Adalet Bakanı Sadullah Ergin; Hukuk devleti sadece hukuku olan değil, hukukun üstünlüğüne dayanan ve evrensel standartlarla uyumlu hukukun egemen olduğu bir devlettir.Demokratikleşme sürecinde atılan adımların başarıya ulaşması ve süreklilik kazanmasının en temel koşullarından birisi; uygulayıcıların bu ilkeleri özümsemiş olmasıdır. Diğer önemli koşul ise, bu reformların devleti bütün olarak kapsayacak şekilde gerçekleştirilebilmesidir. Yargı erkinin devletin üç temel erkinden birisi olduğu ve yargı mensuplarının reformları ve ilkeleri hayata geçirecek en önemli uygulayıcılar arasında olduğu göz önüne alındığında, yargı reformunun bir an önce hayata geçirilmesi çok büyük bir önem kazanmıştır.
Taha Akyol; 1934 yılında hakimler doğrudan Adalet bakanı tarafından seçiliyordu. Bunu Recep Peker’in genel sekreterliğini yaptığı CHP’nin anlayışının anlaşılmasını için söylüyorum. 27 Mayıs’ta ise Yargıtay üyelerinin 6’da 1’ini ve Danıştay’ın yarısını tasfiye etti. Bu tasfiyelerden sonra ‘demokratik’ bir model ortaya koydular. O da 1971’e kadar devam etti. Ben o dönem oy kullanabilsem oyumu DP’ye verirdim. Ancak Ak Parti, DP’nin hatalarını tekrarlamamalı. DP bürokrasiyle ilişkilerinde hatalar yaptı. Milliyet gazetesinin arşivinde bir çalışma yaptım. 28 Şubat döneminde (1997-1998) kullanılan haberlerde, yargıyla birlikte bağımsızlık kelimesinin oranı yüzde 98 ve tarafsızlık kelimesi ise yüzde 2 oranında geçiyordu. 1996 ile 2006 yıllarında ise bu oran yarı yarıya eşitlendi. Dönemlerin şartları kullanılan kavramları etkiliyor.
Doç. Dr. Osman Can: Modern devlette sistem neyi koyuyorsa yargı da onun koruyuculuğunu yapıyor. Sistemler kendilerini yargı ile meşrulaştırır. Modern devlette yargı dediğimiz aygıt; ideoloji taşıyıcısı, sistem taşıyıcısı bir el ise o halde biz bu gün neyin kavgasını yapıyoruz? Diktatörlük sistemlerinde bile yargı özel hukuk davalarında adil davranır. Modern devlette ise hukuk devlet ile birey arasında ilişkileri de düzenler. Modernlik savını en fazla dile getiren insanlar aynı zamanda en fazla demokratikleşmenin karşısında duran insanlar olarak karşımıza çıkmışlardır. Ben yargı konusunda tarafsızlık yerine hakem kavramını tercih ediyorum. Tarafsızlık soğuk bir kavram.
Prof. Dr. Mustafa Erdoğan; klasik görüşte yargının politik olmayan bir devlet unsuru olduğu kabul edilmiştir. Genellikle yargı özellikle yürütme karşısındaki konumu bağımsız tutulması gereken bir kurum olarak düşünülse de aslında niteliği bakımından yargının da yürütme gibi kanunları uygulayan bir işleve sahip olduğu kabul edilir. Yargının toplumun iradesi ile bir şekilde ilişkilendirilmesine bir şekilde ihtiyaç var. Özellikle demokratik değişim dönemlerinde bu çok önemli bir nokta. Yargının bağımsızlığı büsbütün demokratik süreçlerden bağımsız, toplumsal değişmelerden etkilenmeyen, kendi içine kapalı olarak algılanırsa bu değişim olmaz, demokratikleşmeye hizmet etmez, aksine kurulu düzenin olduğu gibi muhafazasını sağlar. Türkiye’nin bugün karşı karşıya kaldığı temel sorunlardan bir tanesinin de bu olduğunu düşünüyorum.
Prof. Dr. Levent Köker; Kuvvetler ayrılığı egemenliği böler. Klasik hukuk anlayışı bugün bölünmüştür. Modern devletler de, bir devlet tipidir. 2004 yılında değiştirilen Anayasanın 90. Maddesinde, “kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” ifadesi adeta bir devrimdir. Türkiye’yi kendi ulus devlet modelini ulus üstü bir otoriteye bağlamış durumdadır. İçinde bazı unsurları barındırır. Bu unsurlardan bir tanesi, hukuk devleti olmasıdır. Burada önemli olan hukuk devletinden ne kastedildiğidir. Modern devletin diğer özelliği aynı zamanda bir milli devlet olmasıdır. Ama günümüzde modern devlet ile ulus devlet arasında bir gerilim sözkonusudur. Buradan yola çıkarak, yargı reformu ve onun demokratikleşme ile olan bağlantısını düşünürken, kuvvetler ayrılığı meselesini de terminoloji olarak bir yere oturtmamız lazım.
Açılış oturumunun ardından, birinci oturuma geçildi.