ENGLISH
23.05.2012
Ana Sayfa » AvrupaGeri Dön «

Türk-Alman İlişkileri

09.11.2009 16:23:48

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlayan Türk- Alman ilişkileri, Türk Dış Politikasında önemli bir yer almıştır.

 

Türk-Alman İlişkileri
 
18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlayan Türk- Alman ilişkileri; günümüze kadar özel yapısını koruyarak Türk Dış Politikasında önemli bir yer almıştır. Tarihte geleneksel Türk-Alman Dostluğu olarak başlayan ilişkiler, bugün siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal boyutlu ilişkiler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu ilişkiler Berlin ve Ankara arasında ki reel politiğin bir parçasıdır. Soğuk Savaşın bitimine kadar Türk-Alman ilişkileri özellikle bilateral ilişkilerden oluşuyordu, iki ülke arasındaki sorunlar Berlin-Ankara hattını teşkil ediyordu. Fakat Soğuk Savaş sonrası bilateral ilişkilerin yanına yeni bir boyut eklendi. Günümüzde Türk- Alman ilişkilerinden bahsederken Avrupa Birliği konusu, Türkiye’nin olası bir Avrupa Birliği üyeliği iki ülke arasında büyük gerginlikler yaratan bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.
 
27 Eylül 2009 tarihinde Almanya’da gerçekleştirilecek Federal Parlamento seçimleri de Türkiye’yi bugün eskisinden daha çok ilgilendirmektedir. Zira Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin yolu Almanya’dan geçmektedir. Avrupa Birliği içinde Fransa ile birlikte en önemli ülke konumunda olan, Avrupa Birliği’nin lokomotifi olarak adlandırılan Almanya’nın desteklediği bir Türkiye için, Avrupa Birliği kapıları açılabileceği gibi, Almanya’nın desteklemediği bir Türkiye içinde Brüksel kapıları sonuna kadar kapalı kalabilir. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği için kilit ülke konumunda olan Almanya ve orada yapılacak Parlamento seçimleri Türkiye-Almanya ve aynı zamanda Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerini etkileyecektir.
 
Bilateral ilişkiler:
 
Siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan Almanya Türkiye’nin en önemli ortaklardan birisidir. 2009 yılı itibariyle yılda 12 milyar Avro’luk ticaret hacmiyle Almanya Türkiye’nin önde gelen ticaret ortağıdır. Türkiye’de yabancı sermaye sıralamasında Almanya 4.2 milyar Avro’luk dış yatırımıyla üçüncü sırada yer almaktadır. Almanya’da yaşayan 2.7 Milyon Türk vatandaşın içinde 30 Milyar Avro yıllık cirosu olan, 7 Milyar Avro’luk yatırım yapan 65.000 Türk ve Türk asıllı Alman işadamı var. Ayrıca Almanya da ki Türkler içerisinde 204.000’i ev sahibi olmuştur. Görülen o ki Almanya’daki Türkler Almanya’ya tam anlamıyla yerleşmişler ve Almanya’nın siyasi, ekonomik, sosyal ve kültür hayatında yerlerini almaktadırlar. Özellikle 90’lı yıllardan itibaren Almanya’da yaşayan ve Alman vatandaşlığına geçmiş olan Türk asıllı Almanların sayısı artmıştır. Bugün seçimlerde bu şekilde oy hakkına sahip 690.000 kişi vardır ve bu durum Alman siyasi partilerini yakından ilgilendirmeye başlamıştır. Başta Sosyal Demokratlar olmak üzere Yeşiller, Liberaller ve Muhafazakâr CDU Partisi Türk asıllı Almanların oylarını kendi hanelerine çekmek istiyorlar. Yapılan bir araştırmaya göre Almanya’da Türklerin % 55,5’i Eylül de yapılacak seçimlerde sosyal demokrat SPD’ ye, % 23,3’ü Yeşiller Partisine, % 10,1 de muhafazakâr CDU’ ya oy vermek istemektedir. Başbakan Angela Merkel’in liderliğindeki CDU’nun Almanya’da yaşayan Türklerden fazla oy alabilmesi hem araştırma sonuçlarına göre hem de CDU’nun yürüttüğü Yabancılar, Entegrasyon/ Asimilasyon Politikasından dolayı çok zor görünmektedir. Bu çerçevede göze çarpan iki tane değişik entegrasyon tanımı var: İlki, Alman Sosyolog ve göç uzmanı Soraya Moket’in. Moket’e göre entegrasyon karşılıklı kabul etmenin ve kültürel değiş tokuşun bir işaretidir. Başbakan Merkel’in ise daha farklı bir entegrasyon anlayışı var. Bu anlayışa göre entegrasyon yabancıların Alman kültürüne uyumu olarak ifade edilmektedir.
 
Bunun yanı sıra aile birleşim yoluyla Türkiye’den Almanya’ya gitmek isteyen Türk aile bireylerine Alman hükümeti tarafından uygulanan Almanca dil sınavı politikası Almanya’daki Türkler ve onların Türkiye’deki aile fertleri tarafından yoğun eleştiri almaktadır. Zira bu politika Türk ailelerini parçalamaktadır, Almanca dil sınavını geçemeyen bir Türk, eşinin yanına Almanya’ya gidememektedir. Bunun sonucunda ya Almanya’da bulunan Türk eş Türkiye’ye geri dönüş yapacak, ya da aile parçalanacak.
 
Türkiye-Almanya-Avrupa Birliği üçgeni:
 
12 Eylül 1963 tarihinde Türkiye ve Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında Ankara Antlaşması imzalandı. Bu vesileyle AET’nin birinci Komisyon Başbakanı olan Walter Hallstei ( kendisi bir Alman Hıristiyan Demokrat’tı ) şu açıklamayı yapmıştır:
” Türkiye Avrupa’nın bir parçasıdır. Bir gün son adım gerçekleştirilecek, Türkiye Birliğin üyesi olacak.”
 
Bugün ise Walter Hallstein ile aynı siyasi ideolojiye sahip olan Başbakan Angela Merkel Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği bir yana dursun, Türkiye’ye üyelik dışında bir imtiyazlı ortaklık alternatifi sunmaktadır. 1963 yılında Türkiye’nin Avrupalılığı Hallstein tarafından ifade edilirken bugün Türkiye’nin Avrupa kimliği tartışılıyor, Türkiye’nin Avrupa ailesinin bir ferdi olmadığı vurgulanıyor. Dönemin Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer 1963 yılında Ankara Antlaşmasının imzalanmasını şu gerekçeyle açıklıyor: Avrupa’nın ve ABD’nin, Doğu-Batı çatışması esnasında NATO’nun güney kanadını SSCB’den korumak için Türkiye’ye ihtiyacı vardı. Bu jeopolitik nedenden dolayı Türkiye Batı Avrupa’nın güvenliği için büyük önem arz ediyordu ve bu sebeple AET Türkiye ile ilişkilerinin hemen başında Türkiye’ye üyelik sözü verdi.
 
Bugünkü Alman Parlamentosundaki beş siyasi partinin ortalama fikrine bakıldığında, milletvekillerinin % 8,1 Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini desteklerken, % 60,4 kriterler yerine getirildiği takdirde Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine sıcak bakarken, % 30,3 ise Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini desteklemiyor. Bunun yanı sıra milletvekillerin % 57,4 ise Türkiye için Avrupa Birliği üyeliği dışında, partner ülke konumunda bir alternatife sıcak bakıyorlar. İmtiyazlı ortaklık alternatifi daha uzun bir süre Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri çerçevesinde tartışılacak gibi görünüyor.
 
Seçim Sonrası Türkiye-Almanya İlişkileri
 
Almanya’da 27 Eylül’de yapılacak Parlamento seçimleri sonrası, son dört yıldır Almanya’yı yöneten Büyük Koalisyonun ( SPD-CDU- Koalisyonu ) son bulacağına kesin gözüyle bakılıyor. Başbakan Merkel’in CDU partisi, liberal Hür Demokrat Parti ile koalisyona girmeyi düşünürken, Dışişleri Bakanı Steinmeier’in liderliğinde SPD ise Yeşiller Partisi ile koalisyona sıcak bakmaktadır. Seçimin kesin sonucunu şu an için bilmek zor olsa da, tek bir partinin mutlak çoğunluğu yakalaması imkânsız gözüküyor. Yapılan tüm anketlere ve araştırmalara göre seçimin birinci partisi Başbakan Merkel’in CDU partisi olacak, olası koalisyon ortakları olarak başta liberal Hür Demokrat Parti olmak üzere, ikinci bir alternatif olarak da Yeşiller Partisiyle bir koalisyon hükümeti görülmektedir. Son dönemlerdeki kurulan koalisyon geleneklerine bakıldığında, Dışişleri Bakanlığının seçimleri kazanan birinci partiye değil de koalisyonun ikinci ortağına verildiği görülmektedir. Almanya’daki siyasi gelenek bozulmazsa Dışişleri Bakanlığı Hür Demokrat Partisi’nde ya da Yeşiller Partisi’nde olacaktır. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği için bu şu anlama gelir: CDU-Hür Demokratlar koalisyonu gerçekleşirse Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri ivme kazanmayacak aksine yavaşlayacak ve imtiyazlı ortaklık argümanları yeniden ön plana çıkacaktır çünkü Hür Demokrat Partisi Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine sıcak bakmıyor. Yeşiller Partisi CDU ile koalisyona girerse, iki siyasi ortak arasında Türkiye sorunu yaşanacak zira Yeşiller Partisi ve partinin Eşbaşkanı Cem Özdemir Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine kriterler yerine getirildiği takdirde olumlu bakıyor. Aynı şekilde eski Alman Dışişleri Bakanı Joschka Fischer’de Türkiye’ye 1963’de verilen tam üyelik sözünden Avrupa Birliği’nin bugün vazgeçmesinin büyük bir hata olacağını vurguluyor.
Sonuç olarak görünen o ki, Almanya’nın Eylül’deki seçim sonucu Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. Türk-Alman İlişkilerinde artık Avrupa Birliği ön plana çıkmaya başladı, İki ülke arasındaki ilişkiler, Berlin -Ankara hattından ziyade daha çok Brüksel-Ankara-Berlin hattından etkilenmektedir.
 
(Yrd. Doç. Dr. Nail Alkan, AB – Balkanlar - Kıbrıs Masası, Kıdemli Araştırmacı, 24.08.2009)

 




AVRUPA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya