre etmeye çalışması, razı gelmeyip muhalifliklerinin sürmesi halinde onları etkisizleştirmesidir. Bu yüzden Rusya’da var olan ve muhalif gözüken siyasi parti ya da gruplar (Çeçen direnişçiler hariç) bir şekilde merkeze bağlıdırlar. Üstelik devlet bir yerlere “ince mesaj” vermek istediğinde arka planda bu muhalif gözüken siyasetçi veya gruplardan sıkça faydalanmaktadır.Bu noktada Kremlin tarafından en çok kullanılan siyasetçi olarak Liberal Demokrat Partisi Başkanı Vladimir Jirinovski gözükmektedir. Jirinovski’nin siyasi hayatı boyunca verdiği demeçlere dikkat edilirse inanılmaz bir tutarsızlık olduğu dikkati çekecektir. Zira aslında bu “tutarsızlıklar” kendisinden değil Moskova’nın değişen yaklaşımlarından / çıkarlarından kaynaklanmaktadır.
[10]?? ?????? ???? ????????? ? ?????? ? ????????”, 29-03-10, http://www.qwas.ru/russia/ldpr/My-dolzhny-byt-solidarny-v-borbe-s-terrorom/ (Erişim Tarihi: 1 Nisan 2010).
[11]Medvedev’in imha emri Kafkasya’yı istikrarsızlaştırır”, 14 Ocak 2010, http://www.kafkasyam.com/?p=422 (Erişim Tarihi: 6 Nisan 2010)
[12]Fatih ÖZBAY, “?????? ??????? ????????”, 06 Şubat 2008, http://www.bilgesam.org/ru/index.php?option=com_content&view=article&id=234 (Erişim Tarihi: 20 Şubat 2010).
[13]Edward LUCAS, Novaya Holodnaya Voyna (Peterburg: Piter yay. 2009)

 




GENÇ DÜŞÜNCE KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya