Yemen bugün İran ile Suudi Arabistan’ın dolaylı yollarla karşı karşıya geldiği yer. Eskiden Zeydî inancıyla yaşayan Husiler özellikle 1979 İslam Devrimi’nin etkisiyle giderek İsna Aşariyya inancına doğru evrilmiş ve 12 İmam Şiiliği özellikle gençler arasında büyük bir kabul görmüştür. Bugün gelinen noktada aylarca süren iç savaşın ardından Yemen yeniden bir soğuk savaş meydanına dönmüştür. Özelde Husiler olsa da, bugün gelinen noktada Carudî olmayan Güney Yemenliler de merkezi hükümetin Güney Yemen’e ayrılıkçı davrandığını söyleyerek, bir anlamda bağımsızlık düşüncesiyle Carudîlere yaklaşıyorlar. Suudi Arabistan ise bu değişim ve ayrılık çağrısını kendi devlet yapısı ve meşruiyeti için bir tehdit olarak algılıyor. Bu tehdit algısı şu sebeplerden oluşuyor:
1- Suudi Arabistan topraklarında çok stratejik noktalarda yaşayan Şii topluluklar da bağımsızlık isteyebilir ve rejimin meşruiyetini tartışabilirler.
2- Bununla birlikte bir monarşiyle yönetilen Suudi Arabistan’da Sünniler de rejimin meşruiyetini tartışıp, Suudi Arabistan’ı kökten bir değişime götürebilirler.
3- Suudi Arabistan Husilerin söz konusu bir galibiyetiyle tamamen İran tarafından kuşatılmış hale gelebilir.
Bu aşamada Suudi Arabistan’la birlikte aynı hedefleri paylaşan ve Yemen merkezi hükümetine muhalefeti saf dışı etme konusunda baskı yapan diğer ülkeler de vardır. Bu ülkeler, sistem olarak Suudi Arabistan’la aynı sistemi paylaşan ve nüfuslarının çoğunluğu ya da bir kısmı Şiilerden oluşan ülkeler ve İran’la stratejik savaş içerisinde olan ülkelerdir.
Geçtiğimiz hafta Güney Yemen’de ateşkesten sonra ilk defa bir çatışma yaşandı. Bu çatışmada ikisi polis biri sivil olmak üzere üç kişi öldü. Bu çatışma da yine özgür bir Güney Yemen hayaliyle ortaya çıkmıştır. Fakat bunun da İran’ın stratejik hamlelerinden birinin olduğunu söylemek zor görünmektedir. Çünkü İran’ın diğer yumuşak güç noktalarında uyguladığı siyaset İran eksenli güçlerin devlet içerisinde belirli bir etkiye sahip olmaları ve merkezi otoriteyi bu şekilde etkilemeleri yönünde olmuştur. Ancak bugün Güney Yemen’de guruplar özgürlük nidaları atmaktadırlar. 6 Mart’ta Güney Yemen’de yapılan gösterilerde gençlerden oluşan gurup valilik binasından Yemen bayrağını çıkararak yerine Güney Yemen bayrağı astılar. Ve gösteriler bir kez daha çatışmaya dönüştü. Yemen’de geçen haftada ikinci çatışmaydı bu.
Muhalefet liderlerinden eski başbakan Ali Salim El-Bid sert bir açıklama yaparak, merkezi hükümeti Güney Yemen’i sömürgeleştirmekle suçladı. Böylece Yemen’de siyasal ayrılık sinyallerini kuvvetlendirdi.
Merkezi hükümet başkanı Ali Salih ise, Güney Yemen yerine yeniden Husilerden bahsederek, ateşkese uymazlarsa savaş başlar açıklamasında bulundu. Bu hızlıca ve düşünülmeden yapılan açıklama Güney Yemen için işleri daha kötü duruma getirmekten başka bir sonuç vermeyecektir. Çünkü ateşkes anlaşması iki taraflı yapılan bir anlaşmadır fakat merkezi hükümet ateşkes yaptığı bir gurubun varlığını hala reddetmektedir. Güney Yemenliler dün Husiler üzerinden yürütülen savaşın bugün aslında Güney Yemen’le yürütülen bir savaş olduğuna inanmaktadır. Bu yüzden Carudi olan Yemenlilerle, Carudi olmayanlar arasındaki siyasi farklıklar Güney Yemen adına unutulmuş görünüyor. Başbakan Ali Salih’in sözkonusu açıklaması ise, Güney Yemenlileri tümden etkileyecek ve Güney Yemen’in Kuzeyle ortak çizgilerde buluşma ihtimalini zora sokacaktır.
Bugün gelinen noktada, Yemen Merkezi Hükümeti Suudi Arabistan ile ortak hareketini doğal olarak onun çıkarları etrafında gerçekleştirmeye çalışırken, sözkonusu stratejinin tutmaması durumunda Yemen için işlerin hiç de güzel olmayacağını görememektedir. Diğer taraftan söz konusu stratejik yakınlığın Amerikan tarafının ilgisini çekeceğini bildiğinden, bu ilişkinin sürmesiyle hükümetin maddi sıkıntılarının çözülmesi için bir Batı yardımı alabileceğini ümit etmekte hükümet. Yine de sorun hükümetin sandığından daha derin görünüyor bugün.
Yemen’de Güney ile Kuzey arasında oluşan uçurum, hükümetin Yemen’in kültürel ve tarihi temellerini düşünmeden yapmaya çalıştığı icraatlardan kaynaklanıyor. Bugün nasıl bir çözüm üretmeli sorusuna hükümetin tek başına verebileceği bir yanıt yok gibi. Çünkü Yemen’de dış aktörlerin sözü merkezi hükümetin etki alanının üzerinde. Tüm bu argümanlar hesaba katıldığında hükümet şöyle bir hareket planı belirlemelidir:
1- Güney Yemen’de halkın tümünün kabul ettiği bir temsilciler heyetiyle masaya oturarak Güney Yemenlilerin asıl isteklerini öğrenmelidir.
2- Husi liderlerle özel bir görüşme yaparak, bir ulusal uzlaşı hükümetinin kurulması için gerekli anayasal düzenlemelerin yapılacağı konusunda onlarla anlaşmalıdır.
3- Ulusal uzlaşı hükümetinin kurulmasıyla birlikte Yemen ordusu dışında tüm silahlı gurupların silahlarını bırakması sağlanmalıdır.
4- Sözkonusu icraatların tutarlı gerçekleştirilmesi için İran ve Suudi Arabistan’la masaya oturmalı ve sorunun çözümü konusunda gelinen noktada destek aramalıdır.
Bölgesel aktörleri ve içerideki siyasi gurupları gözardı ederek/yok sayarak atılacak her adım Yemen için birleşmenin değil, ayrımın işareti olacaktır. Yemen bir devlet olarak kalmak istiyorsa, kendi çıkarlarıyla uyuşan bir devlet yapısı oluşturduğu kadar, dış aktörleri de memnun etmeli ve onlarla ilişkilerini gözden geçirmelidir.
(Hüseyin Beheştî, SDE Asistan)