Bunun üzerine Türkiye Meclis’te bekleyen karaparanın aklanmasının önlenmesi yasa tasarısını kısa bir süre içinde yasalaştırarak karapara mevzuatını yürürlüğe sokmuştur. Böylece, ülkemizde aklama fiilleri 19 Kasım 1996 tarihinde yürürlüğe giren 4208 sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun ile suç haline getirilmiştir. Sonrasında, suç gelirlerinin aklanmasıyla mücadelede uluslararası standartlar da dikkate alınarak 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun, 18 Ekim 2006 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Önceki kanundan daha kapsamlıca hazırlanan bu kanunda terörizmin finansmanının önlenmesi de hüküm altına alınmıştır.
Ceza Kanunumuza, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 282’nci maddesiyle birlikte giren aklama suçu kapsamında 6 ay ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamaya yönelik fiiller ve işlemler suç haline getirilmiştir. Suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi görevini 1997 yılından itibaren Maliye Bakanlığı’na bağlı Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) Başkanlığı yürütmektedir. Bu kapsamda MASAK, şüpheli mali işlem bildirimlerini almakta, incelemekte ve soruşturulması için savcılıklara göndermektedir. Suç gelirlerini aklama suçuna yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında yapılan işlemler ise, CMK’nın ilgili hükümleri uyarınca adli makamlar ve kolluk birimleri tarafından yerine getirilmektedir.
Karaparanın aklanmasının önlenmesi boyutunda, müşterinin bilinmesi ve şüpheli işlemlerin bildirilmesi yükümlülüğü kilit önemdedir. Şüpheli işlem bildirimlerinin olması gereken seviyenin altında kaldığı yönünde FATF tarafından eleştirilse de, mevcut mevzuatımız bu iki hususu da düzenlenmiş durumdadır.MASAK’ın istatistiklerine göre, 2003-2007 arasında 1424 karapara aklama dosyasının ön incelemesi yapılmış, bunların 338’i öncül suçla bağlantısının soruşturulması amacıyla ilgili birimlere gönderilmiştir. Ancak bu dosyaların sadece 10’u hakkında mahkemelerce mahkûmiyet kararı verilmiştir. Yani yıl başına 2,5 mahkumiyet kararı düşmektedir. Bu dosyalar da temyizdedir.(1)
Yüksek orandaki beraat kararlarının sebebi nedir sorusunu kendimize sormamız gerekir. Öncelikle, karaparanın öncül suç soruşturmasını yapan kolluk birimleriyle, aklama şüphesi uyandıran mali işlemler hakkında bilgileri toplayan MASAK’ın bir ekip mantığı içinde beraber çalışması sağlanmalıdır. FATF’ın Türkiye değerlendirme raporlarında da belirtildiği gibi, MASAK şüpheli işlemlerin analizinde, ön mali soruşturmaların yürütülmesinde, suç soruşturma tecrübesine sahip uzman kolluk birimlerinden istifade etmelidir.
Zira öncül suç tüm yönleriyle bilinmeden, suç örgütünün varlığı ve faaliyetleri tam olarak anlaşılmadan aklama soruşturmasının güçlü bir şekilde delillendirilmesi zor görünmektedir. Diğer önemli husus ise, suç örgütü bünyesinde işlenen belirli suçlarla ilgili tespit edilen mal varlığı değerlerinin suçtan elde edildiğine ilişkin ispat yükümlüğü meselesidir. Mevcut mevzuatımıza göre, yeterli yasal geliri olmaksızın en lüks arabaları satın alan, villa, yat ya da otel gibi birçok gayrimenkul edinenlerin bunları satın alırken suçtan elde ettiği geliri kullandığını tereddüde mahal vermeden ispat etmek gerekmektedir ki, bu da tahmin edileceği gibi hiç de kolay değildir. Mahkemece verilen karapara bağlantılı müsadere kararlarının çok düşük sayıda olması bunun açık bir göstergesidir. Dolayısıyla, en azından suç örgütlerine yönelik nereden buldun soruna cevap verme yükümlülüğünün, şüpheli ve iddia makamı arasında paylaştırılması gerekir. Ayrıca, Adli makamların ve soruşturmacı birimlerin karapara aklanmasına karşı bilgisinin, uzmanlığının ve yapılanmasının yeterli düzeye yükseltilmesi de diğer önemli bir ihtiyaç olarak görünmektedir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
(1) http://www.state.gov/documents/organization/120055.pdf