Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği Arasındaki Yeni Dönem
Demokrat Parti Illinois Senatörü Barack Obama’nın 5 Kasım 2008 tarihinde ABD’nin 44. Başkanı olarak seçilmesiyle beraber ABD’nin Avrupa Birliği politikasında bir yeni yaklaşımın boy göstereceği düşünülmekteydi. Bununla birlikte Soğuk Savaş döneminde Batı Blok’unu teşkil eden ABD’nin, AB ve NATO ilişkilerinde bir yeniden yapılandırma sürecine girileceği tartışılmaktadır.
ABD; Obama döneminde özellikle Bush döneminin yaralarını sararak, yıpranmış ABD imajını düzeltmek istemektedir. Yine Bush döneminde kaybedilen ABD’nin liderliğini yeniden elde etmek için yeni bir yol haritası çizilmiştir.
[1] Buna göre dünyada boy gösteren tüm tehlikelere ve tehditlere ABD’nin yeni liderliği çare olacaktır.
1989 yılına kadar ABD-AB-NATO üçgeninde sorunlardan ziyade daha çok işbirliği ön plana çıkarılıyordu. Ne var ki Soğuk Savaş’ın bitmesiyle beraber Avrupa Birliği ABD’nin liderliğinden rahatsız olmakla birlikte kendisini bu bağımlılıktan kurtarma çabalarına girmiştir. Bush dönemi ABD-AB gerginliğini ortadan kaldıramadı tam aksine arttırdı. Başkan Barack Obama Avrupa Birliği’nin ABD’ye karşı güvenini yeniden tazelemek niyetinde. 24 Temmuz 2008 tarihinde Berlin’de yaptığı konuşmada Avrupa liderlerinin ve Avrupa kamuoyunun sempatisini kazanmasını bildi. Tarihte yapılan hatalara değinen Obama bu yeni dönemin işbirliği ve ortaklık dönemi olduğunu vurgulamış, özellikle küresel teröre karşı işbirliğinin önemine değinmiştir. ABD’nin Avrupa’dan daha iyi bir ortağı olmadığını vurgulayan Obama hem Avrupa Birliği’nin hem de NATO’nun genişleme süreçlerini desteklediklerini ifade etmektedir
[2]. Güçlü bir Avrupa Birliği ve NATO hem Amerika hem de Avrupa kıtasının güvenliğini sağlayacak ve refahını artıracak görüşündedir.
Özellikle 2009 yılında kuruluşunun 60. yılını kutlayan NATO’nun geleceği ile ABD ve Avrupa Birliği’nin geleceği iç içe görünmektedir. NATO’nun ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin desteği ile Afganistan’da yürüttüğü operasyonun başarıyla sonuçlanması yine ABD, NATO ve Avrupa Birliği’nin başarısı olarak algılanacaktır.
[3] NATO Soğuk Savaş sonrası Varşova Paktı gibi kendini feshetmek yerine genişleyerek yeniden yapılandırmaya ve değişime gitti. Bugün NATO’nun 2009 itibariyle 28 üyesi mevcuttur.
ABD Avrupa Birliği ilişkilerini ve ayrıca NATO Avrupa Birliği ilişkilerini olumlu yönde etkileyecek gelişme 4 Nisan 2009 tarihinde yaşandı. Bu tarihte 1966 yılından beri NATO’nun askeri kanadında kendi rızasıyla çıkmış olan Fransa, bütün NATO üyelerinin oluruyla geri döndü. Bu durum hem ABD’yi mutlu etti hem de NATO Avrupa Birliği ilişkilerini olumlu yönde etkileyecek ve aralarında uyum sorununu bir nevi ortadan kaldıracak bir adım oldu.. 2009 yılında Hırvatistan ve Arnavutluk’la genişleyen ve Fransa’nın dönmesiyle beraber askeri kanadını da genişleten NATO Obama’nın politikası çerçevesinde ABD’nin etki alanını da genişletti. Fakat her şeye rağmen Obama Avrupa Birliği üyelerini ve kamuoyunu korkutmadan fethetmesini bildi:
“ Biz Avrupa’nın patronu olmak istemiyoruz, Avrupa ile ortak olmak istiyoruz. Avrupa savunma alanında ne kadar daha güçlü olursa bugün yüz yüze kaldığımız ortak sorunlara karşı daha uyumlu hareket edebiliriz.”[4]
ABD’de olduğu gibi NATO içinde de 2009 yılında lider değişti ve yeni NATO Genel Sekreteri olan Anders Fogh Rasmussen, NATO-Avrupa Birliği ilişkilerinin güçlenmesini ümit ettiğini ve özellikle Afganistan’da temsil edilen NATO ve Avrupa Birliği tarafları arasında bir anlaşmanın yapılmasının öneminden bahsediyor. Rasmussen anlaşmanın olmamasının oradaki güçler için bir tehlike teşkil ettiğini söylemektedir.
[5]
ABD’nin 2008’den itibaren yürüttüğü dış politikasını özellikle Avrupa Birliği’ne yönelik olumlu politikasını doğru anlayabilmek için Obama’nın Ulusal Güvenlik Stratejisini kısaca incelemekte fayda var. Bu strateji çerçevesinde ABD’nin daha güvenli olabilmesi için beş tane hedefi var:
1- Irak’taki savaşı sorumlu bir şekilde sonlandırmak;
2- El Kaide ve Taliban’la savaşı bitirmek;
3- Teröristlerin ve kızıl devletlerin nükleer silahlara ve nükleer maddelere ulaşmasını engellemek;
4- Enerji güvenliğini sağlamak;
5- 21. yüzyılın zorluklarına karşı koymak üzere ABD’nin ittifaklarını yenilemek.
[6]
Şu bir gerçek ki ABD tüm bu hedeflere ulaşabilmek için ortaklarının önemli desteğine ihtiyacı var. Bunun bilincinde olan Obama Avrupa Birliği politikasını buna göre şekillendirmiştir. Diğer taraftan da Avrupa Birliği ülkeleri tarafından özellikle seçim kampanyalarında büyük destek gören Obama Avrupa Birliği ülkeleri için de bir şans teşkil etmektedir. Avrupa Birliği ülkeleri özellikle Bush döneminde büyük eksikliğini hissettikleri ve bulamadıkları muhatabı Obama ile buldular. Bu fırsatı iyi değerlendirip bugüne kadar özlemi çekilen tek sesli bir Avrupa Birliği’ne gitme yolu açılmıştır.
[7] Sonuç itibariyle ABD Obama döneminde Avrupa Birliği tarafından daha rahat anlaşılan ve benimsenen bir dış politika sürdürmektedir. Özellikle Obama’nın Avrupa savunmasıyla ilgili söylemleri ve sempatik tavırları kendisine şu an olumlu şekilde dönmektedir. Bu bahar döneminin ne kadar süreceğini şu an için bilmek zor fakat iki taraf çıkarları çatışmadığı sürece bu dönem bir ABD-Avrupa Birliği menfaat ilişkisi görebileceğimiz kesin. Bu çerçevede ayrıca Fransa’nın NATO’nun askeri kanadına geri dönemsi ABD, NATO ve Avrupa Birliği menfaat ilişkisinin bir süre devam edeceğini görebiliriz.
(Yrd. Doç. Dr. Nail Alkan, Avrupa Masası, 21.10.2009)
[1] Foreign Affairs, Temmuz/Ağustos 2007, Renewing American Leadership
[2] Barack Obama’nın 24 Temmuz 2008 tarihli Berlin konuşması.
[4] Deutsche Welle 3 Nisan 2009
[5] http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=58779&cDate=