“Demokratikleşme Sürecinde Hukukun Üstünlüğü ve Yargı Konferansı”nın ikinci gününün açılış konuşmasını Başbakan Yardımcısı, Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek yaptı. Çiçek , “Meclis adeta kanun fabrikasına dönüştü” diyerek, bir sorunun farklı enstrümanlarla çözülebilirken, kanunla çözülmesi durumunda, ileri aşamalarda sorunun boyutunun daha da büyüdüğüne dikkat çekti.
“Anayasa başta olmak üzere yapılması gereken pek çok düzenleme var. Bunların bir kısmı yapıldı, bundan sonra da yapılacak ama bir şey göz ardı ediliyor. Yargı reformu, bence insan reformudur, şekli düzenlemelerden ibaret değildir. Toplum olarak bir değişme süreci yaşıyoruz. Bunu ne kadar erken tamamlayabilirsek o nispette mesafe almış olacağız” dedikten sonra özellikle Türkiye’deki hukuk eğitiminin yetersiz olduğuna değindi.
Çiçek, “Türkiye ne kadar erken bu anayasayı değiştirirse bir kısım sorunlarını ortadan kaldırmış olur. Uzun zamandan beri bizzat anayasanın kendisi sorun olmaya başlamıştır” ifadelerini kullandı.
Ardından konferansta üçüncü oturuma geçildi. DGM Savcısı (E) Mete Göktürk oturumun moderatörlüğünü yaparken, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Faruk Bilir, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlyas Doğan, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Şentop ve RTÜK Üyesi Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu ise “Yargının Bağımsızlığı- Tarafsızlığı ve HSYK” konulu oturumun konuşmacıları oldular.Bu oturumda özetle şunlar kaydedildi:
Mete Göktürk: Adil bir yargılamanın temel koşulu, tüm dünyada yargının tarafsız olması olarak kabul ediliyor. Yargının tarafsızlığı ise, onun hiçbir kuruma bağlı olmamasıdır. İnsanlığı ilkel çağlarında bile yargının farklı bir konumda olmasına özen gösterilmiştir. Bir düşünür adaleti şöyle tanımlıyor; “hakka ve doğruluğa saygıyı temel alan ahlak bilgisidir.” Buradan şu sonuca varıyoruz, adalet kavramı tamamen insanlar tarafından toplumu bir arada tutmak, güçlünün sınırsız güç kullanarak toplumun dağılmasını önlemesi amacıyla insanlar tarafından ortaya atılmış bir kavramdır, doğaüstü güçlerden kaynaklanan bir kavram değildir.
Faruk Bilir: Ben daha çok Venedik Komisyonu Kriterleri çerçevesinde bir konuşma yapmayı düşünüyorum. Aslında Adalet Bakanı ile ilgili Venedik komisyonunun şöyle bir görüşü var. Diyor ki; Adalet Bakanı’nın yargı konseyinde veya Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi bir kurumda bulunması bir takım güven sorunları yaratabilir. Ancak bu durum Avrupa ülkelerinde oldukça yaygındır. Ben şu noktaya değinmek istiyorum eğer Adalet Bakanlığı’nın ve yargı konseyinin varlığına bir zarar getirmediği sürece pekâlâ Adalet Bakanı kurumda yer alabilir.
İlyas Doğan: bir Alman, adaleti şöyle tanımlıyor, toplum genelinin beklentilerine paralel yargı kararı demektir. Yani toplumun genel vicdan ve adalet algısına göre yargı kararının çıkacağı doğrultunun az çok tahmin edilmesi gerekiyor.
Amerika’da El- Kaide’nin neden olduğu söylenilen saldırılardan sonra dünyada devlet otoritesini güçlendirmeye yönelik bir takım adımlar atıldı. Ama bu adımda dikkat edilmesi gerekilen nokta, masum insanların riske edilmemesine dikkat edilmesi gerektiğidir.
Mustafa Şentop: Türkiye’nin genel anlamda yargı erki ile bir sorunu var ve bence bu sorunun iki ana başlığı var; Birincisi tartıştığımız insan unsuru ile ilgilidir bir diğeri ise bence Türkiye’de hukuk kültürü ile hukuk zihniyeti ile ilgili problemlerdir. Bu iki sorun çözülmeden Türkiye’de yargı erki sorunun çözülebilmesi mümkün değildir. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren 27 Mayıs darbesine kadar yargının münferit sorunları tartışılmış konuşulmuş olabilir. Ancak yargı başlığı altında bir genel ifade ile Türkiye’de sistem içerisinde yargının bir kriz merkezi ya da unsuru haline gelmesi söz konusu değildir.
Hasan Tahsin Fendoğlu: Günümüzde yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına verilen önemden çok daha fazlasını tarihte verildiğini söylemek mümkündür. 1997 yılında yaptığım bir çalışmada da yine yargının bağımsızlığı üzerine incelemelerde bulundum. Bakıldığında yargı sanki sadece siyasete karşı bağımsızlığını kazanıyor. Hâlbuki yargının yasama, yürütme ve hatta yargıya karşı da bağımsız olması gerekiyor. Tarihe baktığımızda temyiz mahkemelerinin bile olmadığını görürüz. Yargı kesinlikle bağımsız olmalıdır. Bana kalırsa günümüz yargısının temelini tarihten gelen ‘halkı kenarda tutma’ ya da elitlerin yönetimde söz sahibi olması’ anlayışı oluşturmaktadır.