El Kaide terör örgütü 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de gerçekleştirdiği İkiz Kuleler saldırısıyla dünya terör eylemleri ajandasına ayrı bir kanlı sayfa ekledi. Daha çok Afganistan ve Pakistan ekseninde adını duyduğumuz, eylemlerini bildiğimiz terör örgütünün bu akıllara durgunluk veren büyük çaplı acımasız eyleminin ardından 2 yıldan biraz fazla geçmişti ki benzeri kanlı saldırı zinciri Kasım 2003’de İstanbul’da yaşandı. 15 Kasım 2003’de Osmanbey'deki Beth İsrael ve Şişhane'deki Neve Şalom Sinagogları ile 20 Kasım 2003'de Levent'teki HSBC Bank Genel Müdürlüğü ve İngiltere Başkonsolosluğu'na bombalı intihar saldırıları düzenledi. Saldırılar çok planlı bir şekilde aynı günlerde ve eşzamanlı olarak yapıldı. Türkiye’de bu denli büyük bir saldırının yapılabileceği hiç düşünülmemişti.
Her yönüyle çok sürpriz ve garipliklerle dolu bu saldırıyla El Kaide adeta kendini unutturmak istemiyor, zihinlerde korkulu bir örgüt olarak kalmak için akla gelebilecek en acımasız katliamları planlamaktan geri kalmıyordu. El-Kaide Türkiye yapılanması tarafından 5 gün arayla gerçekleştirilen intihar eylemlerinde, saldırıyı yapanlarla birlikte toplam 61 kişi yaşamını yitirmiş, 647 kişi de yaralanmıştı. Bu saldırılardan hemen sonra harekete geçen polis, dünya’da eşine az rastlanır bir başarı örneği göstermiş; eylemi gerçekleştirenlerin ve onlarla işbirliği içinde olanların açık kimliklerini çok kısa bir zamanda tespit ederek saldırıyla ve yasadışı örgütlenmeyle bağlantılı olan 69 sanığı adalet karşısına çıkartmıştı.
El Kaide özellikle 2003 İstanbul saldırılarından sonra yeni eleman temin etmek için ülke genelinde büyük çaba içerisine girmiştir. Hücre yapılanması şeklinde çalışan örgüt, kazandıkları elemanları Afganistan’daki kamplara göndermek üzere çalışmalar yapmaktadır. Türkiye’den bu örgüte katılanların örgüt adına Irak’ta eylem yapmak yerine Afganistan ve Pakistan’a gönderildikleri görülmektedir. Örgüt, diğer taraftan, Türkiye içinde de bazı ses getirici eylemler yapma, ABD başta olmak üzere İsrail, İngiltere ve diğer batılı ülkelere ait tesislere saldırı düzenleme, maddi kaynak temin etmek için soygun planlamaktadır. Bir diğer önemli olası sorun ve risk de, El Kaide ile Hizbullah’ın ileride Türkiye içinde işbirliği yapmaları ve ortak eylemler gerçekleştirmeleridir. Bunun önüne geçmek için de çok dikkatli ve hazırlıklı olmak gerekmektedir. Örgütlenme anlamında cemaatleşme sürecinde olan ve bütün çalışmalarını dernek, dergi, toplantı, seminer ve benzeri yasal faaliyetler çerçevesinde yapan Hizbullah bu anlamda çok sinsi ve derinden çalışmaktadır.
2003 İstanbul saldırılarından sonra Türkiye’de El Kaide operasyonlarına hız verildi. Ülkenin dört bir yanında gerçekleştirilen bu operasyonların birkaç önemli yanı bulunmaktadır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:
- Operasyonlar günlük veya kısa süreli tepkisel bir yaklaşımla değil uzun süreli istihbarat ve araştırmaya dayalı olarak gerçekleştirilmektedir.
- Şüphelilerin ilişki içinde bulunduğu, örgütsel faaliyet kapsamındaki hemen herkes tespit edildikten sonra operasyonlar yerine getirilmektedir.
- Delil elde etmeye dayalı teknik takip yöntemleri mümkün olan en ileri ve seviyede kullanılmaktadır.
- Operasyonlar birden çok ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilmektedir.
- Her bir operasyonda ele geçirilen örgüt elemanı sayısı diğer benzeri operasyonlardan oldukça fazladır çok sayıda (20 – 60).
- Yakalanan ve haklarında işlem yapılan örgüt elemanlarının tutuklanma ve hüküm giyme oranları çok yüksektir ki bu da yapılan operasyonun ne denli profesyonelce ve uzun soluklu bir çalışmanın ürünü olduğunun en iyi göstergelerindendir.
İşin ilginç ve bir o kadar da dikkate şayan tarafı şudur: El Kaide aslında şu anda Türkiye için değil, daha çok ABD ve Avrupalı müttefikleri için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Ancak buna rağmen Türkiye; terörü bir insanlık suçu olarak görmekte, “terörün ülkesi, dini ve milleti olmaz, terör her ülke ve devlet tarafından bir tehdit olarak görülüp aynı hassasiyetle mücadele edilmelidir” anlayışını bir gereği olarak kararlı mücadele politikalarını yürütmektedir. Bu yaklaşımından dolayı El Kaide’den çok ciddi tehditler almasına rağmen, başta hükümet olmak üzere güvenlik kuvvetleri bu konuda en ufak bir taviz ve esneklik göstermeden büyük bir kararlılıkla işin üzerine gitmektedir. Bu durum az da olsa ABD başta olmak üzere batıda takdir görmektedir. ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin (sınırlı seviyede de olsa) PKK ile mücadele konusunda Türkiye’ye destek vermelerinin başlıca nedenlerinden bir de Türkiye’nin küresel terörle mücadelede gösterdiği samimiyettir. Çünkü Batı genelde Türkiye’deki Hizbullah’ı pek bilmez, önemsemez, kendisi açısından dikkate alınması gereken bir tehdit olarak görmez. PKK konusu ise maalesef çok uzun yıllardır birçok batı ülkesi tarafında farklı eksenlerde değerlendirilmiş; kimisi Türkiye’ye zarar vermesinden kendi stratejik menfaatleri açısından mutlu olmuş, kimisi bunu Türkiye’nin bir sorunu olarak görmüş, kimisi ise Kürtleri ezilen ve hak arayan özgürlük savaşçıları olarak kabul etmiş. Bu kadar çok denklemli ve karışık sorunlar ve algılamalar içinde Türkiye terör ve terörle mücadele konusundaki samimi, kararlı, istikrarlı ve demokratik duruşuyla gün geçtikçe daha iyi anlaşılmakta ve daha çok takdir toplamaktadır.
(Doç. Dr. Aytekin Geleri, SDE Uzmanı)