ENGLISH
09.09.2010
Ana Sayfa » Savunma - Güvenlik - TerörGeri Dön «

Sınır aşan Suçlara Karşı Durabilmek

26.03.2010 17:56:41

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnsani krizlerle organize suç arasındaki bağlantı tahmin edildiği kadar yeni değildir. Örneğin Çin’in 19. yüzyılda, İngiliz afyon şirketlerinin baskısı yüzünden yaşadığı trajik tecrübe, Çin halkının ağır bir travma yaşamasına sebep olmuştur. Bu dönemde, uyuşturucu bağımlılığının salgın bir hastalık gibi hızla arttığı Çin’e İngiliz gemileriyle yıllarca afyon taşınmıştır. Günümüzde ise uyuşturucu bağlantılı sorunlar dünyanın birçok bölgesini sarmış durumdadır.

Ulusal Güvenlikten Küresel Güvenliğe

Maddi kazanç ve güç elde etmek amacıyla kurulan uyuşturucu suç örgütleri, faaliyet gösterdikleri ülkelerin ekonomik ve sosyal dokusuna ciddi zararlar vermekte; bir taraftan bireysel trajedilere sebep olurken diğer taraftan toplumun geleceğini, huzur ve güvenliğini tehdit altına almaktadır.
 
Günümüzde uyuşturucu ticareti yer altı ekonomisinin en başta gelen öğesi konumundadır. Sahip olduğu yüksek kar marjı yüzünden sınır aşan suç örgütlerinin vazgeçmek istemediği bu sektörün ulaştığı ekonomik güç, ülkelerin istikrarını tehdit edecek büyüklüğe ulaşmış durumdadır.
 
Uyuşturucunun yanında, yolsuzluk, göçmen kaçakçılığı, insan ticareti ve silah ve mühimmat kaçakçılığı gibi diğer organize suç faaliyetlerinin bu tehdidi daha da büyüttüğü artık gözlerden kaçmamaktadır. Milyar Dolarların kazanıldığı bu yasadışı faaliyet, birçok ülkede karapara ve rüşvet ekonomisini beslerken diğer taraftan, hükümet karşıtı grupların ve terör örgütlerinin istifade ettiği en önemli finans kaynağını oluşturmaktadır.
 
Küresel istikrarı ve barışı korumakla görevli BM Güvenlik Konseyi, son dönemde, uyuşturucu kaçakçılığını ve sınır aşan organize suçları, uluslararası barış ve güvenliğe yönelen ciddi bir tehdit olarak algılamaya başlamıştır. Güvenlik ve tehdit algılamasında yaşanan bu değişim, başta uyuşturucu olmak üzere suçtan kaynaklanan ve/veya neticelenen sorunların sadece ülkeleri değil bölgeleri hatta kıtaları etkiler hale gelmesiyle yakından ilgilidir.
 
Küresel çapta verilen bu alarmın tüm ülkelerce iyi anlaşılması gerekmektedir. Aksi halde bu sorunlarla yeterli seviyede mücadele için gereken yakın işbirliğinin önemi tam olarak kavranamayacaktır. Bu durum terör suçları ya da insanlığa karşı işlenen her türlü suç için de geçerlidir. Bu tür suçlara karşı sessiz, duyarsız ve hareketsiz kalmak, sorumluluk üstlenmeyerek soruna ortak olmak anlamına gelmektedir. Örneğin, PKK terör örgütünün Avrupa’daki faaliyetlerini görmezden gelmek, örgüt mensuplarını sözde özgürlük savaşçıları gibi göstermeye çalışmak, Avrupa’daki finans kanallarını kesmemek, uluslararası ve bölgesel güvenliğin ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmak istemiyorum demek olacaktır. Avrupa’da uyuşturucu, göçmen kaçakçılığı ve haraç gibi çeşitli faaliyetleri yürüten ve organize eden PKK’ya karşı geçen hafta Belçika, İtalya, Fransa ve Almanya’da düzenlenen operasyonlar, bu anlamda ümit verici olmakla birlikte, bunun sadece bir defalık değil, süreklilik, ciddiyet ve kararlılık içinde yapılması önemlidir.
 
İspanya topraklarını hedef alan ETA terör örgütüne karşı İspanya’nın yanında yer alan Fransa ilk defa bu uğurda geçen hafta bir polis memurunu kaybetmiştir. Terörle mücadelenin bu, elbette en istenilmeyen fakat her zaman ihtimal dâhilinde olan sonuçlarından birisidir. Fransa bu olaydan sonra İspanya ile birlik ve beraberlik içinde teröre karşı mücadeleye devam edeceğini en üst düzeyde ifade etmiştir.
 
Jeopolitik Bakış Açısı Yeterli mi?
 
Savaş ve iç çatışmaların sıklıkla görüldüğü az gelişmiş ve fakir ülkelerin, yolsuzluk ve organize suçlarda kontrolsüz noktalar olarak tarif edildiğini görmekteyiz. Özellikle, kokain ve eroin üretimi açısından jeopolitik değerlendirmeler sıklıkla yapılmaktadır. Hatta daha ileri giderek Afganistan bağlamında ‘narko-cihat’tan dahi bahsedenler çıkmaktadır.
Ancak, organize suçları sadece az gelişmiş ülkelerden kaynaklanan bir tehditmiş gibi algılamak, soruna sadece ve sadece jeopolitik bir bakış açısıyla anlayışla yaklaşmak ve dar çerçeveli profillemeler yapmaya çalışmak doğru bir yaklaşım olmayacaktır.
 
Örneğin, insan ticaretinin kaynağı fakir ülkeler ise bu mağdurlara talip olanlar ise zengin ülkelerin vatandaşlarıdır. Bu insanlığa karşı işlenen bu suçun oluşması için her iki faktöründe mevcut olması gerekmektedir. Diğer bir örnek, doğal zenginliklerini uluslararası şirketlere bırakan bunun karşılığında az bir pay alan ve bu payın çoğunu kişisel servetlerine katan Afrikalı liderlerin suç ortağı değil midir bu Avrupalı şirketler.
 
Uyuşturucu problemini örnek olarak aldığımızda sorunun üretim, kaçakçılık, tüketim, tedavi, karapara ve terör ve diğer suçlarla bağlantı boyutları karşımıza çıkmaktadır.
 
Esrar, koka bitkisi ve haşhaşın aksine, üretim için geniş topraklara gereksinim duymayan captagon, ecstasy ve metamfetamin gibi uyuşturucu maddelerin yol açtığı problemler ve uyuşturucu imalinde kullanılan kimyasal ara maddeler, küresel uyuşturucu sorununun görmezden gelinemeyecek ve hafife alınamayacak önemli bir parçasını teşkil etmektedir.
Gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin birçoğunu aynı anda fakat farklı oranlarda ilgilendiren bu sorunlara karşı eşit oranda mücadele edilmedikçe sorunun çözümüne yönelik etkili adımların atılması mümkün değildir.
 
Bugün yasadışı afyon üretiminde rekorlar kıran Afganistan’daki uyuşturucu üretiminin uluslararası toplumun samimi gayretleri sonucu tamamen kontrol altına alındığını bir an için farz edelim. Bu durum, dünya genelinde yaklaşık 15 milyon olan afyon türevi kullanıcısını ortadan kaldırmayacaktır. Dolayısıyla talebin var olması, bu maddeyi üretmek üzere uygun toprakların bulunmasına yönelik yasadışı motivasyonun var olmaya devam etmesi anlamına gelmektedir.
 
Yasadışı afyon türevlerinin oluşturduğu 60-65 milyar Dolarlık ekonomik büyüklük, uluslararası suç örgütlerinin ve karapara cenneti olarak bilinen banka ve finans merkezlerinin kolaylıkla vazgeçebileceği bir rakam olmadığı ortadadır. Dolayısıyla, dün Laos ve Burma’da bugün Afganistan’da görülen yasadışı afyon üretim şampiyonluğu, yarın yine fakirliğin, iç çatışmaların ve istikrarsızlığın yaşandığı başka bir ülkede ya da kontrolsüz bir bölgede ortaya çıkma ihtimalini bünyesinde barındırmaktadır.
 
İşbirliğinin Önünü Açmak
 
Ülkelerin uluslararası ve bölgesel güvenlik kavramına sadece ulusal çıkar ve öncelikler penceresinden bakmaları, sınır aşan suçla mücadeleyi bazen zora sokmaktadır. Zira kimi ülkeye göre, göçmen kaçakçılığı, sigara kaçakçılığı, bilişim suçları ya da insan ticareti önemliyken, kimine göre petrol ve kıymetli taş kaçakçılığı, üst düzey yolsuzluk ya da terörle mücadele daha önceliklidir. Bu anlaşılır bir durum olarak gözükebilir. Anlaşılmaz ve kabul edilemez olan ise, ulusal çıkarların bölgesel ya da küresel çıkarlarla gerektiği oranda irtibatlandırılmaması ve dünyanın ortak sorunlarına karşı aynı dikkat ve samimiyet içerisinde hareket edilmemesidir.
 
Sadece belirli suçlara karşı işbirliğine gidilmesi, kendini rahatsız etmeyen diğer suçlarla ilgili diğer ülkelerden gelen işbirliği taleplerine karşı duyarsız kalınması, suçla sınır ötesi mücadelenin en ciddi açmazlarından birisidir.
Şu unutulmamalıdır ki, örneğin bilişim suçlarıyla mücadelede uluslararası işbirliğine gidilmesine sıcak bakmayan ülkeler zamanla bu suçların mağdurları arasına girmiştir. İltica ve göç konusunda politik nedenlerle esnek davranan ülkeler zamanla yasadışı göçmenlerin sığınma ve sorun üretme merkezi haline gelmiştir. Uyuşturucuyla mücadeleyi sadece tedavi boyutuna indirgeyen, uluslararası kaçakçılık şebekelerine ve sokak satıcılarına karşı mücadeleden vazgeçen ya da mücadeleyi ağırdan alan ülkeler bu sorunu adeta salgın bir hastalık gibi ülkelerinde yaşamış ve yaşamaya devam etmektedir. Bu örnekler çoğaltılabilir.
 
Dolayısıyla, tüm bu olumsuzlukların aşılması için önyargılardan uzak örnek işbirliği uygulamalarının artırılması ve teşvik edilmesi gerekmektedir.
 
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)



SAVUNMA - GÜVENLİK - TERÖR KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



"Türkiye'de Ortak Bir Kimlik Olarak Ötekilik" adlı çalışma yayınlandı...
18.08.2010 10:17:15

SDE'de 19 Ağustos 2010 tarihinde "Kırgızistan’daki Mevcut Durum, Geleceğe Dönük Öngörü ve Türkiye’nin Buna Katkısı’’ konulu basın konferansı düzenlendi...
17.08.2010 11:29:23

SDE yaz etkinlikleri kapsamında 4 Eylül 2010 tarihinde Şanlıurfa'da "Referandum 2010-12 Eylül: Bu Sefer Demokrasi" Paneli gerçekleştirildi...
17.08.2010 10:41:51

SDE yaz etkinlikleri kapsamında 28 Ağustos tarihinde Van'da "Referandum 2010-12 Eylül: Bu Sefer Demokrasi" Paneli gerçekleştirildi...
17.08.2010 10:38:26

SDE yaz etkinlikleri kapsamında 21-22 Ağustos tarihlerinde Ankara ve İzmir'de "Referandum 2010-12 Eylül: Bu Sefer Demokrasi" Paneli gerçekleştirildi...
16.08.2010 13:18:54

‘‘TÜRKİYE’DE Ortak Bir Kimlik Olarak ÖTEKİLİK’’ konulu toplantı 18 Ağustos Çarşamba günü saat 14.00’te SDE'de gerçekleştirildi.
13.08.2010 15:47:26

SDE, "Referandumda Neyi Oyluyoruz?" kitapçığını yayınladı...
11.08.2010 10:53:38

SDE yaz etkinliklerinin ilki 9 Ağustos'ta İstanbul’da gerçekleştirildi...
08.08.2010 18:52:27

SDE, “Türkiye’de İletişimin Denetlenmesi” analizi yayınlandı...
19.07.2010 11:06:02

SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay’ın yeni kitabı “Korku ve İktidar” kitapçılarda...
09.07.2010 09:38:27


<Eylül 2010>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930123
45678910

Anayasa Paketinin oylanacağı referandumda ne yönde oy kullanırsınız?

Evet
Hayır


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya