Sonunda bütün bu öngörüler gerçek oldu: Oktay Kuban nöbette aldığı tahliye taleplerini nöbetinin bitiminden 4 gün sonra emekli Org.Doğan’la birlikte 19 Balyoz tutuklusunu serbest bırakmak suretiyle karara bağladı. Hakim Kuban, verdiği tahliye kararlarının gerekçesini; "haklarında kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunmaması, bir kısım şüphelilerin mahkemeye sevk edilmeden doğrudan serbest bırakılması, bir kısım şüphelilerin mahkemece serbest bırakılması, bir kısım şüphelilerin avukatların itirazı üzerine mahkeme heyetlerince serbest bırakılması, tutuksuz yargılamanın yargının amacına ulaşmasına engel teşkil etmemesi, yüklenen suçun hukuki vasfının değişmesi ihtimali" olarak belirtti.
Peki, ne oldu, neler değişti de, heyet halinde verilen tutuklama kararları bir bir, tek hâkim tarafından ve nöbetçi hâkimlik esnasında iptal edilerek tutuklular tahliye edildi. Ortada gerçekten bir yanlışlık vardı, hâkimler heyeti bunu göremedi de, tek ve nöbetçi hâkim mi gördü? Heyetin kararından sonra sanık lehine olan yeni deliller mi ortaya çıktı? Hayır. Nöbetçi hâkim Oktay Kuban sadece hâkimlik yetkisini ve takdir hakkını kullandı ve itirazları yapılan herkesi tahliye etti. İyi ama yetki ve takdir hakkı kullanımı bu kadar geniş, sınırsız, yasal ve hukuki gerekçelere dayanmadan olabilir mi? Hem de çok önceden böyle olacağı söylenmesine ve bilinmesine uygun olarak.
İşin bir diğer ilginç yanı da şu: İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 31 Mart Çarşamba günü 9 Balyoz tutuklusu hakkında verdiği tahliye kararlarının altında imzası bulunan hâkimler Yılmaz Alp ve Tuncay Aslan ile 1 Nisan’da 19 tutukluyu tahliye eden 12. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi Oktay Kuban da HSYK’nın son tartışmalı yaz kararnamesi ile İstanbul’a atadığı hâkimlerdi. Durum böyle olunca sanki HSYK’nın yargı üzerinde kontrolü ve/ya baskısı varmış gibi bir algılamanın ortaya çıkması da sözkonusu olabiliyor ki bu, her koşulda acil bir şekilde giderilmesi, düzeltilmesi gereken bir husustur. Yargı bağımsızdır, tarafsızdır ilkesi kişiler, makamlar, ideolojiler, duygular ve ilişkiler üstüdür, evrenseldir. Herkes yargı önünde eşittir, eşit olmalıdır. Bu ilke ve anlayışlara bu güne kadar hiç olmadığı ölçüde daha çok ihtiyacımızın olduğu çok sıkıntılı, karmaşık ve bir o kadar da aydınlığın habercisi bir süreçten geçiyoruz. Bu hassasiyetler ışığında herkes, hukukun üstünlüğü, adaletin mülkün temeli olduğu ilkelerine inanarak ve elini vicdanına koyarak konuşmak, yazmak, hareket etmek ve karar vermek sorumluluğunu hissetmelidir.
(Doç. Dr. Aytekin Geleri, SDE Uzmanı)